Kazanacağız ama neyi?

Londra'da geçen hafta düzenlenen kanlı bombalı saldırıların ortaya koyduğu asıl tehdit, Müslüman teröristlerin hâlâ kazanabileceklerini düşünmesi. Batı ve Müslüman dünyasında sorumluluk sahibi liderlerin önündeki asıl zorluk da bu psikolojiyi kırmak.
Haber: David Ignatius / Arşivi

Londra'da geçen hafta düzenlenen kanlı bombalı saldırıların ortaya koyduğu asıl tehdit, Müslüman teröristlerin hâlâ kazanabileceklerini düşünmesi. Batı ve Müslüman dünyasında sorumluluk sahibi liderlerin önündeki asıl zorluk da bu psikolojiyi kırmak.
İki taraftan yapılan ilk açıklamaları karşılaştırın, iradeler savaşını siz de görebilirsiniz. Kendisini Kaide'nin Gizli Avrupa Örgütü olarak tanımlayan bir grup, geçen perşembe günü Londra saldırılarının hemen ardından zafer havasında bir bildiri göndererek, "Britanya şu anda korku, dehşet ve panikle yanıp tutuşuyor" iddiasında bulundu. İddiaları doğru değildi, doğru olmadığını televizyondan Londralıları seyreden herkes görebilirdi. Buna rağmen saldırılar, yeraltı terör şebekesinin kararlılığını ve becerisini ortaya koydu.
Blair'in saldırılar sonrası ilk açıklaması da meselenin doğrudan kalbine dokunuyordu: "Bizim değerlerimizi ve hayat tarzımızı savunma kararlılığımız, onların ölüm ve yıkım getirme kararlılığından daha fazla." Birkaç saat sonra Blair daha özlü konuştu: "Kazanan biz olacağız, onlar değil."
İki mükemmel kaynak
Peki bu 'kazanmak' neyin nesidir, savaşa taraf halklar açısından ne ifade ediyor? Tam da Londra'daki bombalı saldırılardan önce yayımlanmış iki mükemmel çalışmada bu sorular ele alınıyor. İkisini birden incelediğimizde, Bush yönetimi ve müttefiklerinin karşı karşıya olduğu bazı stratejik meseleler biraz daha açıklığa kavuşuyor.
Teröristlerin motivasyonu, siyasetbilimci Robert A. Pape'in 'Dying to Win: The Strategic Logic of Suicide Terrorism' adlı yeni kitabında ele alınıyor. Pape 1980-2003 yılları arasında dünyanın dört bir yanında gerçekleşen 315 intihar saldırısını incelemiş ve olayların hemen hepsinde, teröristlerin yabancı güçlerin işgali olarak nitelediği bir duruma karşı direniş içinde olduğunu görmüş.
Pape teröristlerin "modern demokrasileri, teröristlerin kendi vatanları olarak gördüğü topraklardan askeri güçlerini geri çekmeye zorlamayı" hedeflediği görüşünde. Yazara göre teröristlerin intihar saldırılarına başvurma nedeni, bu yöntemin teröristlerin yol açtığı acıları sindirmekte zorlanan demokratik toplumlarda işe yaradığına inanmaları.
Pape, Usame bin Ladin'in ABD'nin bu tür saldırılara karşı karnının yumuşak olduğunu düşündüğünü anımsatıyor.
Peki ABD ve müttefiklerinin psikolojik temel çizgisi nedir? Buna da Duke Üniversitesi'nden üç siyasetbilimci cevap veriyor. Christopher F. Gelpi, Peter D. Feaver ve Jason Reifler'ın çalışması, "Casualty Sensitivity and the War in Iraq" başlığını taşıyor ve internetten de okunabiliyor. Kendileri savaş zayiatının ABD kamuoyunu yönlendirmediğini, aslında kamuoyunun bir savaşın kazanılıp kazanılamayacağı hakkındaki görüşünün savaşı yönlendirdiğini iddia ediyor.
"Halk bir misyonun başarıyla sonuçlanacağına inanırsa, masraflar artsa bile misyonu desteklemeye devam ediyor. Halk zafer ihtimali olduğuna inanmazsa, küçük masraflar bile göze batıyor" diye yazmışlar.
Bu iki çalışma birlikte ele alındığında, halk desteğini devam ettirebilmek için ABD ve müttefiklerinin yapması gereken, 'kazanma' çıtasını ulaşılabilir bir seviyede tanımlamak. Pape, 'kazanmak' için ABD'nin 'fiilen Amerikalıları öldürmeyi planlayan terör yuvalarını bozguna uğratmak', aynı zamanda da 'yeni ve daha büyük olabilecek bir terörist neslinin ayaklanmasını önlemek' zorunda olduğunu belirtiyor. Bir savaş yabancı işgaline karşı direniş olarak tanımlanabildiği sürece, teröristler halklarından destek görecektir.
Bush yönetiminin Irak'ta karşı karşıya olduğu bulmaca bu. Sorunun kolay bir çözümü yok, ancak geçen hafta Britanya basınına sızdırılan plana bakılırsa yönetim doğru yolda. Plana göre Irak'taki asker seviyeleri önümüzdeki yıl başında yarıdan da aşağı düşürülecek ve 14 ile 18 ilin denetimi Iraklılara devredilecek. Böylece ABD, uzun vadede ülkeye istikrar getirebilecek tek güç sayılan Irak güvenlik güçlerini eğitme işine odaklanabilecek.
Yönetim Irak'ın Sünni Müslümanlarıyla siyasi anlaşma yolları aramakla da iyi ediyor.
Ne de olsa "Tek başına askeri yöntemler ayaklanmayı bastırmaya yetmiyor."
Londra saldırılarının üzerinden bir hafta geçerken içimize en çok su serpen gerçek, teröristlerin hedeflerine ulaşamamış olması. Batı'nın terörize olması şöyle dursun, Batılı yönetimler birbirine her zamankinden daha sıkı kenetlenmiş durumda. Batı bu savaşı kaybetmeyecek. Ama 'kazanmak' neye benzeyecek, o tartışılır. (13 Temmuz 2005)