İslam'ın dilinden konuşup barış şarkısı söyledi

İslam'ın dilinden konuşup barış şarkısı söyledi
İslam'ın dilinden konuşup barış şarkısı söyledi

Kahire Üniversitesi?nde ayakta alkışlanan konuşmasında Obama, ?İnsanların barış içinde yaşaması tanrının görüşü. Tanrının selamı üzerinizde olsun? dedi. FOTOĞRAF: AP

ABD Başkanı, Kahire Üniversitesi'nde Müslümanlara tarihi hitabında, İslam'a övgü düzse de anlaşmazlık konularıyla yüzleşmek gerektiğini vurguladı. Obama, İslam'la Batı arasında gerilime sebep olan yedi konuya açıklık getirdi: '11 Eylül bizim için travma' diyen Obama, aşırılıkçılarla mücadele azmini dile getirdi, İsrail'e 'Filistin devleti kurulacak' mesajı yolladı. 'Demokrasi dayatmayacağız' dese de demokrasi dersi verdi, kadın haklarına özel vurgu yaptı

‘Aşırılıkçılarla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz’
Ankara’da ABD’nin İslamiyet’le bir savaş içinde olmadığını ve asla olmayacağını açıkça ortaya koydum. Ancak şiddet yanlısı aşırı güçlere ısrarla karşı çıkacağız. Afganistan’daki durum ABD’nin amaçlarını açık biçimde ortaya koymakta. 7 yılı aşkın ABD geniş bir uluslararası destekle Taliban ve Kaide’nin peşine düştü. Bu bizim seçeneğimiz değildi, gereklilikti. Bazıları 11 Eylül’ü sorguluyor. Kaide o gün 3 bin masum kişiyi öldürdü, bugün hâlâ öldürmeye devam etmekte. Bunlar tartışılacak konular değildir, gerçek olgulardır.
Afganistan’da asker tutmak, askeri üslere sahip olmak istemiyoruz. Oradakiler mümkün olabildiğince yüksek sayıda Amerikalıyı öldürmek istemiyor olsalardı askerlerimizi geri getirmek için büyük bir istek olurdu.
Kuran ‘Kim ki tek bir masum kişiyi öldürürse, bütün insanlığı öldürmeye eşdeğer bir suç işlemiştir’ der. İslam barışın teşvik edilmesini parçasıdır. AfPak’taki sorunlar sadece askeri güçle çözülebilecek sorunlar değil. Afganistan’ın tersine, Irak bizim seçtiğimiz bir savaştı. Benim ülkemde ve dünyada güçlü biçimde farklılıkları kışkırttı. Irak halkının Saddam’sız daha iyi durumda olduğunu düşünsem de, Irak’taki olaylar Amerika’yı diplomasi kullanma gereğini hatırlatmıştır. Ve askeri güç için uluslararası işbirliği gereğini hatırlatmıştır. Bugün ikili sorumluluğumuz var: Irak’ın daha iyi bir geleceği inşa etmesi ve Irak’ı Iraklılara bırakma. Irak’tan üs istediğimizde toprak ve kaynaklarında iddiada bulunmuyoruz. Irak’ın eğemenliği Irak’ın. Tüm askerlerimiz 2012’de Irak’ı terk etmiş olacak.
11 Eylül bizim için dev bir travma etkisi yaptı. Bu öfkeyi anlamak gerek. Ancak bazı durumlarda ideallerimize aykırı davranmamıza da neden oldu. ABD’de ve ABD tarafından işkencenin kullanımını koşulsuz biçimde yasakladım ve Guantanamo’nun gelecek yıl başında kapatılması için mücadele ediyorum. Amerika kendisini diğer ulusların egemenliğine saygılı biçimde savunacak ve hukukun üstünlüğüne saygı göstercektir. Müslüman toplumlarla sürekli ortaklık içinde olacağız. 

