Kıbrıs hâlâ bir düğüm

Kıbrıs'ı bölen 'yeşil hat'ta adadaki iki toplumun sanatçılarının katıldığı tuhaf bir kültürel etkinlik düzenleniyor. Kıbrıslı Türklere ait bir futbol sahasında, ağların yerini dikenli teller alırken, yakınlara dağ gibi yığılan hoparlörlerden etrafa rock müzik yayılıyor.

Kıbrıs'ı bölen 'yeşil hat'ta adadaki iki toplumun sanatçılarının katıldığı tuhaf bir kültürel etkinlik düzenleniyor. Kıbrıslı Türklere ait bir futbol sahasında, ağların yerini dikenli teller alırken, yakınlara dağ gibi yığılan hoparlörlerden etrafa rock müzik yayılıyor. 'İnanç Sıçramaları' adındaki serginin amacı, insanları Rumlarla Türkler arasındaki çıkmazın, bazen, göçmenlerin durumundan kadınların rolüne kadar birçok konuyu savuşturmak için kullanıldığı bu ada hakkında düşündürtmek.
Lefkoşa'yı bölen 'ölü bölge' ya da tampon bölgeyle ilgili araştırmalarda bulunmuş sosyal antropolog Yannis Papadakis, "Toplumu daha gelenekçi ve baskıcı bir hale getirmek isteyenler, çözüme kavuşmamış etnik çatışmayı bahane ediyor" diyor. Ne yazık ki serginin iyimser ismi, adadaki genel ruh halini yansıtmıyor. Yeşil Hat'tan geçişlerin serbest bırakılmasının üzerinden iki yıl, adanın gevşek bir federasyon biçiminde birleşmesini öngören BM planının, Kıbrıslı Türklerce kabul edilirken, Kıbrıslı Rumlarca ezici bir çoğunlukla reddedilmesinin üzerinden de bir yıl geçti. Siyasi olarak, nihai bir uzlaşma sağlanması ihtimali her zamanki kadar uzak görünüyor.
Adadaki politikacıların, 30 yıldır dışarıdakilerin sabrını tüketinceye kadar oynadığı diplomasi oyunu hiç durmadan devam ediyor. Tek değişiklik, Kıbrıs Rum hükümeti geçen mayısta AB'ye katıldığı için, oyunun artık Brüksel'de de New York'ta olduğu kadar ilgiyle izlenmesi.
En az şu sanat etkinliği kadar gerçeküstü olan bir şey de, AB'nin, kısmen BM planına evet demelerinin ödülü olarak Kıbrıslı Türklere vaat ettiği 259 milyon avroluk yardım konusundaki tartışmalar. Rumlar, komşularının bu parayı almasını istediklerinde ısrar ediyor. Ancak Türkler, beraberinde daha büyük bir ödül olmadığı, yani limanları ve havalimanları AB trafiğine açılmadığı sürece nakit parayı almıyorlar. Kıbrıslı Rumlar da buna hayır diyor.
Papadopulos, hem Türkiye, hem de BM tarafından bu hafta Moskova'daki Zafer Günü kutlamaları sırasında yeni barış girişimlerine açık bir tavır sergilediği yolunda açıklamalar yapılmasından rahatsız olmuşa benziyor. Papadopulos, ortada "görüşmeler hakkında görüşmeler"den başka bir şey olmadığında ısrar ederek, "Hemen yeni bir girişim başlıyormuş havasına girmeyelim. Yeni bir diyaloğa yeterince hazır olabilmek için daha önümüzde çok uzun bir yol var" diyor.
Papadopulos, görüşmelere 'dikkatle' zemin hazırlanması gerektiğini vurgulayarak ve konunun takvime bağlanmasıyla, arabuluculuk yapılmasını reddederek, yeni bir BM prosedürüne girmemek için kendisine yeterince manevra alanı bıraktı. Ancak istese de istemese de, yeni bir girişim çarkı dönmeye başladı. Gelecek hafta, bir Rum temsilci New York'a gidiyor, kıdemli BM yetkilisi Prendergast da muhtemelen bu ayın sonuna doğru adayı ziyaret edecek.
Kıbrıs Rum hükümetinin, BM barış girişimlerini yavaşlatmakta sakınca görmemesinin başlıca nedeni, AB üyeliğinin onlara, değeri daha yeni ortaya çıkmaya başlayan diplomatik kozlar sağlamış olması. Örneğin, 1974'te güneye kaçan 180 bin Rumdan bir kısmı, eskiden Rumlara ait olan arazilere ev yapanlar hakkında Avrupa mahkemelerinden tutuklama kararı çıkartmaya çalışıyorlar. Bir Rum mahkemesi, böyle bir İngiliz çift için evlerini yıkma kararı çıkardı; toprak sahibi, İngiliz çift bu karara uymazsa, İngiltere'de yasal işlemlere başvuracağı yolunda tehditte bulunuyor.
Rumlar, Türkiye'nin katılım görüşmelerinin başlaması öngörülen ekim ayından önce Ankara'ya sert bir mesaj gönderilmesi için AB'ye baskı yapıyor. Kısa vadede bu tür lobi faaliyetleri bazı taktik başarılar elde edilmesini sağlayabilir. Zaten bazı Rumlar da AB'ye üye olmalarının, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyondan daha iyi bir çözüme ulaşmalarını sağlayacağını umuyor.
Türkiye-AB anlaşmazlığını memnuniyetle karşılayacak olan bazı Avrupa ülkeleri (örneğin Fransa ve Avusturya) daha şimdiden bu tür bir kurnazlığa üstü kapalı destek veriyorlar. Ancak Lefkoşa'daki düşünce kuruluşu Civilitas'tan James Ker-Lindsay'in dediği gibi, uzun vadede, Türklerin AB'ye karşı duydukları hoşnutsuzluğun artmasından en çok zarar görecek ülke de yine Kıbrıs. (13-20 Mayıs 2005)