İstanbul Boğazı, Avrupa'nın sınırıdır

Avrupa'nın coğrafi ve çokça teorik limitleri, antik veya modern tarihten gelen sınırları ya da Avrupa uygarlığının kapladığı alanlar, önemi ve bıraktığı derin etkiler üzerine çok şey yazılıp çizilebilir.
Haber: ROLAND J. L. BRETON / Arşivi

Avrupa'nın coğrafi ve çokça teorik limitleri, antik veya modern tarihten gelen sınırları ya da Avrupa uygarlığının kapladığı alanlar, önemi ve bıraktığı derin etkiler üzerine çok şey yazılıp çizilebilir. Ama asıl mesele bu değil. Bugün, geleceğin Avrupa Birliği'nin mantıken durması gereken yeri tam olarak bilmemiz gerekiyor.
Konstantinopolis-Bizans-İstanbul şüphesiz hep Avrupa'da, Anadolu da Küçük Asya'da oldu. Asya'nın göbeğinden kopup gelmiş ve imparatorlukları yoluyla Avrupalılaşmış Türkler de daha sonraları meşru olarak modernist, laik, demokratik ve şimdi de diplomatik istekleriyle bu Avrupalılıklarını göstermeye devam ettiler.
Türkleri gayet tabii Avrupalı olarak içimize kabul edebiliriz, zira hepimiz laik bir toplumda yaşamak isteriz.
Zaten göçmen işçisi, çoluğu çocuğuyla 3 milyondan fazla Türk vatandaşı içimizde. Bunların ne AB vatandaşlarına ne de AB içindeki gruplara bir zararı oluyor.
Ancak sorun topraklardan kaynaklanıyor, zira sınırın İstanbul Boğazı'nı aştıktan sonra Küçük Asya'dan da geçip geçmeyeceğine karar vermek biz Avrupalılara düşmüyor. Uluslararası hukuk sebebiyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin mevcut sınırlarını kabul etmek veya reddetmekten başka bir seçeneğimiz yok. Oysa bu sınır, 1920'den beri Ermenistan ve Kürdistan'ı ikiye bölüyor. Gelgelelim, soykırımdan kaçan Ermenileri ve ister Türk ister başka vatandaşlıktan olsunlar, çalışmaya gelmiş Kürtleri kardeşimiz kabul edip aramıza aldıktan sonra Avrupa'ya bütün bu ülkelerin yerine sadece bir parçayı almayı düşünemeyiz.
Neden Avrupa'nın sınırları bir Kars'ı içine alsın da, Erivan'ı almasın? Diyarbakır'ı alıp da Kerkük'ü bıraksın? Peki ya Kürtler yarın Türkiye'de dilleriyle birlikte tüm demokratik haklarını elde edecek olursa, neden kalkıp da AB sınırlarının içine bir Suriye, Irak veya İran'ın da katılmasını istemesinler? İstanbul Boğazı'nı ve Küçük Asya'yı da içine almış bir Avrupa, nereye kadar genişletilebilir?
Avrupa'nın artık aklı başına geldi, eskisi gibi bütün dünyaya genişleme hayali kurmuyor. Gerek iç çatışmalarını, gerek ötekilere egemen olma isteklerini bin bir zorlukla geride bırakmış Avrupalılar artık sadece birlik yolunu işaret edebiliyor. Ancak bu birlik, her kıtada ayrı ve uygarlıkların uzlaşmasıyla olmalı. Denizleri, boğazları aşıp gitmiş bir modelin sonsuza dek genişletilmesiyle değil. (Paris Üniversitesi'nde coğrafya profesörü, 13 Ocak 2005)