İyi ki Türk ordusu var

Türkiye genelkurmay başkanının yıllık konuşması, Anadolu'da din ve devlet odaklı bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Devletin laikliği ve halkın Müslümanlığı, ordunun Türk siyasi hayatındaki rolü, AKP deneyiminin ve Türk demokrasisinin geleceğine ilişkin sorular ortaya atıldı.
Haber: UREYB EL RENTAVİ / Arşivi

Türkiye genelkurmay başkanının yıllık konuşması, Anadolu'da din ve devlet odaklı bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Devletin laikliği ve halkın Müslümanlığı, ordunun Türk siyasi hayatındaki rolü, AKP deneyiminin ve Türk demokrasisinin geleceğine ilişkin sorular ortaya atıldı.
Bazı karamsar siyasi yorumcular, Özkök'ün 45 sayfalık siyasi konuşmasını askeri kurumun 'dönüşü' olarak niteledi. Bazıları konuşmada AKP deneyimini sona erdirecek çıkmaz yolun işaretlerini gördü. Bazıları konuşmanın Türkiye'de demokrasinin geleceği üzerinde kuşku uyandırdığını dile getirdi.
Aslında yüzeysel bakış açılarının hâkim olduğu bu değerlendirmeler, Türkiye deneyimini içerden ve dışardan kuşatan nesnel koşulları dikkate almamakta.
Zira AKP, iktidara gelmesinin ardından giderek artan ve iktidardaki çoğu partinin deneyiminin aksine gerilemeyen halk desteğinden beslenmekte. Geçen üç yıl zarfında halkını, iç ve dış politikasında ciddi ve kararlı olduğu noktasında ikna etmeyi başardı AKP hükümeti. Birçok gözlemciye göre önümüzdeki seçimler partiyi daha da güçlendirecek.
Türkiye'nin yönü belli
Sonra Türkiye ayaklarını aynı yöndeki rayların üzerine koydu. AB üyeliği, Türklerin ezici çoğunluğunun desteğini alan, Ankara'ya dafa fazla açılım getiren, demokratik süreci derinleştirmesini, insan haklarına ve seçim sandıklarına saygıyı kökleştirmesini, ordunun ve emniyetin AB ülkelerini örnek alarak kendi görev sınırları içinde kalmasını sağlayan bir hedef. Türkiye'nin bunun dışında hareket etmesi makul ve mümkün değil.
Generalin konuşmasının ordunun yaklaşık bir asırdır üstlendiği Türk laikliğini koruma dışında bir amacının olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'deki laiklik, modern ülkenin gelişimine amade olmuş, İslami arka plana sahip bir partinin parlamento ve hükümeti elinde bulundurmasına imkân sağlamıştır. Türkiye'ye AB üyeliğinin kapılarını açan ve nihayetinde askeri kurumun Türk siyasi hayatındaki rolünün geriletilmesini sağlayan da bu laikliktir.
Şayet Türk askeri kurumu veya en azından genelkurmay başkanlığı olmasaydı Türkiye laikliğini koruyamaz, Türk demokrasi süreci Kopenhag Kriterlerini'nin eşiğine ulaşamazdı. Güçlü bekçinin Kemalist deneyimin değişmezlerindeki rolü olmasaydı Türkiye birçok yöne gider ve komşu Arap ülkelerinden çok da farklı olmazdı.
Fakat Türk generalin uyarılarının aksine bizler Türkiye'nin birçok Arap ülkesinde gerek 'ılımlı İslam' alanında, gerekse de İslami hareketleri kapalı ideolojik söylemden daha modern ılımlı söyleme götürecek yöntem ve şartlar konusunda örnek alınmaya uygun bir deneyim sunduğunu düşünüyoruz. Arap dünyamızda mevcut olmayan bu şartlar arasında şu ikisi esaslı öneme sahip: İlki devletin değişmezleri, deneyim ve oyunun kuralları üzerinde ulusal uzlaşının sağlanması. İkincisi ise bu değişmezleri gözetecek güçlü ve sağlam kurumların varlığı. Zira demokrasi oyununun kendi kuralları ve değişmezleri var. Hiç kimsenin hatta çoğunluğa sahip partinin bu oyunu bozmaya hakkı yok. Bu kural ve değişmezlerin en belirginleri ise birey ve cemaatlerin kendilerini ifade etme ve örgütlenme özgürlüğü ile muntazam seçimler aracılığıyla iktidarın el değiştirmesine mutlak bağlılık. (Ürdün gazetesi Düstur, 28 Nisan 2005)