Kozakçıoğlu, OHAL ve faili meçhuller!

Kozakçıoğlu, OHAL ve faili meçhuller!
Kozakçıoğlu, OHAL ve faili meçhuller!
Hayri Kozakçıoğlu da diğer OHAL valileri de gerçekten önemli bilgilere sahiptirler. Gerçek bir barış için bu sırların ortaya çıkarılması gerekli.
Haber: SEDAT YURTDAŞ / Arşivi

Ölüm! Her birimizin kaçamayacağı ‘acımasız son/gerçek’.
İntihar! Soru işaretleri, cevapsızlık, vicdan, muhasebe; herhalde, ‘daha bir acımasız son/gerçek’.
‘Hayri Kozakçıoğlu’nun intiharını/ölümünü duyduğumda çoktan bir iç yolculuğa çıkmıştım bile...
O sıralar, gözaltına alınanlar ile avukat görüşmesi hususu yeni yeni düzenlenmişti. Şahsın 24 -belki de 48- saati dolduktan sonra, varsa kendisinin ya da bir yakınının vekâletnamesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı’na verilen bir dilekçeyle yapılırdı. Savcılık ya bizzat ya da polis marifetiyle küçük bir araştırma yaptırır, alınan şahsın yerini tespit ederse dilekçe polise ya da jandarmaya havale edilirdi. Eğer gözaltına alınanın/alınanların yeri tespit edilememişse tehlike çanları çalıyor demekti!
Havaleli dilekçeyle ‘Saray Kapısı’ndan/nizamiyeden geçtim. Merdiven girişindeki askere de merdiven bitimindeki askere de nihayet komutan kapısını beklemekte olan askere de tanıttım kendimi. Çantamdan çıkardığım dilekçeyi gösterdim. Asker içeri girdi. Çıktı. “Bekle” deyince de holdeki bir sandalyeye iliştim. Çok geçmeden içeriden zile basıldı. Asker araladığı kapıdan beni içeri davet etti.
Adını sanını çokça duyduğum ama ilk kez karşılaştığım ‘Albay İsmet Yediyıldız’ karşımdaydı. Makam koltuğuna oturmuş, tınısından güç ve öfke fışkıran sesiyle “Ne var, neye geldin?” diye sordu.
“Bir müvekkille görüşmek için” diyerek dilekçeyi masasına uzatıp bıraktım.
Aldı. Baktı. Okudu. Hoşnutsuzluğu yüzünden okunuyordu. O kadar da değil. Adeta, yerinde duramaz hale gelmişti. Kalkar gibi yaptı. Oturdu. Dilinin ucuna gelen, ancak nedense söylemekten kaçındığı sözcükleri bastırarak eliyle masanın önündeki bir sandalyeyi işaret ederken, kontrol etmeye çalıştığı bir ses ile “Otur avukat, otur!”, sonra “Asker, avukata bir çay getir!” diye seslendi.
Ben, sıkıntılı bir sesle, “Hayır! Yok, gerek yok! Oturmayayım. Mümkünse müvekkilim ile görüşüp gideyim” gibi sözler mırıldandım. Açıktı, öfkeden yüzü kızarmış, bir yandan da terliyordu. Ortam da tutumu da fazla dostçaydı!
Çay geldi. Ben çayı içiyorum ama çay da beni!
“Şeyh Said’i bilir misin avukat?”
“Biliyorum komutan” dedim.
Aynı kızgınlıkla başını sallayarak “İyi. Göreceksiniz! Aynen o zamanki gibi sıra sıra sallandıracağız!”
“Ama... O yapılanlar... Doğru değildi” diyebildim.
“Bu devleti yerde bulmadık! Sahipsiz değil! Üç-beş çapulcuya da pabuç bırakacak değiliz!”
Bir yandan açık, dolaysız, gerçek tehditten sırtımdan terler boşalırken diğer yandan çayın sıcağından dilim damağım yanıyordu. Olsun! Çayı bir an önce bitirip zorunlu konukluğuma son vermeliydim.
Çok uzun gelen bir süreden sonra, çayımı bir ‘teneke ağızlı’ hızıyla içerek bitirmiştim. Çay için teşekkür ettim. Ayağa kalkarken, dilekçemi geri alırken -herhalde 15. kez gözaltına alınmış olan-;
“Müvekkil Ali Tekdağ ile görüşebilecek miyim?” diye sordum.
“Hayır! Görüşebileceğini mi zannediyorsun! Hem zaten burada değil, yer göstermeye kırsala götürüldü.”
