Küba, Che, güneş, salsa (1)

Che'nin idealleri Kübalı çocuklarla dimdik ayakta

  • Che'nin Castro'ya yazdığı son mektup...
  • Cenazesi ölümünden 30 yıl sonra Küba'ya getirilebildi...
  • Che'nin anıt mezarı onbinleri ağırlıyor...
  • Çocuklar 'Hasta Siempre'yi (Sonsuza Kadar) söylüyor...

    Yazı dizisi
  • Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

    BAŞLARKEN
    Yine yolumuz Küba'ya düştü ve sonsuz iştahıyla her önüne geleni yutmaya hazır kapitalist kürenin midesine demir bir bilye gibi oturma gayretinde olan bu küçük adaya dair tuttuğumuz not defterine yeni yapraklar eklendi. Küba Turizm Bakanlığı'nın 17. Uluslararası Turizm Fuarı FITCUBA 2007 için dünyanın pek çok ülkesinden davet ettiği yüzü aşkın gazeteciden dördü, bu yıl Türkiye'dendi. Havana'nın Morro Cobana Parkı'nda başlayıp, Jardines
    del Rey'i, Santa Clara'yı ve Cayo Largo'yu dolaştıktan sonra yine Havana'da nihayete eren program son derece zengin ve Küba'yı farklı bir bakışla irdelemeye olanak tanıyacak denli hareketliydi. İşte 2007 Küba'sından politika, mücadele, eğlence ve sokak izlenimleri...


