İşte Avrupa'nın genç adamı

Size küçük bir soru: Avrupa siyasetindeki hangi mesele, 21'inci asrın zorlu dünyası için diğerlerinden daha büyük bir önem teşkil etmektedir? Birkaç ipucu: Cevap, Avrupalıların yaşamak istediği dünyanın şekliyle, bağnaz güçlerle ilerici güçlerin mücadelesiyle ilgili.
Haber: Juliette Terziyef / Arşivi

Size küçük bir soru: Avrupa siyasetindeki hangi mesele, 21'inci asrın zorlu dünyası için diğerlerinden daha büyük bir önem teşkil etmektedir? Birkaç ipucu: Cevap, Avrupalıların yaşamak istediği dünyanın şekliyle, bağnaz güçlerle ilerici güçlerin mücadelesiyle ilgili. Bu mücadelenin sonucunda, giderek artan aşırılıkçılık ve korkunun belirlediği bu çağda nefret ya bitecek ya da çoğalacak.
Eğer tahmininiz, "AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine kapıyı açması" yönündeyse, yıldızlı pekiyi aldınız. Dinin ve yoksulluğun önemli faktörler olduğu bir tartışma bu. Avrupa'nın gerici güçleri, dünyanın en hızlı büyüyen dininin, yani İslam'ın 72 milyon mensubunun, Katolik ülkelerin egemenliğindeki bir birliğe katılacak olmasından korkuyor.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım çabasına karşı aleni husumet sergileyerek önemli siyasi kazanım elde eden Fransa'nın ve Almanya'daki muhalefet partilerinin çıkardıkları gürültüye karşın, AB üyesi 25 ülkenin liderleri geçen ay Türkiye ile önümüzdeki ekim ayında müzakerelere başlanması kararı aldı.
Karardan sonra Avusturya ve Fransa (her iki ülke de çok sayıda yoksul Türk işçinin birliğe akın etmesinden endişeli), müzakerelerin nihai üyeliğin garantisi olmadığını ısrarla vurguladı ve Türkiye'nin üyeliği gibi tartışmalı bir meselede referandum düzenleme sözü verdi.
Türkiye bu hedef doğrultusunda son iki yılda, dünyada tanık olunan en büyük ekonomik, siyasi ve sosyal reform sürecini gerçekleştirdi; ekonomisini düze çıkardı, vergi yasalarını basitleştirdi ve dokuz büyük reform paketini meclisinden geçirdi.
Bunun sonucunda Türkiye son mali yılı yüzde 8.2'lik büyüme oranıyla tamamlayabildi ve üretimde de yüzde 10'luk bir artış sağladı. Ordunun sivil yönetim üzerindeki etkisi asgariye indirildi ve işkence yasaklandı. Milletvekilleri idam cezasını kaldırmak ve ülkenin uzun yıllardır mücadele eden Kürt azınlığına kültürel haklar tanımak yönünde karar aldı; ceza kanununu güncelleştirip reformdan geçiren tam 218 yasayı kabul etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçen ay Türkiye'nin güneyinde inşa edilen ilk çok dinli kompleksi bizzat açtı. Bu komplekste bir cami, bir sinagog ve çeşitli mezheplerin ibadet edebileceği bir de kilise bulunuyor.
Başarılı bir atak
Diğer bir deyişle Türkiye, Avrupa masasında bir sandalyeyi garanti etmek için yürüttüğü 40 yıllık maratonun son metrelerinde başarılı bir atak gerçekleştirdi.
İstanbul'da yaşayan siyasi analist Burak Aktar, "Bu karar Avrupa ve dünya için, önyargıları ve korkuyu yaymaya çalışanlara karşı kazanılmış bir zaferdi" diyor.
Bush yönetiminin de açıkça teşvik ettiği pozisyon buydu. Amerika uzun yıllardır yakın bir NATO müttefiki olan Türkiye'nin Avrupa ailesine katılmasını istiyor. Washington, Britanya ve Alman hükümetlerinin, Türkiye'nin katılımının dünyaya, Avrupa'nın medeniyetler çatışmasına prim veren dinsel temelli bir varlık olmadığını kanıtlayacağı yönündeki inançlarından yana saf tuttu.
Fakat karamsarlar için Türkiye'yi Avrupa'ya buyur etmek kabul edilemez bir durum. Eski Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing gibi bazı muhalifler, işi, Türkiye'nin üyeliğinin "Avrupa Birliği'nin sonu" anlamına geleceğini söyleyecek kadar ileri götürüyor.
AB, geçen yıl 10 yeni üyenin katılmasıyla zaten büyük bir değişim sürecine girdi. Fakat mayıstaki genişleme dalgasının, Avrupa'daki Soğuk Savaş bölünmelerini nihayet tümüyle sona erdirdiği düşünülürken, Türkiye'nin adaylığı daha sorunlu görülüyor.
Londra'da yaşayan siyasi yorumcu Jonathan Walker ise şunları söylüyor: "Muhaliflerin büyük kısmı çıkıp, Ortadoğu ile çok yakın bağları bulunan 72 milyonluk yoksul bir Müslüman ülkeyi AB'ye kabul etme fikrinin uykularını kaçırdığını açıkça söylemeyecektir."
Yılların çabası
Türkiye'nin Avrupa topluluğuna katılmak yönündeki uzun süren çabası, AB'nin kuruluşundan 30 yıl öncesine dayanıyor. Türkiye, AB'nin öncülü olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na katılmak için 20 yılı aşkın bir süre sıra bekledi ve 1980 askeri darbesi bu süreci kesintiye uğrattı. Türkiye 1987 yılında üyelik için tekrar başvurdu, fakat iki yıl sonra ülkenin ekonomik durumu ve vahim insan hakları sicili gerekçe gösterilerek geri çevrildi.
10 yıl boyu insan hakları meselesi, Türkiye'yi dışarıda tutmaya kararlı olan Avrupalılar için daimi bir bahane sağladı; ta ki AB 1999'da Türkiye'nin olası üyeliğini tekrar gözden geçirip aday ülke listesine dahil edene kadar.
AB üyesi sıfatıyla Türkiye, Avrupa'nın emek gücü azlığıyla başa çıkmasına yardımcı olabilir ve büyük Müslüman göçmen nüfusunu asimile etme çabasında bir basınç valfı rolü oynayabilir. Hatta Türkiye nispeten yoksul AB ülkelerinden (sözgelimi 2007'de üye olması planlanan Bulgaristan ve Romanya) göç bile alabilir.
Müslüman dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olarak başarılı bir Türkiye, aşırılıkçılık karşıtı çabalar açısından, dünyanın dört bir köşesindeki Müslüman halklarda yankı bulacak güçlü bir simge teşkil edebilir.
Siyasi analist Aktar'a kulak verip bitirelim: "Olan bitenlere bakıp da İslam ve demokrasinin birbirine sadece düşman olabileceğini savunmaya kim devam edebilir?" (23 Ocak 2005)