İznik'te diyabetli çocuklar kampı...

İznik'te diyabetli çocuklar kampı...
İznik'te diyabetli çocuklar kampı...

İLÜSTRASYON: HİCABİ DEMİRCİ

Ülkemizde 15 bin civarında diyabetli çocuk yaşıyor. Biz, yani çocuklardaki diyabetle uğraşan bir grup doktor, beslenme uzmanı, hemşire, tıp öğrencisi 1997'den beri her yıl bir grup diyabetli çocukla İznik gölü kenarında toplanırız. Bu yıl da 19-26 Temmuz tarihleri arasında 80 çocuk ve onlara bakmakla görevli 25 erişkin 'Diyabetle Güzel Yaşam Yaz Kampında' birlikte bir hafta geçirdik
Haber: ŞÜKRÜ HATUN - sukruhatun@gmail.com / Arşivi

Diyabet ya da halk arasında bilinen ismiyle şeker hastalığı, kan şekerinin sürekli yüksek olmasıyla kendini gösteren bir metabolik bozukluk. Diyabetin iki tipi var. Çocuklarda görülen diyabet, Tip 1 diyabet olarak biliniyor ve bu tür diyabette pankreastaki insülin üreten hücreler harap oluyor ve çocuklar yaşam boyu insüline bağımlı yaşamak zorunda kalıyorlar. İnsülin olmayınca besinlerle alınan şeker hücrelerin içine giremiyor, dolayısıyla enerji kaynağı olarak da kullanılamıyor. Çocuklar ya kendilerini bilmedikleri küçük yaşlarda ya da ergenlik döneminde diyabetle tanışıyorlar. Her iki durumda da önlerinde büyümek için uzun bir süre bulunuyor ve bu süreyi diyabetle birlikte yaşıyorlar. Aslında diyabetle birlikte büyüyorlar; diyabet büyümelerini, büyüme de diyabetlerini etkiliyor. Konuştuğum bütün çocuklar bu zorlu süreci diyabetleriyle arkadaş olarak, zaman zaman onu unutarak aştıklarını söylüyorlar. Bazıları diyabetini anlatırken “Sevgili arkadaşım” hitabıyla mektuplar yazıyor, bazıları ise diyabeti “..beni hiç terk etmeyen en yakın dostum” diye niteliyor.
Ülkemizde 15 bincivarında diyabetli çocuk yaşıyor. Biz, yani çocuklardaki diyabetle uğraşan bir grup doktor, beslenme uzmanı, hemşire, tıp öğrencisi 1997’den beri her yıl bir grup diyabetli çocukla İznik gölü kenarında toplanırız. Bu yıl da 19-26 Temmuz tarihleri arasında 80 çocuk ve onlara bakmakla görevli 25 erişkin ‘Diyabetle Güzel Yaşam Yaz Kampında’ birlikte bir hafta geçirdik. Amacımız pankreaslarının bir bölümü çalışmadığı için kan şekeri dengeleri ‘otomatik’ olarak ayarlanamayan çocukları bir hafta süren kampta eğitmektir. Onlara diyabetle birlikte yaşamayı ve onunla baş etmeyi, kan şekerlerini izlemeyi ve iyileştirmeyi, kendi kendine tedaviyi, çeşitli durumlarda insülin dozlarını ayarlayabilmeyi, diyabet komplikasyonlarından korunmayı, sosyal yaşamda kendine güvenli ve katılımcı olmayı, yeni arkadaşlıklar kurmayı, neşeli ve rahat olmayı öğretmek için hep birlikte çalışırız. Kampa giderken arkadaşlarımız ‘iyi tatiller’ diler ama kamptaki herkes çok çalışır ve iliklerine kadar yorulur. Ama bu insanı iyileştiren bir yorgunluktur; yani hemen herkes Kocaeli, İskenderun, Afyon, Amasya, İstanbul, Giresun, Bursa, Sakarya, Ankara, Kahramanmaraş’tan gelen çocuklarla ancak yaşayanların bilebileceği eşsiz bir sevgi, dayanışma, özveri, arkadaşlık, iyimserlik ve yaşama sevinci deneyimi yaşar.Hepimiz çocuklarla birlikte değişiriz; günler geçtikçe içimizdeki koyulaşmayı hissederiz ve içimizden yeni bir insan çıkarma duygusunu, daha çok insan olma halini yaşarız. 

