Korku yerine özgüven çağı

2005 yılı iyi bitti. 2006 için beklentilerimiz daha da iyimser. Oniki ay önce, 2004 yılı biterken yeşeren umutlarımız 2005 içinde özgüvene dönüştü. Ekonomi ve siyasetteki olumlu eğilimler somut başarılarla devam ediyor. Türkiye ile AB'nin kaderleri kesişme noktasına doğru ilerliyor.
Haber: BAHADIR KALEAĞASI / Arşivi

BRÜKSEL - 2005 yılı iyi bitti. 2006 için beklentilerimiz daha da iyimser. Oniki ay önce, 2004 yılı biterken yeşeren umutlarımız 2005 içinde özgüvene dönüştü. Ekonomi ve siyasetteki olumlu eğilimler somut başarılarla devam ediyor. Türkiye ile AB'nin kaderleri kesişme noktasına doğru ilerliyor. Daha güçlü bir Türkiye olarak, barış ve kalkınma eğilimlerinin serpildiği bir uluslararası ortamda geride bıraktık 2005 yılını.
Bir önceki yıl ise gelişinden belliydi. Bir gerginlik filmi gibi geçmişti 2004. Kaçınılmaz risklerle dolu bir senaryo, giderek hızlanan bir ritim, son dakika sürprizlerine hazır bir kurgu, gerçek kimlik ve niyetleri konusunda kuşku duyulan roller, sonunu görmek için sabırsızlanan seyirciler ve bu filmi bir daha seyretmeyi pek tavsiye etmeyen eleştirmenler... Gezegenimiz Güneş'in etrafında bir turunu daha tamamlarken, 2004 yılında insanlık uygarlığı önemli bir aşamayı daha geride bırakmıştı. Avrupa kıtasında başlayan ülkeler ve halklar arası birlik sürecinde artık Türkiye de vardı. Umutlar ile kaygıların tahterevalliye bindiği, inişli çıkışlı bir moralin egemen olduğu yıllar geride kalıyor.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çözümsüzlüklerin tasfiye olduğu bir dönem başladı. 2005 yılında bu yönde bir önemli dönemeç daha geride kaldı. AB ile Türkiye arasındaki tam üyelik müzakereleri 3 Ekim'de Brüksel'deki törenle resmen başladı.
Avrupa Birliği
Aslında 2005 yılı başlarken AB konusunda yeni bir dönem başlamış, fakat belirsizlikler henüz etkilerini yitirmemişti. AB Konseyi'nin 17 Aralık 2004 zirvesinin sonuç bildirisinin Türk kamuoyundaki yankıları, zaman zaman bilgisizlik, abartma ve demagoji gösterisine dönüşmüştü. Bunun bir olumsuz sonucu da, AB ile müzakerelere başlama müzakerelerinde, 'tarih' konusuna yeterince odaklanamama sorunuydu. AB Komisyonu'nun 6 Ekim raporu ve zirve öncesinde ortaya çıkan bildiri taslakları yanlış analiz
edilmişti. Yasal niteliği olmayan bu siyasal metnin kurumsal etki yaratan bölümleri ile teknik ve siyasal söylem niteliğindeki boyutları birbirine karıştırılmıştı.
Zirve sonuç bildirisinin esas kurumsal bağlayıcılığı olan ögesi, Türkiye'nin yanıt vermesi gereken müzakere daveti ve buna bağlı Kıbrıs koşuluydu. 'Ucu açıklık' ve 'serbest dolaşıma kısıtlama' gibi konularda ise, hiçbir bağlayıcı veya mutlak koşul niteliğinde cümle yok. İlgili paragraflar, bundan sonraki tüm aday ülkeleri kapsıyor ve olasılıklara dayanıyorlar. AB'nin genişlemesine karşı tepkilerin yoğunlaştığı ve genelde işsizlik ve göç sorunlarını yaşayan bazı ülkelerin iç siyasal ortamlarına yönelikler.
Bununla birlikte 2004'ün son aylarında, Türkiye daha müzakerelere başlamadan bir AB hukuku kavramları karmaşası yaşamıştı. AB antlaşmalarında halihazırda mevcut olan 'kalıcı korunma maddesi' tanımlaması 'kalıcı kısıtlama' olarak anlaşılarak, Avrupa Birliği hukuku açısından çelişkili bir yanlış anlamaya kurban gitmişti. Sonunda Brüksel ve Ankara'dan geç de olsa yapılan açıklamalarla durum biraz aydınlığa kavuşmuştu. Bu bir deneyimdi. Zamanla Türkiye siyasal söyleme, aynı şekilde karşılık verirken, asıl müzakere etmesi gereken konulara odaklanmayı öğrenmeye başlamalıydı.
