İsrail yeni Yahudi gettosuna dönüşüyor

İsrail yeni Yahudi gettosuna dönüşüyor
İsrail yeni Yahudi gettosuna dönüşüyor
İsrail filo saldırısının ardından dünyanın Mavi Marmara'daki birkaç bıçak ve sopa üzerine dar bir tartışmaya takılmasını istiyor. Fakat asıl soru daha derin: İsrail ve Siyonizm, Yahudilerin güvenlik içinde yaşama hakkının soylu bir tezahürü mü, yoksa İsrail Museviliğin etik temellerini unuttu mu?
Haber: Rami Huri / Arşivi

İsrail’in Gazze’ye giden yardım filosuna düzenlediği saldırının sonrasında gelişen olaylar üç düzeyde değerlendirilebilir ve bu meseleyi hangi açıdan ele almayı tercih ettiğiniz son derece önemli. Birincisi, gücü önce kimin kullandığına dair dar, teknik düzey; sorun İsrail’in saldırısı mıydı, yoksa ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan çatışmayı Mavi Marmara ’da kendilerini savunan kişiler mi tetikledi? İkincisi, iki tarafın da eylemlerinin, önemli ahlaki ve hukuki soruları da gündeme getiren daha geniş siyasi bağlamı; yani İsrail’in ablukasıyla Gazze halkının boğulması ve Filistinlilerle uluslararası toplumun, kuşatmayı kırıp Gazze nüfusuna temel insani malzemeleri gönderme yönünde giderek artan çabaları.
Üçüncü düzeyse, İsrail’in dünya ulusları arasındaki yeri. Bu düzey, Yahudi halkının anavatanı olarak İsrail’i başarıyla yaratan modern Siyonist hareketin, kendisini nasıl giderek tecrit altında bulmasıyla ilgili. Zira bu hareket kendisine, onu diğer devletlerin davranışlarını yöneten yasaların üstüne koyan ayrıcalıklar atfediyor. Herkesin yıllardır “Siyonizm ırkçılık mıdır?” diye sormasının nedeni de bu.
Bana göre bunların en önemlisi üçüncü düzey; yani İsrail’in ve Siyonizm’in neye dönüştüğüne, Filistinliler ve Araplarla çatışmalarının ötesinde, diğer halklar ve devletlerle nasıl ilişki kurduğuna dair sorular. İsrail ve Siyonizm, Siyonistlerin kendi hareketlerini resmettiği gibi, Yahudi halkının soykırımsal pogromlara maruz bırakılmadan barış ve güvenlik içinde yaşama hakkının soylu tezahürü mi? Yoksa Siyonizm ve İsrail ihtiyaçlarına o kadar dar ve kör bir bakış açısıyla kafayı taktı ki, Museviliğin ana özellikleri sayılan etik temelleri, yani adalet, şefkat ve bütün insanlık için eşitliği unuttu mu? Bir başka deyişle, Siyonizm ve dolaylı olarak İsrail’le Musevilik, hayatı koruma yönünde bir bağlılıktan kuşatma, saldırı, korsanlık ve cinayetin medya üzerinden haklı gösterilmesine mi dönüştü? Bizzat İsrailliler ve Yahudiler, dünya çapında sorulan daha derin, karmaşık ve genelde yürek sızlatan bu soruları yanıtlamalı.
İsrail bu tartışmadan kaçınmak istiyor ve dikkatleri çok dar teknik meselelere çekmeyi tercih ediyor. Bugünlerde İsrail-Siyonist nakaratı şöyle: Yahudiler sopa ve bıçak taşıyan çapulcuların saldırısına uğradı ve kendilerinin bir daha asla çetelerin saldırısına uğramasına izin vermemeliler. Çoğunlukla beyaz Hristiyan Avrupalılarca yüzyıllar boyu maruz bırakıldığı insanlık dışı pogromların, ırkçılığın ve soykırım saldırılarının ardından, Yahudilerin kendilerini savunma mesajı özel bir ağırlık ve yankı taşıyor; ve öyle de olmalı. Fakat Yahudilerin modern zamanlarda kendini savunma hakkı, modern Siyonist-ler ve İsrail’in Filistinlilerle diğer Araplara karşı saldır- ganlığı, etnik temizliği, katliamları, işgali, kuşatması, toplu cezalandırmaları, yavaş yavaş açlığa mahkum etmesi, sömürgeleştirmesi ve zaman zaman sergilenen barbarlık gösterileriyle giderek daha fazla çatışıyor.
İsrail Siyonizmi, tarihsel Museviliğin etik ve ahlaki temelleriyle giderek daha fazla çelişiyor: Uluslararası hukuk bütün dünya için geçerli. Fakat İsrail kendisine, bu hukuku görmezden gelmeye, Yahudi halkını ve değerlerini savunma adına açık denizde insani konvoylara saldırmaya yönelik özel bir hak tanıyor. Yahudi halkını koruma adına gerektiği düşünülen her tür tedbiri alma yönündeki bu İsrail- Siyonist eğilimi, Filistinliler ve Araplarla yaşanan daha dar ihtilafı aştı ve Türklerin de ölümüyle sonuçlandı. İsrail, uluslararası hukukun evrenselliği kavramına ciddi bir hakarette bulundu.
İsrailliler dünyanın birkaç bıçak ve sopayla ilgili sonsuz bir tartışmaya takılmasını istiyor. Dünyaysa İsrail’in, bir Yahudi devletinin bütün insanlığı yöneten yasalara saygı mı gösterdiğine, yoksa sadece kendi ebedi mağduriyeti konusundaki histerik, şiddet dolu ve çoğu zaman ölümcül anlayışına göre mi davrandı-ğına dair daha temel sorunlarla ilgilenmesini istiyor. İsrail kendi tarihi ve daimi mağduriyetini, herhangi bir yeri sağa sola saldırmak için serbest atış ve öldürme alanına dönüştürme hakkı olarak görüyor. Bunu Yahudiliği koruma adına yapıyor fakat gerçekte Yahudiliği giderek daha çok lekeliyor ve alçaltıyor.
İsrail, giderek daha çok tecrit edilen ve eleştirilen yeni bir Yahudi gettosu haline gelmeye başladı. Bu
durum iki kat trajik, zira kendi eseri. Yahudi etiği insanlığı daha yüksek bir ahlaki yasadan mesul tutuyor. Peki bu yasa Yahudi devleti için de geçerli mi? (Lübnan’da yayımlanan İngilizce gazete, 2 Haziran 2010)


    ETİKETLER:

    Mavi Marmara