Köşk'te giysi yasağı yok!

Türkiye, bir sonraki dönem görev yapmak üzere seçilecek cumhurbaşkanı konusunu şimdiden tartışmaya başladı. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, yaptığı bir söyleşide 2007 yılı mayıs ayında görev süresi...
Haber: ENGİN ÜNSAL / Arşivi

Türkiye, bir sonraki dönem görev yapmak üzere seçilecek cumhurbaşkanı konusunu şimdiden tartışmaya başladı. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, yaptığı bir söyleşide 2007 yılı mayıs ayında görev süresi sona erecek olan Cumhurbaşkanı sayın Ahmet Necdet Sezer'in yerine seçilecek yeni cumhurbaşkanının, büyük olasılıkla, Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğu tarafından seçilecek ve o partinin ideolojisini yansıtacak biri olacağından söz ederek, yeni seçilecek kişinin eşinin türbanlı olabileceği gerekçesi ile türbanın Çankaya'ya taşınacağına değinmiş ve 'Eğer türbanın Çankaya'ya taşınmasını istemiyorsanız devrim yasalarını değiştirin' demişti.
Demirel ve Özal
Sayın Süleyman Demirel'in yukarıda aktardığımız sözleri 2007 yılında kaçınılmaz olarak yapılacak bir tartışmayı günümüze taşımış oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2007 yılında cumhurbaşkanı olmak isteği, açıkça söylenmese de, öz olarak vardır ve bu son derece doğaldır.
Bu doğallık daha önce de yaşanmış ve gerek Demirel, gerekse Turgut Özal Başbakanlık makamından Cumhurbaşkanlığı makamına yumuşak geçiş yapmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı hiçbir siyasetçinin elinin tersiyle itemeyeceği kadar önemli bir makamdır ve Başbakan Erdoğan da, günü geldiğinde, bu makamın isteklisi olacaktır. Onun veya onun önereceği bir ismin bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yeterli çoğunluğu olan Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından seçilmesi, bugünün verileri ile, önlenmesi olanaksız bir olaydır.
Baykal'ın korkusu
Erdoğan ya siyasal İslam'a odaklanmış bir başka kişinin bugünkü Meclis tarafından cumhurbaşkanlığına seçilmesi elbette o kişinin eşini de, 'birinci hanımefendi' olarak Köşk'e taşıyacak ve o hanımefendi de, büyük olasılıkla, türbanlı olacaktır.
Muhalefet lideri sayın Deniz Baykal, 'Devlete türban takamazsınız, eşi türbanlı bir cumhurbaşkanından sonra türbanlı bir cumhurbaşkanı gelir' diyerek Türkiye'nin bir gün İran olabileceğini ima etmiştir. Zaten devlet adamlarımız, İranlı meslektaşları gibi, tatil günlerinde kravatsız törenlere katılmaya başlamış olduklarından bu yolda ilk adım da atılmıştır ve arkasının 2007 yılında geleceğinden korkulmaktadır.
Konunun iki önemli yönü
Konunun iki ayağı vardır. Birincisi 2007 yılında süresi sona erecek bir Meclis, giderayak, birlikte çalışmayacağı bir Cumhurbaşkanını seçmeli mi yoksa bu seçimi, genel seçimler sonrasına erteleyerek, aynı yıl içinde seçilecek yeni Meclis'e mi bırakmalıdır?
Gidilen her genel seçimde, Meclis'in üçte iki oranında yenilendiği ve iktidar olmanın getirdiği hızlı aşınmayı kaçınılmaz biçimde yaşayan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının aynı sayı ile yeniden iktidar olamayacağı gerçeği karşısında yeni cumhurbaşkanının yeni Meclis tarafından seçilmesi, seçmenin iradesini daha sağlıklı olarak yansıtması açısından, doğru bir yaklaşım olarak kabul edilmelidir.
Bugünkü gücünü kaybedecek bir iktidarın Cumhurbaşkanlığı seçimini yeni Meclis'e bırakmak istememesi kararının, ülkede çok ciddi bir gerginlik yaratacağı açıktır. Ülkede iç barışın sağlanması adına yeni cumhurbaşkanı yeni Meclis tarafından seçilmelidir.
Mevzuatta durum
Konunun ikinci ayağı devrim yasaları ile ilgilidir. Nedir bu devrim yasaları? Devrim yasaları olarak adlandırılan bir dizi yasa Anayasanın 174. maddesinde adı geçen ve Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in aydınlanması ile ilgili, ulusu çağdaş uygarlık düzeyine çıkarması öngörülen yasalardır.
Bu bakımdan, Anayasa'nın 174. maddesi çok önem taşımaktadır. Anayasa madde 174 aynen şöyle demekte ve devrim yasalarını tek tek saymaktadır: "Anayasa'nın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılap kanunlarının, Anayasa'nın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerini, Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz."
Kritik düzenlemeler
Madde daha sonra devrim yasalarını 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu (öğretimin birleştirilmesi yasası), 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun (şapka giyilmesi yasası), 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine (kapatılmasına) Dair Kanun, 743 sayılı Evlenme Akdinin Evlendirme Memuru Önünde Yapılacağına Dair Kanun, 1288 sayılı Uluslararası sayıların benimsenmesi kanunu, 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabulü Kanunu, 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun ve 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun.
Konumuz açısından en önemli olan devrim yasası 2596 sayılı bazı giysilerin giyilemeyeceğine dair olan yasadır. Bu yasa herhangi belli bir giysiyi işaret etmemektedir.
Yasa 1. maddesinde "Ruhanilerin mabet ve ayin haricinde ruhani kisve taşımaları yasaktır" demekte ayrıca 5. maddesinde, "Türkiye devleti nezdinde memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel meri âdetlere tabidir" diyerek devlet memurlarının uluslararası kurallara göre giyineceğini belirlemiştir.
İnönü imzalı gerekçe
Bunun dışında nelerin giyilip giyilemeyeği ve çağdışı giysilerin giyilmesi durumunda yaptırımın ne olacağı konusunda hiçbir hüküm yasada belirtilmemiştir.
Sadece yasa tasarısını Meclis'e gönderen Başbakan İsmet İnönü'nün imzaladığı gerekçede, "Din ile devletin ayrılığını ve dini
akidelerin devlet hayatı haricinde sırf vicdani bir mahiyette kalıp memleketin devlet hayatında dinin hiçbir tesiri olmamasını yani laiklik esasını inkılabın ve rejimin ana umdesi olarak tanımış olan Cumhuriyet Hükümeti..." demek suretiyle bu tasarının laiklik ilkesini yaşama geçirmek amacı ile çıkarılmak istendiğini vurgulamıştır.
Kaldırılan suç
2596 sayılı yasada herhangi bir yaptırım olmadığından söz ettik. Bu yasaya aykırılığın yaptırımı 5237 sayı yeni Ceza Yasası'nın tasarı halindeki 222. maddesinde üç aydan bir yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştü.
Bu hüküm tasarının Meclis'te görüşülmesi sırasında Kemal Anadol, Ali Topuz, Orhan Eraslan, Bekir Bozdağ ve Faruk Çelik isimli milletvekillerinin verdikleri değişiklik önergesi ile 2596 sayılı yasaya muhalefeti suç olmaktan çıkarmıştır.
Bu demektir ki kılık kıyafet ile ilgili çok önemli bir devrim yasası yaptırımsız bırakılmıştır ve bunun gerçekleşmesine CHP'liler de katılmıştır. CHP böylece AKP'nin siyasi operasyonuna teslim oluştur. (Semih Gemalmaz, Türk Kıyafet Hukuku ve Türban, Legal Yayınları, 2005, s. 505)
Bu kısa incelemeden çıkan sonuç şudur:
Eğer 2007 Mayıs ayında bir AKP'li cumhurbaşkanı seçilirse, eşinin Çankaya Köşkü'nde türbanla dolaşmasına ve konuklarını türbanla karşılamasına karşı hiçbir yasal engel olmayacaktır. Devletin zirvesine türbanın taşınması istenmiyorsa 2596 sayılı kılık kıyafet ile ilgili devrim yasasında sayın Demirel'in değindiği gibi, değişiklik yapılması zorunludur. Bugünkü iktidar bunu yapmayacağına göre Türkiye 2007 yılında Çankaya'da türbanlı bir first lady (birinci hanımefendi) görmeye kendini alıştırmalıdır.
Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal: Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi