Küba, Che, güneş, salsa (2)

ABD'nin Küba'yla dengesiz savaşı

  • Özgürlük Heykeli, ABD'nin hangi icraatına şaştı kaldı!..
  • ABD, Küba'ya neden tahammül edemiyor?..
  • Castro'nun kapitalistlerle gemileri yaktığı gün...
  • Havana'da süren propaganda savaşı...

    Yazı dizisi
  • Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

    'Küba'nın suçu ne? Onurlu bir adamın Küba'ya saldırmak için nasıl bir gerekçesi olabilir. Küba halkı, kendi kanıyla ve düşmandan ele geçirdiği silahlarla, tepeden tırnağa silahlı 80 bin adamı olan, ABD hükümetinin başımıza getirdiği, acımasız Batista tiranlığını devirdi. Latin Amerika ve Karayipler'de emperyalizmin egemenliğinden kurtulan ilk toprak oldu; sömürgecilik sonrası tarihi boyunca, on binlerce kişinin canına kıyan işkencecilerin, katillerin ve savaş suçlularının yargılandığı, örnek olacak şekilde cezalandırıldığı, bu yarımküredeki tek ülke.'
    Fidel Castro ABD'nin neredeyse yarım yüzyıldır Küba'ya karşı yürüttüğü savaşa ilişkin, "suçumuz ne?" sorusunu ortaya atarken, yanıtını da veriyor.
    Eşitliği, kimilerinin kulak arkasına sıktığı birkaç damla özel parfüm ya da akşam yemeğinde içtiği iki yudum lüks şarabın parasıyla; pek çoğunun bir aylık geçim parasının eşitlenmesi olarak görenler; elbette ki, burunlarının dibinde eğitim, sağlık, barınma, beslenme gibi en temel insani sorunlarını olabilecek en eşitlikçi tarzda çözmüş bir ülkeye tahammül edemiyor. Gökdelenlerden göklerin görünmediği çok modern kentlerinde, ev yerine karton kutularda yatan, yemek yerine çöplük karıştıran binlerce insanı, daha iyi bir yaşam düzeyi için sürekli kışkırtan böylesi bir örneği hastalık orijini olarak görüp, hızla derdest etmenin çarelerini sonuna kadar zorlamaları bu yüzden...
    "Yurtiçindeki desteği ortadan kaldırmanın tek yolu, ekonomik güçlüklere ve memnuniyetsizliklere dayalı umutsuzluk ve başarının büyüsünün bozulmasından geçmektedir. (...) Hükümetin devrilmesi, umutsuzluk ve açlığı ortaya çıkarmak (...) üzere en kısa sürede mümkün olan her yola başvurulmalıdır."
    Amerika Dairesi Devlet Müsteşarı Lester D. Mallory 6 Nisan 1960'ta bu sözleri söylediğinde, Küba devrimi bir yaşını yeni doldurmuştu ve ABD'nin sonradan iddia ettiğinin aksine ne Sovyetler Birliği ile çok yakın teması vardı ne de Amerikanın güvenliğini tehdit edecek bir hazırlığı.
    Üstelik bu tarihte Küba hükümeti ABD'li şirketleri ciddi bir biçimde etkileyen kentsel mülkiyetin kamulaştırılması yönünde karar da almış değildi. Fidel Castro'nun 15 Ekim 1960 günü kamulaştırma kararını açıkladığı konuşması sırasında arka planda United Fruit Company'nin ve sömürgeci diğer şirketlerin tabelalarının birer birer sökülüp binalardan aşağı atılmasının ABD'yi kışkırttığına ise hiç kuşku yok. Ancak sonradan çıkan belgeler sayesinde anlaşıldı ki, ABD'nin hasmane yaklaşımda bulunması için bölgedeki dengeleri bozmaya aday bir devrimin gerçekleşmiş olması ve ABD kuklası diktatör Fulgencio Batista'nın Küba'dan kaçması yetmiş ve artmıştı bile.
    Eisenhower planı