Kimseye aldırmasa da kendince meşru bir gerekçe uydurmuş, ifade etme ihtiyacı hissetmişti.
Ali Tekdağ: 15 Kasım 1994’te bir Renault’ya zorla bindirilip kaçırıldıktan sonra, 4 ay süren çok ağır işkencelerin, itirafçıların itiraflarına göre vücuduna yanık naylon damlatıldıktan sonra öldürülüp üzerine de benzin dökülerek yakıldıktan sonra, geriye kalanları bir çay kenarına gömüldü.
Kardeşi Mehmet Tekdağ: Ağabeyinin kaçırılmasından bir yıl kadar önce, Bağlar Dörtyol’unda karakola elli metre mesafede silahlı saldırıya uğrayarak öldürülmüştü. Katilleri bulunmadı.
Mazlum Tekdağ (Ali Tekdağ’ın oğlu): KCK ana davasından 4 yıldır tutuklu.
İşte o Ali Tekdağ’ın gözaltına alındığı sırada Hayri Kozakçıoğlu Olağanüstü Hal (OHAL) Valisi’ydi.
Görüşme talebimin nazikçe reddinden (!) birkaç gün sonra, bir sabaha karşı Diyarbakır Halkın Emek Partisi (HEP) İl Başkanım –Ben, HEP İl Sekreteri idim- olan Vedat Aydın’ın kaçırıldığı haberini aldık. O sırada da Hayri Kozakçıoğlu OHAL Bölge Valisi’ydi.
Önce evine gittik. Konuyu araştırmakla görevli emniyet müdürlüğü yetkilisi, Susurluk kazasında Abdullah Çatlı ile birlikte hayatını kaybeden Hüseyin Kocadağ’dı. Sadece bir soruşturma yapar gibiydi. Tek yaptığı, sürekli bir şekilde soruşturmayı saptırmak, kafa karıştırmak, dikkatleri saçma alanlara çekmekti. Örnek mi?
“Kişisel düşmanı, gönül ilişkisi var mıydı?” gibi sorular soruyordu.
Avukatları olarak, Eren Keskin ile birlikte yararsızlığına hükmettiğimiz soruşturmanın bitirilmesini, gerçek manada soruşturma için gidip sanıkları bulabileceği yerde soruşturma yapmasını istedik.
Önce mahalle karakoluna, sonra da İçkale’deki alay komutanlığına, İsmet Yediyıldız’a gittik. Ancak yok denilerek görüştürülmedik. Ulaşamadık bile.
Ardından İçişleri Bakanlığı’na hitaben hazırladığım dilekçeyi, iadeli taahhütlü olarak postaladığımız gibi faks da çektik.
Birkaç günkü sonuçsuz uğraşlardan sonra, Vedat Aydın’ın ağır işkenceler görmüş cenazesi Maden ilçesine yakın bir yerde, yol kenarında bir ağacın altında bulundu.
10 Temmuz 1991’de o zamana kadar görülen en görkemli kalabalıkla cenazesini Maden’den alarak Diyarbakır’a, Mardinkapı Mezarlığı’na getirdik. Törene, kalabalığa, havadan helikopterden, surlar üzerinden, karakol bahçesinden, özel tim, resmi ve sivil polisler ve itirafçıların açtığı ateşle 13 kişi öldü. Yüzlercesi yaralandı.
O gün de Albay İsmet Yediyıldız İl Jandarma Alay Komutanı iken OHAL Valisi de Hayri Kozakçıoğlu’ydu.
Albay İsmet Yediyıldız: Tuğgeneral rütbesindeyken 6 Kasım 1999’da Trabzon’da şüpheli bir trafik kazasında öldü.
Bu sonradan herkesin sözcük dağarcığında sert ve soğuk yerini alacak olan ‘faili meçhul cinayet’ten önce de baro başkanının arabasına bomba konmuş, yine İHD Diyarbakır Şubesi bombalanmıştı. Cinayet de kendi alanında ilkti. Son da olmadı. Onlar, yüzler, binlerle ifade edilen sayılara ulaştı.
Kozakçıoğlu da, sonrasında göreve gelen OHAL’in diğer valileri de şüphesiz çok ayrıntılı bilgilere sahiptirler. Yaşayanları, buradan bildiklerini anlatmaya, gerçeği paylaşmaya çağırıyorum. Gerçek anlamda barış, çözüm ya da adaletin sağlanması için, kesin olan o kanlı, karanlık yılların aydınlanmasıyla olur.
‘Fırat’ın ötesi’ aydınlanmadan hiçbir vicdan temizlenemez!