Kayıt dışına açılan kapılar

Çalışanlar arasında giderek artan sayıda yer alan kısmi süreli ve atipik çalışanlar, sosyal güvenlik sisteminden yararlanabilmelidirler. Ülkemizde, çalışanların statülerine göre geliştirilmiş farklı sosyal güvenlik kurumları, sosyal güvenlik reformu kapsamında yeniden şekillendiriliyor.
Haber: DOĞAN KESKİN / Arşivi

Çalışanlar arasında giderek artan sayıda yer alan kısmi süreli ve atipik çalışanlar, sosyal güvenlik sisteminden yararlanabilmelidirler. Ülkemizde, çalışanların statülerine göre geliştirilmiş farklı sosyal güvenlik kurumları, sosyal güvenlik reformu kapsamında yeniden şekillendiriliyor.
T.C. Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur'dan oluşan mevcut sosyal güvenlik kurumları, tek çatı altında birleştirilirken hizmetler, emeklilik sigortası, genel sağlık sigortası ve primsiz ödemeler sistemi başlığı altında toparlanmak isteniyor. Çalışanlar açısından farklı hizmet sunma yaklaşımından ayrılarak, tüm çalışanları ortak bir sistem içinde buluşturma anlayışı, tasarıya reform niteliği kazandıran en olumlu yanlardan biri olarak gözüküyor. Ancak, özellikle emeklilik sigortası açısından tasarıya bakıldığında, T.C. Emekli Sandığı mensupları açısından birçok hükmün devam ettirilmesiyle ilgili geçici maddelerin düzenlendiği görülüyor.
Emekli Sandığı
Tüm çalışanlar için tek bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulurken elbette yaşanabilecek önemli bir sorun, mevcut sistemdeki her üç ayrı çalışan gruba sağlanmış farklı hizmetlerin, bir anda tek bir yapıya indirilememiş olmasıdır. Bu nedenle özellikle T.C. Emekli Sandığı mensuplarıyla ilgili geçiş maddeleri düzenlenmiş. Emeklilik sigortasında tüm çalışanların aynı haklara kavuşması ileriye bırakılmış. Aile yardımını esas alan primli sigorta dalı (primsiz ödemeler kanun tasarısında yer alan muhtaç ailelere ilişkin yardım hariç) yeni sistemde de dışarıda bırakılmış.
Mevcut 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'ndaki sigorta hizmetleri, yeniden düzenlenmekte olan sistemde temel alınmış. Tüm yardımlar yine prim gün sayısına bağlanmış. Gün sayısına göre prim ödemeli sigortacılık hizmetleri içinde ağırlıklı olarak öne çıkanlar elbette 'sağlık' ve 'emeklilikle ilgili olanlar.
Bu iki sigorta hizmetinden yararlanabilmek için getirilen prim ödemeyle ilgili yükümlülükler ise yararlanma olanağını önemli ölçüde sınırlandırıcı nitelikte gözüküyor. Nitekim çalışanların emeklilik sigortasından yararlana bilmesi için ödenmesi gereken en az prim ödeme gün sayısı 9 bine yükseltiliyor. Sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için sağlık yardımının gerçekleştiği tarihten önceki bir yıl içinde ödenmiş olması gereken prim ödeme gün sayısı en az 90 gün belirleniyor.
Kısa bir süre öncesine kadar emekli olabilmek için yeterli olan 5000 prim ödeme gün sayısı, 4447 sayılı yasayla 1999'da 7 bine çekilmişken, emeklilik sigortası kanun tasarısı ile bu miktar 9 bin güne çıkarılmaktadır. Yani emeklilik hakkından yararlanabilmek için çalışandan en az 25 yıllık bir çalışma beklenmektedir. Üstelik bu süre, tam zamanlı ve sürekli olarak fiilen çalışılarak geçirilen süre olup, usulüne göre ilgili kuruma bildirilmiş olması gerekmektedir. Görüleceği üzere, kısa vadeli sağlık sigortası olsun, uzun vadeli emeklilik sigortası olsun, çalışanların bu sigorta hizmetlerinden yararlanabilmeleri için, belirlenmiş prim ödeme gün sayısıyla ilgili koşulu yerine getirmiş olmaları gerekmektedir.
Tüm çalışanlar kapsanabilecek mi? Sosyal güvenlik reform tasarılarında konunun teknik boyutlarıyla ilgili olarak söylenebilecek önemli hususlar bulunmaktadır.
Ancak, tüm çalışanların kapsama alınması reform tasarılarının hedefi olmasına karşın, getirilen düzenlemelerin sonuçları açısından bu hedefin gerçekleşmesinde güçlükler yaşanacağı şimdiden bellidir. Nitekim, getirilen önkoşullar itibarıyla, hem sağlık hem de emeklilik sigortalarından ancak tam zamanlı ve sürekli çalışanların yararlanmasının hedeflenmiş olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır.
Kısmi süreli (atipik) çalışanlar ne olacak? Ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki olağanüstü gelişmeler üretim biçimini esnekleştirir ve çalışma ilişkilerini çeşitlendirirken, istihdamdaki ağırlık reel sektörden hizmet sektörüne kaydı.