‘Filistinlilerin acısı tahammül edilmez, devlet kurulmalı’
İsrail, Filistin ve Arap dünyasındaki durum. ABD’nin İsrail ile güçlü bağları herkesçe biliniyor. Bu kırılamaz, yıkılamaz, kültürel ve tarihsel bir bağdır. Bütün dünyada Yahudiler yüzyıllarca zulüm görmüş, soykırıma uğramışlardır... Öte yandan şu da bir gerçek ki Filistin halkı kendi vatanlarında anayurt arayışı içinde büyük acılar çekmiştir. Ve Gazze’de ve Batı Şeria’de ve komşu ülkelerde pek çoğu mülteci kamplarında barış ve güvenlik içinde yaşayacakları hayatı beklemektedirler. Her gün aşağılanmaktadırlar. Bunun nedeni de işgaldir. Bu durum tahammül edilebilir değildir. ABD, meşru ve olumlu bir yaşam için duydukları özleme sırt çevirmeyecektir. Filistinlilerin bir devlete sahip olması gerekmektedir.
İki halkın da istekleri karşılanmalı. Bu da iki devlet olarak barış ve güvenlik içinde yanyana yaşadıkları bir çözüm anlamına gelmekte. Taraflar sorumluluklarını yerine getirmeli. Filistinliler şiddetten vazgeçmek zorunda. Uyuyan çocuklara roket atmak, ya da otobüsteki yaşlı kadınlara bomba atmak ne cesaret ne güçtür. Filistin Yönetimi otoritesini sağlamlaştırmak zorunda. Hamas destek sahibi ama sorumlulukları da var. Filistinlilerin beklentilerini gerçekleştirmek için şiddete son verip geçmiş anlaşmaları ve İsrail’in var olma hakkını tanımalı. İsraillilerin de İsrail’in var olma hakkı inkâr edilemezse, Filistin için de aynı şeyin geçerli olduğunu tanımak zorunda. ABD Yahudi yerleşimlerinin meşruiyetini kabul etmiyor. Bunlar anlaşmaları ihlal etmekte ve barış çabalarının küçümsenmesine sebep olmakta. Durmasının vakti gelmiştir.
Barışı dayatmamız mümkün değildir. Ancak pek çok Müslüman İsrai’in oradan gitmeyeceğinin farkındadır. İsrailliler de Arapların orada olacaklarının farkındadır. Kudüs’te Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar, bütün İbrahim oğulları barış içinde yaşamak zorundadır... 

‘Amerika İran’da seçilmiş hükümete darbe yapmıştı’
Yıllardır İran kendisini ülkeme karşıtlığıyla tanımlamıştır ve aramızda fırtınalı bir tarih vardır. Soğuk Savaş’ın ortasında ABD, İran’da demokratik yollarla seçilmiş hükümetin düşürülmesinde rol oynamıştır. (İlk kez bir ABD Başkanı Musaddık’a darbeyi kabul etti). İslam Devrimi’nden beri İran’ın da ABD askeri ve sivillerinin maruz kaldığı rehin alma ve şiddet eylemlerinde payı var. Bu herkesçe bilinen bir tarih. Ancak ülkem İran ile geçmişi bir kenara bırakıp ilerlemeye hazırdır. Bugün sorulması gereken soru İran’ın neye karşı olduğu değil nasıl bir gelecek inşa etmek istediğidir. Elbette güvensizliği aşmak zor olacak. Ama cesaret ve azimle ilerleyeceğiz. Bu Ortadoğu’da nükleer silah yarışını engellemekle ilgili. Bazı ülkelerin silahı olması ve bazılarının ise olmamasına yönelik itirazları anlıyorum. Ama hangi ülkenin bu silahlara sahip olacağını seçme hakkımız yok. Yine de hiçbir ulusun nükleer silaha sahip olmaması için uğraşıyoruz. İran dahil bütün uluslar barışçıl nükleer programlarını sürdürme hakkına sahip. Ama kitle imha silahlarna karşı ortaya konulmuş anlaşmaya herkesin uyması gerek. 

