İstanbul'da zorbalık var

Almanya'nın Sesi (Deutsche Welle) Radyosu'nun, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı yürüten Lüksemburg'un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ile yaptığı söyleşi.

Almanya'nın Sesi (Deutsche Welle) Radyosu'nun, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı yürüten Lüksemburg'un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ile yaptığı söyleşi.
AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve İngiltere'nin AB'den sorumlu Devlet Bakanı Denis MacShane'yle birlikte Türkiye'yi ziyaret ettiniz ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le bir araya geldiniz. Hangi sonuçlara ulaşıldı?
Tam hemfikir olmuştuk ki..
Asselborn: Sanırım öncelikle bir Dışişleri Bakanı ve AB'nin temsilcisi olarak Türkiye'ye geldiğinizde, edindiğiniz izlenimleri aktarmakla başlamak lazım.
İlk olarak pazar akşamı Dışişleri Bakanı'yla bir araya gelindi, reform sürecinin durmaması ve Kıbrıs sorununun çok önemli olduğu konusunda hemfikir olundu; yani her şey olumlu. Ertesi gün; pazartesi sabahı kalktım İstanbul'daki görüntüleri gördüm. Bu benim için gerçekten 21. yüzyıl Türkiyesi değildi, aksine fazlasıyla zorbalığın olduğu bir Türkiye vardı.
Gül hatayı kabul etti
Sakince gösteri yapan genç insanlar, özellikle kadınlar, yerde yatarlarken bile coplandı.
Ayaklarla tekmelendiler.
Bu nedenle Rehn, MacShane ve ben bunu protesto edeceğimiz konusunda hemfikirdik. Toplantıdan önce 25 dakika Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yalnız görüştüm. O da gösterinin bu şekilde dağıtılmasının, bu zorbalığın hoşgörülü bir Türkiye manzarasıyla örtüşmediğini kabul etti ve sorumlular hakkında soruşturma açılması için ellerinden geleni yapacakları ve bunun bir daha tekrarlanmayacağı konusunda bize söz verdi.
İlerleme yeterli değilmiş
Yani bu bir istisna mıydı? Yoksa Türkiye gerçekten de insan hakları konusunda geri adımlar mı attı?
Asselborn: Türkiye son üç yılda insan hakları konularında çok fazla ilerlemeler yaptı. Ancak bu pazar günü Türkiye gibi geçiş döneminde bulunan bir ülkede işkenceye karşı, insan haklarından yana, din özgürlüğü adına ve buna benzer yasalar çıkarmanın yeterli olmadığı görüldü.
Avrupa'dan baskı olmasa Türkiye'deki insan hakları durumu daha kötü olurdu. Ekonomik ve siyasi olarak güçlü olmanın yeterli olmadığını onlara sadece biz anlatabiliriz. Demokrasinin temelinde insan hakları olmalı. Bu daha uzun sürecek bir yol.
Türkiye'ye güveniyoruz
Türkiye, devlet erkinin insan haklarına bağlı kalmasını ve hükümetin çıkardığı yasalara uymasını sağlayabilir mi?
Asselborn: Dün yemekte bir kez daha Abdullah Gül'le bu konuda görüştüm ve o bana şöyle dedi: "Tabii ki eğitimle ilgili sorunlarımız var, örneğin polislerin eğitimi. Gösteri yapan insanların olduğu stres ortamlarında nasıl davranacakları konusunda."
Türkiye, ne yönde hareket edeceklerini hükümetlerin belirlediği, 20. yüzyıldan farklı olarak olayları görmeleri için, hâkim ve hukukçuları yoğun bir şekilde eğitiyor. Bu yasaları uygulayacağı konusunda Türkiye'ye güvenebileceğimizi düşünüyorum. Tabii ki bunun için zaman lazım, bu bir günde olmaz.
Sorumluluk Rumların
Kıbrıs sorunu hâlâ tartışma konusu. Türkiye artık adanın Rum kesimini tanıyacak mı?
Asselborn: Bu konuda başarı sağlamak için adım adım gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin birkaç hafta içinde AB Komisyonu'yla müzakereleri sona erdirme aşamasına gelecek olmasını ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalayacak olmasını olumlu bir nokta olarak görüyorum. Bu bir adım olur. Tabii ki Türkiye şunu diyecektir: "Bununla Kıbrıs'ı tanımış olmuyoruz". Ancak burada ses tonu çok önemli.
Kıbrıs sorunu Yunanistan ve Kıbrıs'ın da sorumluluğunda. Burada Kıbrıslıların da kendi taraflarında çaba gösterdiğine inanıyorum. Bu durumda AB, Kuzey Kıbrıs'a 259 milyon avro verecektir, küçük de olsa bu da bir şey. Ayrıca Kuzey Kıbrıs'ın da AB ülkeleriyle doğrudan ticaret yapma imkânı olmalıdır. Bu durumda halen bir çözümün çok uzağında bulunuyor oluruz, hâlâ eksik olan çok şey olur. Ancak bunlar doğru yönde atılmış adımlar olur. Dönem başkanlığımızın sona ereceği haziran ayı sonuna kadar bu sorunlara olumlu yaklaşacağız.
Kürt sorunu belirleyici
Kürt sorunu da henüz çözülmedi. Bu sorun Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerine yeni bir yük getirecek mi?
Asselborn: Burada da olumlu olan Türk hükümetinin dil konusunda, radyo ve televizyon yayınlarında doğru yöne giden büyük adımlar atmış olmasıdır. Dün, bu adımları geliştirmesi konusunda Türk hükümetini cesaretlendirdik. Ayrıca Türkiye'nin güneydoğusundaki göçün geriye işlemesi gerektiğini söyledik. Kürt sorunu önemli bir sorun olarak kalıyor. Türkiye'nin insan haklarına riayet göstermedeki mahareti bu noktada ölçülecek.
Ukrayna da AB'ye girmek istiyor. Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko bunu savunuyor. Bu planlara ne kadar şans tanıyorsunuz? Üyeliğe hazır olması için Ukrayna'nın ne yapması gerekiyor?
Asselborn: Brüksel'de Ukrayna ile sağlam bir eylem planı imzaladık. Burada Avrupa Bİrliği''yle Ukrayna arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği belirlendi. Hemen üyelik müzakerelerinden söz etmenin gerçeğe pek yakın olmadığını düşünüyorum. Ukrayna Avrupa'da yer alıyor bu doğru. Avrupa'da daha birçok ülke var. Şu an büyük bir ihtimalle Bulgaristan ve Romanya'yı üyeliğe alacağız. Böylece 27 ülke olacağız.
Tabii ki bir yanda kuzeyde Rusya'yla diğer yanda Doğu Avrupa'da AB'yle sınır oluşturan tüm ülkelere büyük saygı göstermeliyiz. Ukrayna büyük ve önemli bir devlet. Ukraynalılar demokrasinin durdurulamayacağını gösterdiler. Bu, AB tarafından olumlu olarak değerlendirilmeli, ancak bu ülkeyle üyelik müzakerelerine başlamak pek gerçekçi olmaz. (9 Mart 2005)