Kendimizi kandırıyoruz

Siyasi metinlerin sırrı, çeşitli biçimlerde yorumlanma imkÓAnları sağlamalarıdır. Yani herkes, siyasi bir metni istediği gibi yorumlayabilir.
Haber: Yorgos Kaskanİs / Arşivi

Siyasi metinlerin sırrı, çeşitli biçimlerde yorumlanma imkÓAnları sağlamalarıdır. Yani herkes, siyasi bir metni istediği gibi yorumlayabilir.
Ya da daha doğrusu, dinleyicilerine, istediği gibi sunabilir. AB'nin meşhur karşı deklarasyonunda da böyle oldu. Kıbrıs hükümeti, sadece birkaç saat içinde, hayal kırıklığından bayram havasına geçmeyi başardı. Hem de özde hiçbir şey değişmeden.
Türkiye, Kıbrıs da dahil bütün üye devletlerle Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulama yükümlülüğünü üstlendi. Eğer bunu yapmazsa ne olacak? Karşı deklarasyon, bu konunun yeniden 2006 yılı içinde izlenip değerlendirileceğinden bahsediyor. Bu, Türkiye için bir ultimatom değil. Konu, sadece değerlendirilecek. Türkiye'nin uymaması halinde, AB'nin doğal olarak önlemler alması gerekecek. Böyle bir şeyi de yapabilmesi için, oybirliği olması gerekiyor. Gerçekten oybirliği olacak mı? Karşı deklarasyonda öngörülen tek önlem, Protokolle ilgili başlıkların, Türkiye'nin uymaması halinde açılmayacak olmasıdır. Ancak Türkiye, en azından 15 yıllık üyelik sürecinde, 36 başlık açacak. Protokol ile ilgili başlıkların geleceğe bırakılması Türkiye'yi ne kadar rahatsız eder?
Türkiye aynı zamanda, "üyelik sürecinin gerekli bir parçası olarak" AB'nin bütün üye devletlerini tanıma sorumluluğunu üstlendi. Yani 15 ya da 20 yıl sürecek üyelik sürecinin bir parçası olarak... Ne Türkiye kendisini zorlar, ne de AB Türkiye'yi.
Tanınma ile Kıbrıs sorununun çözümü arasında ilişki kurulmasından kaçınıldığı sanılıyor. Peki öyle mi? Eğer öyleyse, Kıbrıs ile ilgili paragrafın amacı ne? Britanya, protokolle ilgili bu karşı deklarasyonda Kıbrıs sorunuyla ilgili ifadenin yer almasında neden bu kadar ısrar etti? İlgili paragraf, "Bu açıklama çerçevesinde, AB ve üye devletler, kapsamlı bir çözüm bulunması konusunda Annan'ın çabalarının desteklenmesinin öneminde hemfikirdir" diyor. İlişki var mı yok mu?
Yoksa her halükârda, söz konusu ifadeler, buna benzer siyasi konjonktürün değerlendirilmesi imkânını sunuyor mu, sunmuyor mu?
Bizim hükümet, önündeki siyasi metni kendince yorumladı. Oysa dost görünen düşmanlarımız, siyasi tartışmalar ve siyasi kararlar alma zamanı geldiğinde, metni farklı yorumlayacaklar. Küçük adımların uzun yolunda böyle ilerleyeceğiz. 'Yanan topraklar üzerine' saraylar inşa edilemeyeceğini fark etmeden.
(Rum gazetesi Politis, 23 Eylül 2005)