‘Demokrasi, iktidardayken de muhalefetteyken de lazım’
Hiçbir hükümet, başka ülkeye neyi sahip olaması gerektiğini dayatma hakkına sahip değil. Ama bu kendi halkının iradesini yansıtan hükümetlere karşı benim sorumluluklarımı azaltmamalı. Kendi fikrini söyleyebilmek ve hükümetinin nasıl olacağı konusunda fikir ifade edebilmek, hukunun üstünlüğü ve adalet önünde eşitliğe inanmak, şeffaf olan ve kendi halkından çalmayan bir hükümet; bunlar sadece Amerika’nın sahip olduğu idealler değil, bütün insanlığa ait. Bu idealleri her yerde destekleyeceğiz. Bu hakları koruyan hükümetler daha başarılı, istikrarlı ve güvenlidir. İdealleri ve fikirleri baskı altında tutmak hiç bir zaman onları yok etmez. Amerika tüm barışçıl ve yasal seslerin duyulmasını destekliyor. Aynı fikirde olmasak bile dünyada bu seslerin duyulması gerek. Yeter ki tüm hükümetler halklarını saygı içinde idare etsin. Bu çok önemli. Çünkü bazıları kendileri muhalefetteyken demokrasi talep edip kendileri iktidara gelince onlara muhalif sesleri bastırmaya yeltenmekte. Dolayısıyla halkın iktidarı tüm güçlerin standardı olmalı. İktidarınızı uzlaşmayla elde etmek durumundasınız, baskıyla değil.
Azınlık haklarına saygı göstermeli, uzlaşma ve hoşgörü ruhu içinde hareket etmelisiniz. Halkınızın meşru taleplerini, siyasi çıkarlarınızın üstünde tutmalısınız. Aksi halde gerçek bir demokrasi olamazsınız.

‘Kadınlara ne giymeleri gerektiğini dikte etmeyelim’
İslam hoşgörü konusunda son derece gurur verici bir geleneğe sahip. Bunu Endülüs ve Kurtuba’daki tarihe baktığımızda da görüyoruz. Endonezya’da bir çocukken de bunu gözleme şansım oldu. Hıristiyanlar Müslüman özgürce ibadetlerini yerine getirebilmeli. İşte bugün ihtiyaç duyduğumuz maneviyat budur. Ancak  pek çok Müslüman arasında kendi inancını diğerinin inancını reddetmek yoluyla ölçme durumu var. Oysa dinsel zenginlik desteklenmeli. İster Lübnan’daki Maruniler için, ister Mısır’daki Kıptiler için... Irak’ta Sünni-Şii bölünmesinin nasıl trajik şiddete yol açtığını görmeliyiz.
Dinsel özgürlük bir arada yaşayabilme için en merkezi konulardan birisi. Bu Batılı ülkelerin Müslüman vatandaşların ibaretlerini engellemeleri açısından da geçerli.
Bazı ülkelerde Müslüman kadının nasıl giyinmesi gerektiğini dikte etmeye çalışan güçler var. Bir dine yönelik ayrımcılığı, düşmanca tutumu kabul edemeyiz. Aslında inanç ve din bizi buluşturması gereken konular. Bunun için de Amerika’da Hıristiyan, Müslüman ve Yahudileri bir araya getiren hizmet projelerimiz var. Suudi Kralı Abdullah’la birlikte inançlar arasında diyaloğu destekliyoruz. Türkiye’nin Medeniyetler İttifakı’ndaki liderliğini destekliyoruz. Dünyada diyaloğu, inançlar arasında bir hizmete dönüştürebiliriz. Böylece köprüler kurabiliriz. 