Hizmet sektörü, niteliği gereği esnek ve atipik çalışma ilişkilerinin gelişmesine neden olmuştur. Reel sektörde çalışmalar ağırlıklı
olarak tam süreli ve süreklidir. Ancak, küresel rekabet ortamında reel sektördeki çalışma biçimleri de esnekleşmektedir. Nitekim, Türkiye'de de 4857 sayılı yeni İş Kanunu ile esnek çalışma ve atipik çalışma biçimleri hayata geçmiştir. Normal haftalık çalışma süresinin önemli ölçüde altında yapılan çalışmalar kısmi süreli çalışma olarak değerlendirilmektedir.
Haftada 30 saatin altında mesai
Gerek 4857 sayılı İş Kanunu'nun gerekçesinden, gerekse iş sürelerine ilişkin olarak düzenlenmiş yönetmelikten anlaşılacağı üzere haftada 30 saat ve altındaki çalışmalar kısmi süreli çalışma sayılacaktır. Çağrı üzerine çalışmanın koşulları yasada açıkça belirlenmiştir.
Taraflarca özel olarak belirlenmemiş olması halinde, çağrı üzerine çalıştırılanlar, haftada en az 20 saat çalışmış olarak kabul edileceklerdir. Objektif koşulların varlığı halinde belirli süreli çalıştırma yapılabilecek. Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu'na göre, hakların uygulanmasında sözleşme türleri arasında eşitlik ilkesi uygulanacağından, tam süreli çalışanlarla, kısmi süreli çalışanlar arasında eşitlik ilkesi bağlamında kıst esası uygulanacaktır (m.13).
Emeklilik sigortasından yararlanabilme olasılığı: Emeklilik Sigortası Kanunu tasarısına göre, kısmi süreli çalışanların sigorta prim ödeme gün sayıları, "İşveren ve sigortalı arasında kısmi süreli hizmet akdinin yazılı olarak yapılmış olması kaydıyla ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışan ve çalıştığı saat karşılığında ücret alan sigortalının ay içindeki prim ödeme gün sayısı, ay içindeki toplam çalışma saati süresinin 4857 sayılı İş Kanunu'na göre belirlenen genel haftalık çalışma süresine göre hesaplanan günlük çalışma saatine bölünmesi suretiyle bulunur..." ifadesiyle kıst esasına göre belirlenmiştir (Tasarı/m.74).
4857 sayılı İş Kanunu'nda, hangi çalışma süresinin kısmi zamanlı sayılacağı konusunda üst sınır açısından belirleme yapıldığı halde, alt sınır konusunda bir düzenleme olmadığı için, emeklilik sigortası bağlamındaki sorun daha çarpıcı olarak ortaya çıkıyor. Kuramsal olarak haftada 1 saatlik bir çalışma da kısmi süreli çalışma olarak görülebilecektir. Ancak, uç örnekten uzaklaşarak daha makul, uygulamada sıkça karşımıza çıkabilecek süre olarak haftalık çalışma süresinin örneğin 15 saat olduğunu varsaydığımızda, tasarıda belirtilen formüle göre, prim ödeme gün sayısı karşılığının haftada (15/7.5=) 2 gün olacağı görülecektir. Bu koşullarla çalışan kısmı süreli çalışan için ödenecek prim gün sayısı ay içinde 8 gün olacaktır.
Kısmi süreli çalışmanın üst sınırı olan haftada 30 saat çalışma örneğinden yola çıkıldığında dahi, kısmi süreli çalışan işçinin ay içerisindeki prim ödeme gün sayısı duruma göre ancak 16-18 gün arasında olacaktır.
50 yıl sürer!
Bu durumda tam süreli olarak çalışan bir işçinin 25 yılda doldurabileceği 9 bin günlük alt sınır, kısmi süreliliğin üst sınırında çalışan bir işçi için bile yaklaşık 50 yıl olacaktır. O halde tasarıdaki düzenlemeler ışığında kısmi süreli çalışan bir işçinin emeklilik sigortasından yararlanma olasılığı insan ömrüyle uyum sağlamıyorsa, kısmi süreli çalışanların sigortalı olarak kabul edilmesi ve prim kesilmesi karşılıksız kalacaktır.
Emeklilik Sigortası Kanunu tasarısındaki, emeklilik yaşına (Kadın işçide 58, erkek işçide 60) 3 yıl eklenmesi koşuluyla 5400 gün prim ödemiş olanların emeklilik sigortasından yararlanabileceğine ilişkin düzenleme de bu sonucu fazla değiştirmeyecektir (Tasarı m.36/c). Bu şartlar altında kısmi süreli çalışanların kayıt dışında kalması anlaşılmaz olmayacaktır.
Sağlık yardımından yararlanabilme olasılığı: Diğer taraftan, Emeklilik Sigortası Kanunnu tasarısına göre, çalışanların sağlık yardımlarından yararlanabilmesi ve buna bağlı olarak geçici iş göremezlik ödeneği alabilmesi için ödenmesi gereken prim gün sayısının, bir yıl içinde en az 90 gün olması gerekmektedir (Tasarı/m.19).
