Irkçılığa ulaşan cehalet

Türkiye'de Hitler'in 'Kavgam' kitabının satış rekorları kırması ve bunun üzerine bir de Prof. Ümit Özdağ'ın, "Arkadan hançerlendiklerini düşünen iyi Türkler, Hitler'i okuyorlar" gibi bir yorum getirmesi, hayli yankı uyandırdı.
Haber: MUSTAFA AKYOL / Arşivi

Türkiye'de Hitler'in 'Kavgam' kitabının satış rekorları kırması ve bunun üzerine bir de Prof. Ümit Özdağ'ın, "Arkadan hançerlendiklerini düşünen iyi Türkler, Hitler'i okuyorlar" gibi bir yorum getirmesi, hayli yankı uyandırdı. Türkiye'de gerçekten Nazi ideolojisine bir sempati duyulup duyulmadığı tartışılıyor bugünlerde.
Ancak bu tartışmayı yaparken Nazi ideolojisinin gerçekte ne olduğuna ve buna sempati duymanın, Türkiye'deki hangi ideolojik çevreler açısından teorik düzeyde mümkün olduğunu incelemek gerek.
Elbette bu, nazizme sempati duymanın, hangi çevreler için aslında hiçbir şekilde mümkün olmaması gerektiğini de ortaya çıkaracak. Bu ise önemli, çünkü aslında Hitler hakkında 'iyi yapmış, eline sağlık' diye düşünenlerin çoğu, ne dediklerinin ve bunun sahip çıktıkları kimlikle ne kadar çeliştiğinin farkında değiller.
Anti-Semitizm'in gerçek anlamı: Nazizmin ideolojik çatısını, 'ırklar arası yaşam mücadelesi' inancı oluşturur. Buna göre Almanların ve diğer beyaz Avrupalıların ataları olan Ari ırk üstündür, ancak diğer ırklar, özellikle de başta Yahudiler olmak üzere Semitik (Sami) ırklar, onlara karşı sürekli fitne-fücur üretmektedir.
Ölüm kamplarını kuran paranoya
Nazilerin bu paranoyadan yola çıkarak korkunç bir Yahudi düşmanlığı geliştirdiklerini ve sonucunda 6 milyona yakın Yahudi'yi ölüm kamplarında yok ettiklerini biliyoruz. Bundan daha az bilinen gerçek ise, Nazilerin Yahudi düşmanlığının aslında 'İslam düşmanlığı' da içermesidir!..
Bunu görmek için önce anti-semitizm'in gerçekte ne olduğunu anlamak gerek. Bu terimdeki 'semit' sözcüğü, Yahudilerin de dahil olduğu Sami ırkını ifade eder. Peki Yahudilerden başka kimler vardır Samiler arasında? Araplar!.. Araplar Yahudilerle hem ortak bir etnik kökenden, hem de ortak bir kültürden gelirler. Söz konusu ortak kültür, bir Sami olan Hz. İbrahim'den bu yana kesintisiz devam eden 'monoteizm'dir. Yani tektanrıcılık. İslami ifadeyle 'tevhid.'
Pagan unsur
19. Yüzyıl Avrupası'nda gelişen ve nazizmin ideolojik temelini oluşturan modern anti- Semitizm (ki bu geleneksel Hıristiyan anti-Semitizmi'nden farklıdır) Yahudilik'le birlikte aslında tüm Sami kültürüne yönelik bir tepkidir. Dolayısıyla modern anti-Semitlerin çoğu İbrahimi dinlere karşı çıkarken, bunların yerine antik pagan dinleri savunmuştur. Söz konusu pagan unsur, Nazi ideolojisinde çok belirgindir. Amerikalı tarihçi Nicholas Goodrick- Clarke 'Nazizmin Okült Kökenleri' (The Occult Roots of Nazism) adlı ünlü kitabında, Nazilerin Almanların antik pagan dinine duyduğu özlemi anlatır.
Buna göre Hitler ve kurmayları, Yahudiliğin bir uzantısı saydıkları Hıristiyanlığı fazla barışçı ve enternasyonalist buldukları için, şovenizme uygun bir 'ulusal din' yaratmak istemiş, bunun ilham kaynağını da paganizmde bulmuşlardı. Bu mantıkla Naziler iktidara geldiklerinde pek çok pagan gelenek ve ritüeli dirilttiler. Eski pagan bayramları ve festivalleri canlandırıldı. Gamalı Haç, sanıldığı gibi Hıristiyan bir simge değildi; eski Aryan inançlarında yeri olan pagan bir semboldü. Hitler, Cermenlerin savaş tanrısı Wotan için tapınak diktirmek bile istemişti.
'Beyaz Irk'a uyarılar!
Nazilerin İslam'a bakışı: Nazilerin Sami dinlere düşmanlığında, İslam'a da bir pay vardı. Örneğin hareketin en önemli ideoloğu sayılan, Hitler'in sağ kolu Alfred Rosenberg, '20. Yüzyılın Efsanesi' aldı ünlü kitabında, ''Muhammed'in fanatik ruhu ile yönetilen koyu renkli ve aşağı ırkların nefretine' karşı beyaz ırkı uyarmıştı. Hitler, Arapları 'Kırbaçlanmaya ihtiyaç duyan yarı-maymunlar' diye tanımlamıştı. (Bernard Lewis, Semites&Anti-Semites, s. 27, 140)
