Küba, Che, güneş, salsa (4)



Küba, turizmin gelişmesi ve Venezüella'yla ilişkiler sonucu zenginleşmenin doğurduğu dertlerle tanıştı...


Yoksulluğu paylaşmayı başaran ülke, artan geliri bölüşmekte sorun yaşıyor...

Yazı Dizisi
Haber: ERTUĞRUL MAVİOĞLU / Arşivi

'Maaşım, 1 doları 25 pesodan hesaplarsak, 30 dolar. Ama açlıktan ölmüyorum. Parti aidatımı ödüyorum; kira olarak belli bir yüzde ödüyorum; yüzde 10 ödeniyordu sanırım. (...) Bir teyzem var ona yardım ediyorum. Oğlu, henüz burada emeklilik sistemi yerleşmeden savaşta öldü. İsyan ordusu altı ay boyunca hiç maaş almamıştı.'
Bu sözler, sokaktaki bir Kübalıya da ait olabilirdi ama değil... Maaşı aylık 30 dolar olan, Küba Devlet Başkanı Fidel Castro'nun ta kendisi. Castro ayda 30 dolar kazanınca, bir doktorun aylık gelirinin 25 dolar, bir öğretmeninkinin 20 dolar, ülkedeki aylık kazanç ortalamasının ise 18 dolar civarında olmasına şaşmamak gerek.
Küba'nın, 2 bin 700 dolarlık kişi başına düşen milli geliriyle dünyanın yoksul ülkeler liginde yer aldığına hiç kuşku yok. Dahası, ücretlerin düşüklüğünde ülkenin yoksul oluşunun da payı son derece büyük. Fakat diğer yandan, konuşulan ülke Küba olunca, başka ülkelerin ortalamalarıyla yapılan kıyaslamalar ve bu bakışla irdelenen istatistikler, gerçeği açıklamakta aciz kalırlar. Çünkü ortalama geliri Küba'nın çok üzerinde olan ülkelerdeki nüfusun azımsanmayacak bir bölümünün; açlık ve işsizlik çektiği, eğitim, sağlık ve barınma haklarından yoksun bulunduğu gerçeğini unutursak, Küba'nın zikredilen gelir düzeyiyle bu en temel insani meselelerini nasıl alt etmiş olduğunu da çözümleyemeyiz.
İşin sırrı, kimi turistlerin Havana'daki Eski Kent Meydanı'nda (Habana Vieja) gördüğü turistik figürlerden yola çıkarak dillendirdiği, "burada da sosyalizm bitmiş" söyleminin aksine, tüm eksikliklerine rağmen yine sosyalizmde saklı.
Küba'daki hayatı yakından gözlemleyen herkes, burada olup bitenlerle; yeni dünya düzeninin, yoksulların önüne kırmızı halılar döşeyerek, reverans eşliğinde davet ettiği o meşum çukur arasındaki açıyı daha iyi anlayacaktır. Küba'da herkesin karnı doymaktadır ve ülkedeki işsizlik oranı yüzde sıfıra yakındır. Küba'da yaşayanların yüzde 85'i kendi evinde oturmaktadır ve kiralar aylık gelirin yüzde 10'unu geçemez.
Maaş temel ihtiyaçlar için değil
Küba'da yedi yaşına kadar olan bütün çocukların günde 1 litre süt hakları, bütün çocuk ve gençlerin sınırsız eğitim hakları vardır. Kimse elektriğe, suya para ödemez. Ve Küba'da istisnasız herkesin sağlık hizmetlerinden sınırsız yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu durumda anlaşılacağı üzere, çalışanların 20-25 dolar (25 peso = 1 dolar) düzeyindeki aylık ücretleri, zaten bedava olan temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik değil; son derece ucuz olan temizlik maddelerinin teminine, kültürel ihtiyaçlarının giderilmesine, ulaşım hizmetlerine ve fazladan alınan besin maddelerinin karşılanmasına yaramaktadır.
'Yankiler yenemez'
Ne var ki, insan odaklı bu işleyiş, yoksulluk zemini üzerinde tıkır tıkır işlemekle birlikte, ülkede turizmin gelişmesi ve Venezüella ile olan ilişkiler sayesinde gözlenen zenginleşmenin eşitsizliği körüklemesi, ciddi bir sorun olarak Küba'nın önünü tıkamaya aday. Castro bu gerçeklerden yola çıkarak, "Yankiler bu devrimci süreci yıkamazlar, çünkü silah kullanmayı bilen bir halkımız var; hatalarımıza rağmen kültür, bilgi ve bilinç seviyesi bu ülkenin tekrar Amerikan sömürgesi olmasına izin vermeyecek düzeye gelmiş bir halkımız var. Ama bu ülke kendi kendini yıkabilir. Devrim kendi kendini yıkabilir. Bizler yıkabiliriz ve bu kendi suçumuz olur. Hatalarımızı düzeltmezsek" diyor.
Castro'nun anımsattığı gibi, Küba'da devrim bütün diğer devrimler gibi kendini yıkma potansiyelini içinde taşımakla kalmıyor, üstelik bu mikrobu kendi eliyle dolaşıma da sokmuş durumda. Şimdi bu mikrop, sokaklarda, gece kulüplerinde, tezgâhlarda, lokantalarda, benzin istasyonlarında; yani dövizin geçtiği her yerde Turizmi geliştirmekle görevli olan Havanatur, Cubatur gibi devletin büyük ortak olduğu şirketler, tam da bu paradoksun ortasındalar. Kuşatma altındaki sosyalizmin ayakta kalması için ülkeye daha fazla turist getirmeye çalışmak bu şirketlerin ana sorumluluğuyken, diğer yandan daha fazla bakir alan turizmin hizmetine sokulduğu içindir ki, eşitsizlik mikrobunun, salgın bir hastalık gibi ülkenin en ücra köşelerine yayılması da engellenememekte.
Garsonlar doktorlardan zengin
Ne Kübalıların turistlerle ilişkilerinin sınırlandırılması ne de Jardines del Rey, Coya Largo gibi kimi bölgelerin tamamen Küba yurttaşlarından arındırılması sorunun kabararak büyümesinin önüne geçemiyor. Örneğin bir lokantada işini bilen bir garsonun günde 50 doların üzerinde bahşiş toplaması işten bile değil. Bu da bir doktorun iki aylık maaşına eşit. Ya da eski Havana'da elinde çiçek sepeti, frapan giysileri ve aşırı boyalı dudaklarıyla turistleri öpen ve her öpücük karşılığı 1 ile 10 dolar arası bahşiş kazanan kızların günlük kazancı, bir mühendisin aylık gelirinin kaç katına ulaşabilir dersiniz? Hepsini bir yana bırakın, Catedral Meydanı'ndaki ünlü Patio Restaurant'ın tuvaletinin önünde oturan ve her çıkandan 1 dolar alan temizlikçi kadın, yakında Küba'nın yeni zenginlerine katılabilir.
Üstelik, bu çok bilinmeyenli, içinden çıkılması zor denklemin çözümü için henüz üretilmiş kapsamlı bir formül yok. Şimdilik eldeki tek reçete, çocuklara adanmış Havana La Plaza Vieja'daki tarihi bir binada asılmış bez afişte yazılı: Viva Fidel 80 Más! (Fidel 80 yıl daha yaşa!)

  • YARIN: Havana'ya alternatif koruma