Haftada 15 saat çalışmaya dayalı örnekle devam edersek, hastalanma anından geriye dönük bir yıl içerisinde yatırılmış sigorta prim gün sayısı ancak (8 gün/ay x 12 ay =) 96 gün/yıl olacaktır. Sağlık sigortasından yararlanabilme hakkı 90 gün prim yatırılmış olmasına bağlı olduğundan, örnek verilen çalışan için sağlık sigortasından yararlanabilme hakkı her an kaybedilebilecek bir sınırda doğmuş olacaktır. Üstelik, işe yeni başlayan için sağlık yardımından yararlanabilme hakkı ancak o yılın sonunda doğabilecektir.
Kısmi süreli çalışanlara özel tasarıda neler var? Kısmi süreli çalışanların birden fazla işverenle ilişkiye girerek prim ödeme gün sayısını artıramamaları halinde sağlık ve emeklilik sigortalarından yararlanmalarının güçlüğü açık olduğundan, sistemin diğer düzenlemelerinden yararlanma durumunda kalabileceklerdir. Nitekim, sağlık hizmetlerinden yararlanabilme konusunda, kısmi süreli çalışanlar açısından , 'Primsiz Ödemeler Sistemi'nin devreye girebileceği öne sürülebilecek. Primsiz Ödemeler Kanunu tasarısına göre, gelirleri Asgari Yaşam Düzeyi Tespit Komisyonu tarafından belirlenen asgari yaşam düzeyinin (yasal asgari ücretin yarısını gaçemeyecektir) altına düşenler, primsiz ödemeler sisteminden yararlanabileceklerdir (tasarı /m.18).
Eşitlik ilkesi
Dolayısıyla, kısmi süreli çalısanların sağlık yardımlarından, primsiz ödemeler bağlamında yararlanabileceklerini söylemek mümkün olmakla birlikte, kısmi zamanlı çalısan işçi ile, tam zamanlı çalışan işçi arasında 4857 sayılı Kanun çerçevesinde uygulanması gereken eşitlik ilkesi, kıst bağlamında hayata geçmemiş olacaktır.
Yine, kısmi süreli çalışanlara Emeklilik Sigortası Kanunu tasarısına göre isteğe bağlı sigortadan yararlanabilme hakkı tanınmıştır (Tasarı/m.51) Bu hakkın tanındığı, 'isteğe bağlı sigortalılığın sona ermesi' başlıklı hükümden anlaşılmaktadır. Nitekim bu hükme göre, kısmi süreli bir işte çalışmaya başlamak, isteğe bağlı sigortalılığı sona erdirmeyecektir (Tasarı/m.54).
İsteğe bağlı sigortaya girerek kısmi süreli çalışanların emeklilik sigortasından yararlanma yolu açılmak istenmektedir. Ancak, primsiz ödemeler sistemine girme çizgisinde gelir yetersizliğine sahip kısmi süreli çalışanın, bu olanaktan yararlanabilme şansı da oldukça tartışmalıdır. Çalışanlar açısından sigorta kavramının yarattığı bilinç, gerektiği anda sağlık hizmetini alabilmek, önceden emekli olunabilecek zamanı öngörebilmek olduğundan, giderek artan sayılarla işgücü piyasasına giren kısmi süreli çalışanlar açısından, bu bilince uygun düzenlemelere sosyal güvenlik reform tasarılarında yer verilmediği açıktır.
Tam zamanlı ve sürekli olarak çalışanlara göre düzenlenmiş sosyal güvenlik reform tasarılarının, kısmi süreli çalışanların da emeklilik ve sağlık sigortalarından yararlanabilmelerine olanak sağlayacak şekilde, gözden geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Bunun için, sadece ödenmiş prim gün sayısına dayalı sigorta anlayışında kalmayıp, çalışma süresi dışında gelirin belirlenecek bir yüzdesi üzerinden hesaplanacak sigorta anlayışına yönelinmesi halinde kısmi süreli ve atipik çalışanların sigortalardan hak olarak yararlanabilmesi olanağı artırılmış olacaktır.
(Bu yönde bkz. Ton Wilthagen and Martijn Van Welzen Depatmant of Social Low and Socıal Policy Flexicurıty Research Programme Tiburg University-Holland)
Ayrıca, emeklilik ve sağlık sigortalarından yararlanabilme olanakları sağlandığı ölçüde kısmi süreli çalışma biçimleri tercih edilebilir hale gelebilecektir. Aksi takdirde, karşılığı alınamayacak prim ödenmek istenmeyeceğinden kısmi süreli çalışma ilişkileri bir taraftan kayıt dışında kalırken bir taraftan da 4857 sayılı İş Kanunu'nda yapılan esneklik ve atipik çalışma biçimlerine ilişkin düzenlemelerden beklenen istihdamı artırıcı etki hiçbir zaman gündeme gelmeyecektir.
Doğan Keskin: İş Başmüfettişi