‘Kadının eğitildiği ülkelerin refahı tesadüf değil’
Batı’daki bazı güçlerin başını kapatmayı seçen bir kadının daha az eşit olduğuna dair inançlarına katılmıyorum. Ancak eğitim hakkı reddedilen bir kadının eşitliği de reddediliyor. Kadınların daha iyi eğitim aldıkları ülkelerin daha zengin ve daha refah içinde olmaları bir tesadüf değil. Kadın eşitliği sadece İslam’ın konusu değil. Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Pakistan, Bangladeş, Endonezya ve Türkiye’de bir kadının başbakan olduğunu gördük. Ama kadınların eşitlik mücadelesi Amerika’da da var, dünyada pek çok ülkede de. Kızlarımız toplumlarımıza oğullarımız gibi katkıda bulunabilir. Nüfusunun çoğu Müslüman olan bir ülkede kızların okumaları ve genç kadınların istihdama katılmalarına yardımcı olmaya hazırdır.

‘21. yüzyılın para birimi eğitim olacaktır’
Pek çok insan için küreselleşmeçelişkiler yaratıyor. Toplumlar değişir, bu da korkuya yol açabilir. Bu korku kimliklerimizi kaybedeceğimize ilişkindir. Ama insanlığın gelişmesi inkâr edilemez. Japonya ve Kuzey Kore gibi ülkeler ekonomilerini kalkındırırken kültürlerini de koruyabilmiştir. Bu pek çok Müslüman ülke için de geçerli. Ama şunun farkına varmalıyız, eğitim ve yenilikçilik 21. yüzyılın para birimi olacaktır.
ABD artık eğitime ağırlık verecek. Daha fazla burs tanıyacağız, daha fazla Amerikalının Müslümanlar içinde eğitim almasını destekleyeceğiz. Bu yıl girişimcilik zirvesi düzenleyeceğim. Müslüman ülkelerde teknolojik kalkınmayı destekleyeceğiz. Böylece piyasaya farklı fikirlerin girmesini sağlayacağız, Ancak bunlarBunlar ortaklık içinde yapılmalı. 

‘Barış içinde yaşayalım’
Bütün bu konuları ele almak kolay değil. Fakat aradığımız dünya için, birlikte hareket etme sorumluluğumuz var. Böylelikle, aşırılıkçı güçlerin halklarımızı tehdit edemeyeceği; Amerikan askerlerinin eve dönebileceği; İsraillilerle Filistinlilerin kendi devletlerinde güvenle yaşayacağı; nükleer teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanılacağı; hükümetlerin vatandaşlarına hizmet edeceği ve Tanrı’nın tüm çocuklarının haklarına saygı duyulacağı bir dünya olabilir. Bunlar hepimizin ortak çıkarları. Aradığımız dünya budur. Bunu ancak birlikte elde edebiliriz.
Pek çok Müslümanın ve Müslüman olmayanın böyle bir başlangıç yapılabileceğine dair kuşkusu olduğunu biliyorum. Bazıları ayrılıklarımızın alevini güçlendirme taraftarıdır. Bazıları bu çabaya değmeyeceğini, anlaşmazlığın kaderimiz olduğunu, medeniyetlerin mutlaka çatışacağını düşünüyor. O kadar çok korku ve güvensizlik var ki! Ama geçmişte kalmayı tercih edersek asla ileriye gidemeyiz. Tüm dinlerden herkese ve özellikle gençlere sesleniyorum; sizler herkesten daha fazla bu dünyayı yeniden yaratma yeteneğine sahipsiniz. Savaş başlatmak bitirmekten kolaydır. Kendine bakmaktansa başkalarını suçlamak, paylaşılanları bulmaktansa farkları görmek kolaydır. Ama biz doğru yolu seçmeliyiz, kolay olanı değil. Aslında tüm dinlerin özünde bir kural vardır, ‘bize nasıl davralımasını istiyorsak başkalarına da öyle davranmalıyız’. Bu gerçek, ulusları, halkları, siyah-beyaz, Hıristiyan-Müslüman ya da Musevi olmayan bir inançtır. Medeniyetlerin beşiğinde nabzı atan, bugün de milyarlarca kalpte yaşayan bir inanç. Bu, başkalarına duyulan inançtır ve beni buraya getiren budur.