    1953-1961 yılları arasında ABD Başkanlığı yapan Dwight Eisenhower, Küba devrimi henüz bir yaşını bile doldurmamışken, 11 Aralık 1959'da CIA'in gizli bir eylem planını onayladı. Bu planın içinde "Castro'nun bir yıl içinde devrilerek yerine bir ABD dostunun geçirilmesi, korsan radyolar yoluyla propaganda silahını kullanmak, Küba'nın resmi radyo ve televizyonuna korsan yoldan sızmak, adada 'kontrol merkezi' oluşturabilmeleri için ABD taraftarı grupları desteklemek ve Fidel Castro'yu fiziken ortadan kaldırmak" gibi başlıklar vardı. Bu planın kâğıt üzerinde kalmadığı da 9 Eylül 1960'a kadar, Castro'ya karşı en az sekiz ayrı suikast girişiminin ortaya çıkarılması sayesinde anlaşıldı. ABD'nin 3 Ocak 1961'de Küba ile tüm diplomatik ilişkilerini askıya almasıyla şiddetin dozu da arttı. Artık Küba'daki petrol rafinerileri, mağazalar bombalanıyor, ABD'ye kaçırılan Küba uçakları imha ediliyor, masum insanlar öldürülüyordu. 16 Nisan 1961'de de ABD'nin desteklediği karşı devrimciler Domuzlar Körfezi çıkartmasını başlattı ve Fidel Castro da aynı gün "devrimimizin niteliği sosyalisttir" tarihi açıklamasını yaptı. Bu Küba'nın gemileri yakarak kapitalist dünya ile ilişkileri tamamen kopardığının işareti'ydi. Sovyetler Birliği ile ilişkiler Küba'yı güvenlik açısından kısmen rahatlatsa da ABD, 'duvar'ın yıkılmasının ardından intikamını ağır biçimde aldı. Küba'ya yönelik kuşatma, bu ülkeyle
    ilişki kuran üçüncü ülkelere çeşitli yaptırımlar öngören Toricelli, Helms Burton gibi yasalarla daha da daraltıldı. Bu ambargo yüzünden Küba, yıllar boyu yedek parça, ilaç, hammadde bulmakta zorluklar yaşadı. Bununla da yetinilmedi, uçaklar, oteller bombalandı, biyolojik silahlarla ülkenin tarım ve hayvancılığına büyük darbeler indirildi.
    İşte 48 yıldır yaşanan bu gerçekleri bilmek, caddelerde adım başı rastlanan; duvar yazılarını da anlaşılır kılıyor. En gözde duvar yazılarının konuları; ABD'de esir tutulan beş Kübalı yurtseverin serbest bırakılması talebi ile 1976'da Küba uçağını düşürerek içindeki 73 yolcunun ölümüne neden olan terörist Posada Carriles'i ABD'nin salmasını kınayanlar... Küba'da beş yurtseverle ilgili 'Volveran' (dönecekler) dileği ve Bush ile Carriles'i Hitler'e benzeten afişler her yerde...
    Asıl kavga Malecon'da
    En büyük propaganda savaşı ise Havana'daki Amerikan Çıkarlarını Koruma Ofisi'nin bulunduğu Malecon'da sürüyor. Ofisin tam karşısına dikilen kucağında çocuk taşıyan Jose Marti heykeli, diğer eliyle ABD'nin 'çıkar ofisini' göstererek "bu ülkenin çektiği sıkıntıların kaynağı orada" der gibi. ABD'nin heykele yanıtı ise ofisin en üst katına yerleştirilen ışıklı panolar. Bu panolardaki insan haklarına ilişkin sözler aslında Kübalıları kızdırmış değil. Onların asıl öfkelendiği, ABD'de hiç de huzurlu bir hayat yaşamadığı bilinen Martin Luther King'in "Bir hayalim var. Bu
    ulus bir gün ayağa kalkacak" sözlerinin Küba'ya karşı kullanılması. Zaten yanıt gecikmemiş. 'Çıkar Ofisi'nin önüne dikilen 138 siyah bayrak ışıklı panonun önünü kapatmış durumda. Bayraklar devrimden bu yana ABD saldırıları sonucu ölen 3 bin 400 kişiyi simgeliyor. Her siyah bayrağın ortasındaki beyaz yıldız ise, ölen çocukları ve ailelerinin yasını tutan, acı içindeki kişilerin umutlarını temsil ediyor. Artık panolarda yazı olmasa da, dalgalanmaya devam eden siyah bayraklar, ABD'nin Küba-
    lılara çektirdiklerinin kefareti olarak 'Ofis' personelini güzelim okyanus manzarasından yoksun bırakmaya devam ediyor.

  • YARIN: Turizm ablukanın panzehiri