    Coco, Bario, Tania, Walter, Camillo, Hernandez, Emilio, Jorge, Julio...
    Dışarıda hava, otuz dereceyi aşan sıcaklığı ve korkunç nemiyle herkesin boğazına bayıltmacasına çökmüşken, yarı karanlık, huzur dolu, serin yapının içinde ilk göze çarpan, taş duvarın üzerine oyulmuş yüzlerin altında yazılı bu isimler oluyor. O ise, sanki vurulduğu yere gömülmüş gibi; tropik bitkilerle bezenmiş minik bir cangılın orta yerinde duran mezarında, birlikte vuruştuğu arkadaşlarının yanında olmanın getirdiği muhteşem rahatlıkla ebedi uykusunu uyumakta. Ortalarda ne haç, ne bir hilal, ne altı köşeli yıldız ne de uhrevi çağrışıma neden olacak başkaca bir işaret var. Yalnızca kızıl bir alev yalımlarını yukarı doğru göndermekte; piramidal bir yükseltinin sivri ucundan sonsuzluğa ulaşmak istercesine... Varsın sonsuzluk ulaşılması imkânsız olsun. 'Veda Şarkısı'nda söylediği şu sözleri asla tutamadığına bütün dünya tanıktır: "Biliyorum ki, hayata geçmesi mümkün olmayan fikirleri barındırmak gibi zevkleri bırakacağım."
    Bu onun mezarı. 14 Haziran 1928'de Arjantin'in Rosario kentinde doğan, büyüyüp doktor olan, sonra Guetamala'da, Küba'da, Kongo'da, Tricontinental'de, kısacası dünyanın bütün yoksul bölgelerinde yüreği devrim için atan ve en sonu 40'ına bile varamadan Bolivya'nın Vallegrande eyaletine bağlı La Higuera köyünde yaşamını noktalayan Ernesto Che Guevara de la Serna'nın.
    Yani 'gerçekçi olup imkânsızı isteyen' kuşağın en ileri temsilcisinin; yani dünyanın onulmaz hastalıklarına ilaç ararken, imkânsızın peşinden koştuğunun bilinciyle, başkalarını topun ağzına sürüp kendisi geriden seyredenin değil; canını ortaya koymaktan kaçınmayacak kadar kendi gerçeğine saygısı olanın...
    Telgrafta yazılanlar
    "El Yuro vadisinde, 8 Ekim 1967'de bir nehri geçerken neler olup bittiğini anlatan bir telgraf geldi. Telgrafların çoğunda anlatılanlar yalandı. Ama bu telgraf gerçekten olmuş bir şeyi anlatıyordu. Gerillayı yok etmenin bir tek şekli vardı ve o insanlar böyle bir şeyi uyduracak hayal gücünden yoksundular. Che gelmiş, nehri geçmiş. Onu nehrin karşı tarafında bekletmişler, nehrin ortasındayken ateş açmışlar... (...) O ölüm acısıyla o gün bir konuşma yaptım ve şunu sordum: 'Çocuklarımız nasıl olsun istiyoruz?', 'Che gibi olsunlar istiyoruz' diye yanıt verdim. Bu da öncülerin andına dönüştü: Komünizm öncüleri: Biz Che gibi olacağız. (...) Che öldüğünde savunduğu tek şey sömürülmüş ve baskı altındaki Latin Amerika halklarının hakları, davasıydı. Şehit olduğunda savunduğu tek dava, dünyadaki yoksul ve ezilmiş insanların davasıydı."
    Fidel Castro'nun bu anlatımında olduğu gibi, yaralı yakalanan Che'nin kimliğinin belirlenmesi sonunu da getirdi. Che, CIA'in emriyle Bolivya diktatörü Renè Barrientos'un askerlerinden Mario Turan'ın kurşunlarıyla can verdi. Ve Che'yi, 9 Ekim 1967'de öldürenler, izlerini tümüyle yeryüzünden silmek için cesedini de kaybettiler.
    On yıldır Küba'da
    Che'nin Bolivya'da nereye gömüldüğünü tesbit etmek hiç de kolay bir şey değildi. Araştırmalar tam otuz yıl sürdü ve sonunda Havana Tıp Fakültesi Dekanı Jorge Gonzalez, Che'nin Bolivya'daki mezarını kesin olarak belirledi. Ve kısa sürede Che'nin kemikleri bulunduğu yerden alınarak Küba devriminin ilk kıvılcımının çaktığı Santa Clara'ya getirildi. Şimdi Che, Bolivya'da öldürüldüğü Higuera'da nasıl ki bütün mucizelerinin yaratıcısı, yolcuların koruyucusu ve zorlu doğumların yardımcı meleği 'San Ernesto de la Higuera' (Higuera'nın Aziz Ernesto'su) olarak bir aziz gibi anılıyorsa, Santa Clara'daki anıt mezarı da her yıl on binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor. Anıt mezarın merdivenlerinden yukarı doğru çıkanları, ilk karşılayanlar tertemiz beyaz bordo renkli önlükleriyle ilkokul çocukları. Çocukların ellerinde, Che silueti işlenmiş birer kırmızı fular var. Az sonra bu fularlar konukların boynuna bağlanacak. Konuk çocuğu yanaklarından öpecek ve ardından muhtevası Küba'nın ABD ile yaşadığı soğuk savaşın son durumuna göre yeniden şekillenen bir konuşma metni okunacak. Sonra Che'nin anısına Carlos Pueblo tarafından yazılan ünlü 'Hasta Siempre'nin (sonsuza kadar) yeryüzünde duyulabilecek en hüzünlü versiyonu, yine dünya güzeli çocuklardan oluşan müthiş bir koro tarafından seslendirilirken, herkes elindeki çiçeği anıtın önüne yerleştirecek. Ve neredeyse on dakikada tamamlanan bu törenin herkesin içine bir kor gibi ateşini saldığı bu duygu yüklü atmosfer, en duyarsız olanları bile kaçınılmaz olarak kendi içine hapsetmeyi başaracak.
    Sonra dev Che heykelinin bulunduğu bölümün arkasındaki müze bölümü gezilecek. Burada Che'nin kullandığı silahlar, dürbünler, askeri elbiseler, saatler, ünlü günlüğünden sayfalar ve diğer özel eşyaları ile çocukluğundan itibaren çekilmiş fotoğrafları serbestçe kameraya alınıp belgelenebilecek. Fakat anıt mezarın bulunduğu yerde her tür kayıt yasak. Ve ama kaçılamayan ise, o serin ve loş, tam da öldüğü yere gömüldüğü hissini yaşatan; muhtemel ki, en yakın arkadaşlarıyla birlikte yeni devrim planları yaptıkları minik cangılın içinde, Che'nin kavgasını haklı kılan bu dünyanın tahammülü imkânsız acıları için birkaç damla gözyaşı... Hepsi bu!
    Bolivya'dan önce Fidel'e son mektup
    Fidel, Dünyanın başka ülkeleri benim mütevazı çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba'ya olan sorumluluğunun sana imkân vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın zamanı geldi.
    Bunu acı ve sevincin karışımıyla yaptığım bilinsin; burada benim kurucu umutlarımın en safını ve sevdiklerim arasında en sevgili olanı bırakıyorum ve beni evladı gibi kabul eden bir halkı bırakıyorum. Bu, benim ruhumdan bir parça koparmaktır. Yeni savaş alanlarında bana vermiş olduğun inancı, halkımın devrimci ruhunu, görevlerin en kutsalı olan nerede olursa olsun emperyalizme karşı mücadele etme görevini yerine getirme duygusunu taşıyacağım.
    Başka gökler altında son saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın. Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, devrimimizin dış politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun geldiği herhangi bir yerde Kübalı devrimci olmanın sorumluluğunu duyacağımı ve öyle davranacağımı, çocuklarıma ve karıma maddi hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.
    Her zaman zafere kadar!
    Ya vatan ya ölüm! Che

  • YARIN: ABD ile soğuk savaş