‘Ey İnsanlar!’
Yüce Kur’an bize, ’Ey insanlar! Doğrusu biz, sizi bir erkekle bir kadından yaratıp, birbirinizi tanıyıp bilesiniz diye kavimlere ve kabilelere ayırdık’ derken Talmud da, Tevrat’ın tamamı, barışı teşvik amaçlıdır’ diyor. Kutsal İncil’de ise ‘Barış getirenler kutsanmıştır, onlar Tanrı’nın oğulları diye çağrılmalıdır’ deniliyor. İnsanlar barış içinde birlikte yaşayabilir. Bunun Tanrı’nın görüşü olduğunu biliyoruz. Bu bizim dünyadaki görevimiz olmalı. Teşekkürler, Tanrının selamı üzerinize olsun.

‘İnsanlık İslam’a borçlu ama gerilimlerimizle yüzleşmeliyiz’ 
Esselam-ı aleyküm. İslam ve Batı arasındaki ilişki yüzyıllarca bir arada yaşama ve işbirliğini içerir, ama aynı zamanda çatışma ve din savaşları da söz konusudur. 11 Eylül saldırıları ve aşırı güçlerin devam eden sivillere yönelik şiddet çabaları bazı kişilerde İslam’ın Batı ve insan haklarına düşman olduğu görüşünü uyandırdı. Bu daha fazla korku ve güvensizlik ortaya çıkardı. İlişkimiz farklılıklarımızla tanımlandıkça barış değil nefret tohumu ekenleri güçlendiririz.
Bugün Kahire’de karşılıklı çıkar ve saygı temelinde ABD ile tüm Müslümanlar arasında yeni bir başlangıç arayışı içinde bulunuyorum. ABD ile İslam’ın birbirine karşı çıkan değil örtüşen, adalet, ilerleme, hoşgörü ve bütün insanların onuruna dair ilkeleri paylaşan bir ilişki içinde olduğunu hatırlamamız gerek. İlerleyebilmek için çok açık biçimde kalbimizde gizli kalanları birbirimize söylemeliyiz.
Kuran’ın dediği gibi ‘Rabbini bil ve her zaman doğruyu söyle’.
Ben bir Hıristiyanım, ama babam kuşaklarca Müslüman olan Kenyalı bir aileden. Küçük bir çocukken birkaç yılı Endonezya’da geçirdim. Şafak vakti ezan sesi dinledim. Gençken  Chicago’da pek çok insanın Müslüman inancında huzuru bulduğu topluluklarda çalıştım. Tarih öğrencisi olarak biliyorum ki, uygarlığın İslamiyet’e büyük borcu var. İslam dini hoşgörü ve ırksal eşitliğin mümkün olduğunu gösterdi. ABD’yi ilk tanıyan Fas’tı. Amerikalı Müslümanlar kuruluştan beri ABD’yi zenginleştirmiştir. Kongre’ye yakın zamanda seçilen ilk Müslüman, kurucu atalarımızın, Thomas Jefferson’ın kişisel kütüphanesinde muhafaza ettiği kutsal kitap üzerine yemin etmiştir.
Bugün ABD başkanı olarak sorumluluğumun bir parçasının İslam’a yönelik olumsuz önyargılara karşı mücadele olduğuna inanıyorum. Ancak aynı ilke, ABD’ye karşı Müslüman dünyada var olan algılara dair de geçerli olmak zorunda.
Amerika’daki özgürlük anlayışımız, herkesin kendi dinini yaşayabilmesidir, bu bölünemez bir anlayıştır. ABD hükümeti kadınların başörtüsü haklarını korumak için davalar açmıştır, bu hakkı inkâr edenleri cezalandırmıştır. İslamiyet Amerika’nın bir parçasıdır.
Bosna’daki masumlar katledildiğinde bu kolektif vicdanda bir lekedir. Herhangi bir ülke ya da grubun başkaları üzerindeki üstünlüğüne dayalı düzen yenilmeye mahkûmdur. Gerilimleri konuşup yüzleşmemiz lazım.