Bir diğer Nazi ideoloğu Rolf Beckh ise 'Der Islam' başlıklı makalesinde, İslam kentlerini yakıp yıkan, Müslüman halkları kılıçtan geçiren Moğol despotu Cengiz Han'dan övgüyle söz ediliyordu.
Cengiz Han sevgisi
Beckh'e göre, Cengiz Han, 'Ortadoğu'yu Semitik baskıdan kurtarmak için savaşmış cesur bir kumandan'dı. (Lewis, s. 28)
Savaş yıllarında Naziler pragmatik hesaplarla Kudüs Müftüsü gibi bazı Araplarla geçici işbirlikleri de kurdular; ama ideolojik olarak hâlâ 'Müslüman düşmanı'ydılar.
Ve eğer Naziler II. Dünya Savaşı'nı kazanıp da hayallerindeki 'Üçüncü Alman Krallığını' kursalardı, Yahudilerin hepsini öldürdükten sonra, pek çok Müslüman halkı da soykırımdan geçirecek ya da köleleştireceklerdi. Nazizmin ırk teorisi, bunu gerektiriyordu.
Bütün bunlar gösteriyor ki, İslami değerlerle düşünen bir zihnin 'Nazi sempatizanı' olması büyük bir paradokstur. Ve ancak cehaletle açıklanabilir. 'İslami medya'nın bazı marjinal sesleri arasında 'Hitler'in Yahudilere hak ettiği cezayı verdiğini' ileri süren, hatta 'Keşke işin sonunu getirebilseydi' gibisinden hayıflananları, bu kategoride değerlendirmek lazım. İslami bir zihin, nazizme hiçbir şekilde sempati duyamayacağı gibi, onun belirleyici unsuru olan Yahudi düşmanlığına da yakın duyamaz. Kuran'a göre Yahudiler 'Kitap Ehli'dir; vahiy almış inançlı bir topluluktur. Kuran'da Yahudiler eleştirilir de; ama 'dünyayı fesada boğan Yahudi' temasının İslam'da yeri yoktur.
19. yüzyılın yalanları
Bu, 'Siyon Protokolleri' gibi safsataları uyduran anti-Semitlerin ürettiği bir paranoyadır. Zaten İslam dünyasına da 19. yüzyılda Avrupa'dan ithal edilmiştir.
Türk milliyetçilerine gelince... Onların da nazizme sempati beslemelerinin ve 'Yahudi düşmanı' olmalarının tutarlı bir teorik açıklaması olamaz. Madem 'Hira Dağı kadar Müslüman'dırlar, o halde anti-İslami bir öz taşıyan Nazi ideolojisine alabildiğince uzak durmaları gerekir. Kaldı ki büyük bir ilham kaynağı olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu da, Yahudi düşmanlığına karşı Yahudilere kucak açmış bir devlettir.
Osmanlı'nın tutumu
Osmanlı İmparatorluğu'nda, 19. yüzyılda Şam'daki Yahudiler hakkında Rumlar tarafından ortaya atılan 'kan iftirası' (Yahudilerin küçük çocukları kaçırıp kurban ettikleri yalanı) üzerine Sultan Abdülaziz önlem almış, 'Yahudi milletinin bu gibi iftiralardan korunması' için ferman yayımlamıştır.
15. yüzyıl sonlarında İspanya'dan sürülen Yahudileri Osmanlı'ya davet eden Haham Zarfati ise, Avrupa'daki Yahudi düşmanı 'merhametsiz zalimleri' kınarken, Osmanlı'nın hoşgörüsünü överek sormuştur: "Müslümanların yönetimi altında yaşamak, Hıristiyanların yönetimi altında yaşamaktan çok daha iyi değil mi?"
Kısacası kendisini İslam ve Osmanlı referansları ile tanımlayan Türk sağının, aslında nazizmi düşman sayması ve Yahudi düşmanlığına da hiç itibar etmemesi gerekir. ('Türk sağı' içinde Nazi sempatizanlığını hak edecek tek çizgi, Nihal Atsız'ın ırkçı Türkçülüğüdür ki, o da zaten oldukça marjinaldir.) Peki ama teorik düzeyde 'olması gereken' bu çizgiyi neden her zaman göremiyoruz? Neden, aksine, 'Ya Allah, Bismillah, Allah-u Ekber' diyerek yazan ve yürüyen bazı insanlar, nazizm ve anti-semitizm kokan laflar ediyorlar? Tek bir cevap var:
Savunduklarını zannettikleri değerlerin gerçekte son derece uzağındalar. İncil'de Hz. İsa'nın düşmanları hakkında dediği gibi, "Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar."

Mustafa Akyol: Yazar