Müzakereler
İşte 2005 yılı tam da bu yönde olumlu gelişti. Önce Kıbrıs sorununda Ankara zaman etkenini lehine kullanmayı başardı. Geçen yıllarda hem AB'nin, hem de Türk tarafının hataları sonucunda Papadopulos'a AB üyeliği ve dolayısıyla Konsey'de veto gücü hediye edilmişti. Fakat 2004'te Annan Planı referandumunda Kuzey'in olumlu oyu sayesinde kazandığı siyasal hareket alanını 17 Aralık'ta iyi değerlendiren Türkiye, 2005 yılında bu konuda önemli başarılara ulaştı:
Kıbrıs'ı resmen tanımadan AB ile müzakere süreci başlarken, BM gözetiminde yeni bir çözüm süreci ilerlemekteydi. Güney Kıbrıs'ın oyun planı bozuldu. Türkiye'nin Kıbrıs politikası aynı zamanda bir AB politikası olmanın yapıcı çerçevesinde ilerledi.
Buna paralel olarak Türkiye, AB ile müzakere sürecine kendisinden beklenmeyen bir akılcılık ve disiplinde hazırlandı. Böylece 17 Aralık'tan geriye kalan ola-sı olumsuzluk etkenleri sanallaşmaya başladı. Türkiye'de sokaktaki insandan, uluslararası ekonomik çevrelere, AB üyeliği perspektifimiz iyice ciddiyet ve saygınlık kazandı. AB hukuku, ekonomisi, siyaseti ve sosyal ilişkileri alanlarında bilgili, deneyimli, uyumlu ve yaratıcı bir müzakere heyeti oluştu. Hükümet müzakereleri muhalefet ile işbirliği halinde, sivil toplumla ortaklık anlayışı içinde, özel sektörün katılımıyla ve akademik uzmanların katkısıyla kurgulamayı başardı. İyi bir insan sermayesi geliştirme, iletişim ve çağdaş demokrasi örneği oluştu. Şimdi sıra bu sistemi başarıyla uygulamaya geçirmede.
Kamu ve eğitim reformları
2005'te Türkiye AB ile müzakerelere hazırlanırken ortaya çıkan gerçekler, aslında ülkenin geleceğini belirleyecek bazı sorunlara da ışık tutuyordu. Bunların başında kamu ve eğitim reformları geliyor. Çalışmalar ilerledikçe bariz bir şekilde ortaya çıktı ki, mevcut devlet yapısı, bürokratik kültür, insan kaynakları yönetimi ve teknolojik sisteme dayanarak, Avrupa Birliği ile müzakere yürütmek olanaksız.
Böylesi hayırlı oldu. Türkiye'nin zaten acil olarak gereksinim duyduğu köklü kamu reformu da bu sayede tetiklenmiş oldu. Yirmibirinci yüzyılın çağdaş, demokratik, ekonomik rekabet gücü yüksek ve sosyal yapısı güçlü bir ülkesi olma yolunda, Türkiye kayıp zamanı yakalamak üzere atılıma geçti.
Siyaset
Bu arada Türk siyasetinde ilginç gelişmeler yaşandı. İktidar ve muhalefet parlamenter demokrasinin işleyişinde Avrupa kıstaslarına yaklaştılar. Hükümet küresel gelişmeler ile ulusal etkenleri doğru sentezlerde buluşturmaya başladı. Daha derin analizler, çok boyutlu eylem planları ve sorunlar karşısında kademeli tepki refleksleri gelişti.
Avrupa demokrasisi ile çelişkili anayasal düzen veya 'zina' vakası gibi düşgücü ötesi beklenmedik krizler Türkiye gündemini artık meşgul etmez oldular. Türban ve din eğitimi gibi sorunlar, dogmalardan ve hurafelerden arınmış aşamalı bir çözüm sürecine girdi. Geçen bir yıl içinde hükümet laik cumhuriyeti korudu, demokrasiyi ilerletti. Bürokrasi de disiplinli, saydam ve hesap verebilir bir icraat sorumluluğuna kavuştu. Muhalefet ise, yaratıcılık eksikliğinden, tutarsızlıktan ve demagoji tacirliğinden arındı. Ülkenin refah, çağdaşlık ve küresel rekabet gücüne hedeflerine ilerlemesine öncü oldu. Siyasal gündeme damgasını vurmaya başladı.