1997’den beri
Hepimiz bir yerlerde çalışırız, kimimiz çalışırken düşünürüz; yaşamın anlamını, çalışan kaslara eşlik eden duyguları, doğanın bir parçası olarak kendimizi, sevgiyi, iyiliği, özveriyi, ruhumuzdaki olan bitenleri, çocuklardan yayılan ışığı ve bir çok şeyi içimizde akan yaşam pınarının sesini duyarak düşünürüz. Bütün bunların dile getirilmesini de isteriz. Bunu istediğimiz için  felsefe, şiir, sanat vardır. Ben de 1997’den beri İznik Gölü kenarında bir tür doğanın bizim için oluşturduğu ‘fanus’ içinde bir hafta geçirirken oluşan duyguları, düşünceleri anlamaya ve anlatmaya uğraşırım. Yaşamayanlara biraz abartma gelebilir ama göl kenarında her yıl çocuklarla birlikte ürettiklerimizin üç uygarlığa başkent olmuş İznik’in tarih yolculuğuna bir katkı gibi düşünürüm.
Bu yılki kampı tanımlayan duygu, dersaneden, kan şekeri ölçüm yerlerine; göl kenarında kurduğumuz açık hava diskosundan, hep beraber gün batımlarını seyrettiğimiz iskeleye kadar her yerde oksijen gibi içimize dolan, herkesi saran ‘çoşku’ ve ‘arkadaşlık’ idi. Bu duygular sayesinde Kahramanmaraş’ın bir köyünde ailesinin yaşam güçlükleri nedeniyle okula gidemeyen Naile’nin ve işitme engelli olmasına rağmen kampın neşesine katılan Afyonlu Rafet’in yüzlerindeki hepimizin gördüğü o koyu bulut yerini hepimizi mutlu eden gülümsemelere bıraktı. Onları uğurlarken birbirimize kampta harcanan emeğin tek başına bu gülümsemelere değeceğini fısıldadık. Bu yıl güneşle birlikte uyanan çocukların yüzlerine, İznik gölü ve gölü çevreleyen doğadan yansıyanlara bakarken, hepimizin belki çocuklar sayesinde doğaya karıştığımızı, yani doğadaki her şey gibi güneşten gelen ışığı yansıtan duru bedenlere/ruhlara dönüştüğümüzü, hepimizin yüzünde birlikte çoğalttığımız bu sevgi ışığının görüldüğünü düşündüm; bunu arkadaşlarıma ve çocuklara söyledim. Bu ışıktan öte aslında burada hepimizin ‘aşkla yaratılan güzellik’ gibi, diyabetten bir güzellik yarattığımızı ve bunu başta çocuklar olmak üzere birbirimize armağan ettiğimizi düşündüm. Kampta çocuklar insülin, kan şekeri ölçme aletleri ve insülin kalemlerinin yanına bilgi, düşünme, irade ve emeği koyarak kendi yaşamları için diyabetten güzellik yaratıyorlardı ve belki hissettiklerimizin özünde bu çoşku dolu öğrenme ile değişen çocuk ruhları vardı. 

Konuklar
Bu yıl kampa North Carolina Üniversitesi Çocuk Endokrin Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr.Ali Süha Çalıkoğlu ve oğlu Levent Çalıkoğlu, üniversite sınavlarına hazırlanırken diyabet olan ve şimdi Marmara Üniversitesi’nde diyabet uzmanı olarak çalışan Doç.Dr. Oğuzhan Deyneli, Lise öğrencileri Bengi ve Beril, Kadıköy Sanat Tiyatrosundan Yüksel ve Esra da katıldı ve onlar da kampın çoşkusundan etkilendiler. Çocuklar Dr. Çalıkoğlu’na diyabet tedavisindeki yenilikleri sordular ve kendilerinin de ABD’deki çocukların sahip olduğu imkânlara sahip olduğunu öğrendiler. Oğuzhan’ın kişiliğinde ise ‘usta bir diyabetli’yi ve sevecen bir ağabeyi tanıyarak güç kazandılar. Yüksel, Esra, Bengi ve Beril kamptaki eğlence düzeyini yükselterek hepimizi gönendirdiler.
Sayılı günler biter ve yedi günün sonundaki sabah 120 kişi bir haftada yaşadıklarımızı değerlendirmek üzere toplanırız ve konuşmaya başlarız. Çocuklar kamp bir hafta uzasın diye bağrışırlar toplantının başında. Dakikalar ilerledikçe salondaki herkesin ruhlarının birbirine karıştığını, bütün bu duygu yoğunluğu biraz daha sürse kamptan ayrılamaz hale geleceğimizi hissederiz. Bir kısmımız sevgiden ağlar ve bunu gizlemez. Ben ise salondakilerin yüzlerine, kalplerine tek tek bakarım ve herkese ama en çok da çocuklara “Burada aşkla ürettiğimiz güzelliği kıymetli bir armağan gibi saklayın ve buradan yaşananları unutmayın” derim. İsterim ki karın derilerine yaptıkları insülinle birlikte kampta yaşadıklarımızı anlatan sözcükler de kanlarına karışsın ve onlara güç versin. Biz buna inanırız ve bu inançla gelecek yıl da aynı çoşkuyla İznik gölü kenarında toplanmaya söz vererek koyu bir hüzün ama iyimserlikle ayrılırız birbirimizden.

Prof. Dr. Şükrü Hatun: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi