Küba, Che, güneş, salsa (3)

Küba kuşatmayı turizmle kırdı

Sovyetler'in dağılmasından sonra ABD kuşatmasını daha ağır hisseden Küba, teslim olmak yerine sahillerini turizme açarak çıkış yolunu buldu...

Yazı dizisi
Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

Rengârenk giysiler içinde dans eden melez kızlar, fırtına gibi akan Latin müziğin eşliğindeki olağanüstü kıvrak figürleriyle herkesi büyülerken; izleyenlere, 'salsa asla yormaz' düşüncesini aşılıyor. Görünüşte her şey kusursuz. Tertemiz otel odaları, su gibi akan romlar, şaraplar; bembeyaz kum, turkuaza çalan okyanus, dipte oynaşan renk renk balıklar; natürelliğiyle Küba'nın tatil beldelerine giden herkesi olağanüstü bir huzur duygusuna sürüklemekte.
Havana'da ise adım başı rastlanan eski Amerikan arabaları, dış cephesi işlemeli kolonyal binalarla aynı karede buluşunca, insan tarihi bir film setinde gezindiği hissine kapılıyor. Ve bu güzelliklerin toplamı, on yılı aşkın bir süredir, giden herkesi mutlu etmekle kalmıyor, aynı zamanda Küba halkının beslenmesini, sağaltılmasını, çocuklarının eğitimini ve daha pek çok temel gereksinimini karşılamakta işlev yükleniyor. Ekonomiyi ayakta tutacak daha ehven bir yol bulunsaydı eğer, muhtemel ki o yol tercih edilebilirdi ama, okyanusun öte kıyısında, 180 kilometre uzaklıkta pusuya yatarak bekleyen dev, bu küçük adada yaşamın idamesi için fazla bir seçenek tanımadı.
Küba, kıtaları aşarak ülkeleri sorgusuz sualsiz işgal etme yetisinin yanı sıra, dünyadaki tüm hukuk kurallarını ayaklar altına alsa bile maalesef genlerinde yüz kızarması diye bir özellik bulunmadığı için kimseye hesap da vermeyen büyük komşusu ABD'nin sürekli tehdidi altında. Bu, bir yanıyla sürekli seferberlik halini ve kaynakların hatırı sayılır bir bölümünün askeri harcamalara ayrılması; yani yoksullaşma demek. Ne var ki, Küba'yı yoksullaştıran sadece bu değil. ABD, 'komünizm belasının son temsilcisi' Küba'nın yok olması için uğraştığı ve bu talebiyle ilgili dünyanın tüm ülkelerinden destek beklediği için durum çok daha vahim. Bu durumda Küba ile ilişki kuran diğer ülkeler de ABD'nin hışmına uğrama tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor ki, adanın etrafındaki çember bu yolla daha da daralıyor.
BM'nin nafile kararları
Birleşmiş Milletler'in (BM) 1992 yılından bu yana, Küba'ya karşı ablukanın kaldırılması yönündeki karar tasarısını defalarca onaylamış olması bile ABD'yi etkilemedi. Uluslararası toplumun kararlarını hiçe sayan ABD, tescilli antikomünist senatörlerin adıyla anılan 1992 tarihli Toricelli ve 1996 tarihli Helms Burton yasalarını çıkararak Küba ile ilişki kuran ülkelere karşı yaptırımlar getirdi. Toricelli yasası, ABD'li şirketlerle çalışan üçüncü ülke şirketlerinin Küba ile ticaret yapmasını yasakladı. Ayrıca, Küba limanlarına uğradığı için kara listeye alınan gemilere, ABD limanlarına girebilmeleri için altı aydan az olmayan bir bekleme zorunluluğu getirildi. Bu yasa yüzünden Küba, gemilere çoğu kez uluslararası tarifenin en az üç katı ücret ödemek zorunda kaldı. Toricelli yasasının boşluklarını, 1996'da kabul edilen Helms Burton yasası doldurdu ve ambargoyu ihlal eden şirketlerin yöneticileri ve ailelerinin ABD'ye girmeleri engellendi. Ayrıca ABD, ablukayı ihlal edenlere karşı para cezaları da uyguladı. 2004 yılında Meksika, Kanada, Panama,
İtalya, İngiltere, Uruguay, Bahamalar ve Angola'daki 77 şirkete uygulanan toplam para cezası 1 milyar 262 milyon dolara ulaştı.
George W. Bush yönetimine bu yaptırımlar da yeterli gelmedi. 30 Haziran 2004'te yürürlüğe giren 'Özgür Küba'ya Yardım Komisyonu' raporu ile Küba'ya yönelik yatırımları engellemek, finans akışını ve seyahatleri kısıtlamak, Kübalıların ABD'de yaşayan yakınları ile aralarındaki ilişkileri koparmak için yeni önlemler alındı. Bu sayede ABD'den Küba'ya seyahatlerde yüzde 40 düşüş yaşandı. ABD vatandaşlarının ya da bu ülkede yaşayanların alkol ve puro da dahil olmak üzere Küba ürünlerini satın almaları yasaklandı. Bu düzenlemenin ihlali halinde ise 250 bin dolar para, 10 yıl da hapis cezası gibi müeyyideler konuldu. ABD hükümeti ayrıca Küba'nın turizm ve ticari satışlardan kazandığı dolarları üçüncü ülkelerin bankaları aracılığıyla hesaba aktarmasını cezai şartlara bağladı. Bu yasayla bir İsviçre bankasına 100 milyon dolar ceza bile kesildi.
Büyük ekonomik zarar
Ablukanın dolaysız sonuçları, Küba'nın yılda ortalama 1.8 milyar dolar zarara girdiğini gösteriyor. Fakat ambargonun sonuçları ekonomik zararla da sınırlı değil. İnsani ihtiyaçlar da kuşatmanın duvarına çarpıyor. Küba, kendi ülkesinde üretemediği tıbbi ilaç ve malzemelere ulaşmakta büyük zorluklar çekti.
Veriler, 11 milyon nüfuslu Küba'nın yıllık ulusal gelir toplamının 30 milyar dolar, devletin toplam borcunun ise 15 milyar dolar civarında olduğunu gösteriyor. Ekonomisi ise, tarım, hayvancılık, madencilik ve turizme dayanıyor. Tütün, kahve, kakao, patates ve fasulyenin yanı sıra asıl üretim kalemi şekerkamışı. Ancak yıllarca Sovyetler Birliği'ne piyasa fiyatlarının çok üstünde fiyatlarla şeker satan Küba, bu olanağı yitirince ekonomisinde büyük bir gedik doğdu. 9 milyon ton olan şekerkamışı üretimi, peyderpey 2 milyon tona kadar geriletildi. Artık 'deniz tükenmişti' ve ülkenin karnının doyabilmesi, çeşitli temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için yeni bir çıkış yolu bulunmalıydı. Küba için bu yol, turizm oldu.
Sihirli değnek gibi
Turizm öylesine sihirli bir değnek vazifesi gördü ki, bir yandan ülkeye sıcak para girişi sağladı, diğer yandan da ABD'nin Küba'yı dünyadan tecrit etme politikasının önünü kesti. Yabancı yatırımcılara kapılar açılınca, yıllık ortalama sıcaklığı 24 derece olan bu ülkede, kısa sürede yeni oteller açıldı. Turizm geliri de yıllık 1 milyar dolara ulaştı. Küba turizm sayesinde kendi ülkesini yeniden keşfetti. Önceleri Havana, Varadero gibi kentlerle sınırlı olan tatil bölgelerine, Jardinas del Rey, Villa Clara, Cayo Largo, Holguin, Pınar del Rio, Santiago de Cuba gibi kentler de eklendi. Şimdi neredeyse Küba'nın tümünde turistler için ilgi çekici bir şeyler var. Che'nin mozolesini görmek, devrim kuşağının gelmiş geçmiş en büyük efsanesinin bir zamanlar yaşadığı gerçeğine kendi gözleriyle tanık olmak isteyen Santa Clara'ya; rengârenk kocaman balıklarla birlikte dalmak isteyen Coya Largo'ya; bembeyaz kumsallara uzanıp, yeşil ile mavinin okyanusun içindeki dansını izlemek isteyen Varadero'ya; her iki tarafı da okyanusa bakan eşi benzeri olmayan bir yolda, otobüslerle muhteşem adalara ulaşmak isteyen de Jardines del Rey'e gidiyor. Her gittiği yerde de salsa, müzik, sınırsız eğlence, rom ve puro buluyor. Üstelik dünyanın pek çok yerinde bir servet değerinde olan ıstakoz ve jumbo karides gibi deniz ürünleri, kırmızı et fiyatına satılıyor. Turistin cebinde parası var ve dilediğini satın alıyor... Peki ya Kübalılar?

  • YARIN: Küba'da yaşam ve sosyalizm