İran'ın niyeti belli

İlk bakışta uluslararası toplumla İran arasındaki nükleer müzakereler karmaşık gibi görünüyor; dönüşler, baskılar, şantaj ve protestolar silsilesi...

İlk bakışta uluslararası toplumla İran arasındaki nükleer müzakereler karmaşık gibi görünüyor; dönüşler, baskılar, şantaj ve protestolar silsilesi... Oysa troyka (Almanya, Fransa ve Britanya) ile Tahran arasında Kasım 2004'ten beri süren satranç oyunu aslında basit ve bir gerçeği gizleyemiyor : İranlıların nükleer silah edinme isteği. Bu stratejik amaç eski, tutarlı ve aşikâr.
Onlarca yıldır Tahran, tümüyle inkâr da etse nükleer emelinin peşini bırakmıyor ve nükleer silah sürecinin üstesinden gelmesini sağlayacak tesislere para harcıyor.
Avrupalıların da bu konuda biraz bilgisi var haliyle. Almanya uzun bir süre önce İranlılara iki santralın donanımını göndermeye yeltenmiş, ardından vazgeçip gereken ihracat iznini vermeyi reddetmişti. Keza Fransa da 1974'te Atom Enerjisi Komiserliği'ne (CEA) 1 milyar franklık İran kredisini kabul etmiş, buna karşılık İran da Avrupa konsorsiyumu Eurodif'in sermayesinin yüzde 10'unu almış ve Framatome'a iki nükleer santral sipariş sözü vermişti. Vazgeçilmiş, eski bir proje.
Gelgelelim bu engeller İranlıları yıldırmadı. Eskilere dayanan tarihleri, ateşli milliyetçilikleri ve coğrafi konumları bu emellerini daha da güçlendiriyor. Büyük miktarda petrol rezervi bulunan bu bölgesel güç, komşularının oluşturduğu baskıyı dengelemenin tek yolunun nükleerden (sivil ve askeri)
geçtiğine inanıyor. İran'ın dört bir yanı ABD üsleriyle kaplı: Irak, Körfez ülkeleri, Orta Asya. Dahası bu istikrarsız bölgede üç yeni nükleer ülke de var: Hindistan, Pakistan ve İsrail.
İran'ın kararlılığı ve ortamı yatıştırmasını bilen diplomasisinin incelikleri karşısında Avrupa kekelemekten başka bir şey yapamıyor. Avrupa, İran'da son başkanlık seçimlerindeki popülist sertleşmenin geleceğini göremedi. Haşimi Rafsancani'nin seçileceğini ve ülkesinin dış politikasını yumuşatacağını zannederken, ultra muhafazakâr Mahmud Ahmedinecad'la baş başa kaldı. Tahran'dan gelen mesajları deşifre etmeyi beceremiyor Avrupa.
Troyka, diplomasinin nimetlerine güvenmeye devam ediyor. Başka şansı da yok, aksi takdirde tehlikeli bir siyasi tırmanışla son çare askeri
yol olacak. (Başyazı, 11 Ağustos 2005)