Ekonomi
2005 yılının ilk saatleriyle, Yeni Türk Lirası ülkemize gerçekten hoşgeldi. Toplumca hızla benimsendi. İlk üç ayın sonunda büyük kentlerde, yaz sonunda da yurt sathında eski lira artık görünmez oldu. Bol sıfırlı para günümüzden gelecek kuşaklara aktarılacak bir anekdot ve ibret dersine dönüştü. Kazandığından fazlasını tüketen, para basıp yanlış harcayan, borçlanıp hazırdan yiyen devlet yönetme anlayışı ile ancak ekonomi tarihi kitaplarında karşılaşılıyor artık.
Daha iyi devlet, beraberinde daha iyi ekonomiyi de getirdi. Hastalıklı bir siyasi yapının ekonomik maliyeti yıllarca tüm toplum kesimleri tarafından fazlasıyla ödenmişti. Beş yıl önce Kemal Derviş'in ekonominin yönetimine gelmesiyle başlayan kapsamlı yapısal reform süreci sonucunda, AK Parti daha önceki iktidarlara nasip olamayan sağlamlıkta bir makroekonomik yapıyı geliştirdi. Takvim yaprakları 2005'in son günlerine geldiğinde, enflasyon yüzde 8'e, evet tek haneye inmişti. Gelecek kuşaklara anlatılacak anılar dağarcığına bir katkı daha ...
Ekonomik büyümede de hedef yüzde 6 ile tuttu. Faiz dışı fazlaya devam, bütçe açığında göreceli bir düzelme, IMF ile yumuşak ve olgun ilişkiler... Ekonomi iyi gidiyor. Sosyoekonomik ve bölgesel gelir dağılımı dengesizliklerinin gündemin başına yerleşeceği bir yeni yıla girdik 1 Ocak 2006'da.
AB ile müzakere sürecinin getirdiği istikrarı, saydamlığı, disiplini ve öngörülebilirliği pekişmiş bir ekonomik ortam oluştu 2005 sonuna doğru. Doğal olarak bu durum iç ve dış ekonomik aktörlerin etkinliklerini son derece olumlu etkiledi. Türkiye'nin ekonomik geleceğine artan güven, ekonomik büyümeye dönüştü. Fakat kayıt dışı ekonomiye yönelik radikal bir atılım için başlayan hazırlıklar 2006'da daha iyi bir performansa
ulaşmalı. AB ile müzakere süreci de bunu gerektiriyor. Vergisini ödeyen şirketler haksız rekabet ortamını hak etmiyorlar. Vergi sistemi bu kadar aksayan bir ülkede demokrasi de sağlam temellere kavuşamıyor. Yabancı sermaye ise, önemli bir artış kaydetmese de, kayıt dışı ekonomiden dolayı kaygılı.
2006 daha iyi olacak
Türkiye'nin 2005 yılında AB hamleleri siyasi reformlarla sınırlı kalmadı.
Avrupa Birliği mevzuatı ile uyum süreci çevreyi korumadan, tüketici haklarına her alanda ivme kazandı. Eğitim reformunu da özellikle vurgulamak gerek. Okul öncesi eğitimde ilerleme var. Zorunlu eğitim oniki yıla çıkıyor. Orta eğitim 21. yüzyıla yakışan bir içeriğe kavuşuyor. Üniversiteler daha özgür. Akademik kurumlarla iş dünyası karşılıklı etkileşim içinde. Eğitimcilik daha cazip bir meslek. Sokak çocukları sorununa çözüm çalışmalarında tünelin ucundaki ışık göründü.
Aynı yönde, bilgi toplumu alanında Türkiye deyince artık akla yalnızca bir stratejik çerçeve değil, somut başarılar geliyor. Enerjiden, ulaştırmaya hem ulusal öncelikler, hem de AB ile uyum süreci açısından öncelikli
alanlarda yatırımlar hızlandı.
Bu arada, Avrupa Birliği'nde de Türkiye'nin Avrupa için aynı zamanda ekonomik açıdan da bir artı değer olduğu, kamuoyu tarafından giderek daha iyi anlaşılıyor.
Avrupa Birliği Komisyonu ve Türkiye hükümeti tarafından geliştirilen sivil toplumlar arasındaki iletişim ve tanıtım projeleri, özel sektörün de yönelmesiyle çok verimli sonuçlar vermeye başladı. Gerilim filmi sona erdi... Artık, bir zamanlar kurgu bilim olarak algılanacak bir senaryoyu, bugün klasik bir başarı öyküsü olarak izliyoruz... Özetle, çok iyi bir yıl oldu 2005.
Deneyimlerimizden alınacak derslerle, 2006'da çok daha iyi bir yıl geçirmek dileğiyle, bu günlere gelmemizde emeği olan her kişiye ve her kuruma teşekkürler...