Küresel bankacılık reformu açısından bir dönüm noktası

Britanya'daki Bağımsız Bankacılık Kurulu'nun geçici raporu, sadece Britan- ya için değil, AB ve küresel bankacılık reformu açısından da bir dönüm noktası.
Haber: NICOLAS VERON / Arşivi

Britanya hükümeti tarafından geçen yıl kurulan ve başkanlığını Oxford’lu iktisatçı John Vickers’ın yaptığı Bağımsız Bankacılık Kurulu, Britanya bankacılık sisteminin önündeki reform seçeneklerine dair geçici raporunu 11 Nisan’da açıkladı. Eylülde nihai bir raporla onaylanacak olan politika önerileri, sadece Britanya için değil, Avrupa ve küresel bankacılık reformu açısından da bir dönüm noktası. 

Düzenleyici ayrım girişimi
Rapora dair yorumların büyük kısmı, önerilerin fazla ürkek olup olmadığına odaklanıyor. Vickers Kurulu, Britanya’nın rekabet gücünü korumak istiyor. Sözgelimi Britanya merkezli bankaların küçültülmesi veya daha yüksek sermaye gereklilikleri gibi radikal adımlar önermiyor. Ne var ki bunlar, raporun değerini azaltmıyor. Büyük bankaların siyasi manivela gücü, mali reform açısından inkâr edilemez bir engel. Fakat aynı derecede önemli olan, bu tahditten bağımsız olarak ne yapılması gerektiğine dair giderek hâkim olan analitik açıklık noksanlığı.
Bu açıdan Vickers Kurulu, iki önemli katkı yapıyor: Birincisi, rapor ulusal ve uluslararası finans hizmetleri arasında bir tür düzenleyici ayrım getirmek bakımından bugüne kadarki en bariz girişimde bulunuyor. Toptan bankacılık ve yatırım bankacılığı, büyük oranda provizyonu bir ülkeden diğer ülkeye kolayca taşınabilirken aynı müşterilere, esasen de büyük yatırımcılara ve büyük şirketlere hizmet vermeyi sürdüren alınıp satılabilir hizmetlerden oluşuyor. Bu da onları tek bir hukuk sistemine göre düzenlemeyi zorlaştırıyor.
Bunun aksine, bireysel bankacılık temelde alınıp satılabilir değil: Ailelerin veya küçük işletmelerin çoğu, banka hesabı açmak veya kredi almak için ülke dışına çıkmıyor. Rapor ikisini birbirinden ayırarak sadece Britanya’da alım satım faaliyetlerini düzenlerken, uluslararası ticarete konu olan finans hizmetlerini ait oldukları uluslararası müzakerelere (buna Mali İstikrar Kurulu’nun süregiden müzakereleri de dahil) bırakmak bakımından güvenilir bir çerçeve sunuyor. Kuşkusuz aynı finans grubu dahilindeki bireysel ve toptan faaliyetler arasında işleyen bir sınır tayin etmek büyük bir pratik zorluk olacak; ABD’de mevduat toplayan kurumlarda hisse alım satımını yasaklayan ‘Volcker kuralının’ uygulanmasında da benzer zorluklar yaşanıyor. Fakat rapor, bunu üstesinden gelinebilir bir mesele olarak görmekte muhtemelen haklı. 

Rekabeti konumlandırmak
Rapor, bireysel bankacılığı düzenlenmiş bir ‘kamu hizmeti’ fonksiyonu, yatırım bankacılığınıysa düzensiz bir ‘kumarhane’ olarak sunan geleneksel hatalı bakıştan da geri duruyor: Gerçekte her iki alan, yanlış alınan riskler karşısında savunmasız ve sistemik risk analiziyle bağlantılı (Northern Rock’ı perakende, Lehman’ı toptan bankacılık açısından düşünün). Her ikisi de doğru düzgün kurallara tabi olmalı. Fakat keşişen düzenleyici çerçeveler birbirinden ayrılabilir ve ayrılmalıdır da. Britanyalı kural koyucuların krizden önceki temel hatası, bu ayrımı görmezden gelmekti: Denetleyici bir ‘yumuşak eli’ Londra’daki bankaların toptan faaliyetlerine uyarlama kararı, savunulması mümkün olmayan biçimde Northern Rock, Halifax Bank of Scotland ve Rolay Bank of Scotland gibi Britanyalı bireysel bankacılık kurumlarının denetimine doğru genişletildi ve feci sonuçlara yol açtı. Bunun aksine, Hong Kong, Singapur ve (UBS’deki sorunlara rağmen) İsviçre gibi rekabet halindeki uluslararası finans merkezleri, en azından kriz öncesindeki on yıl zarfında, muhafazakâr tedbir kurallarını içteki bireysel bankacılık faaliyetlerine uyarlayıp, bir yandan da kendilerini uluslararası çapta hareket eden toptan finans kurumları için cazip hale getirerek daha iyi çıkarmış gibi görünüyor. Bunun Londra’da gerçekleşmemesinin sebebi, bir tür finansal merkantilizm olabilir: Britanya makamları, RBS gibi ulusal bankaların küresel liderler olması ihtimalini sevdi, bu da rahat davranmayı teşvik etti. Vickers önerilerinin süreç içinde bu dengesizliği düzeltmekte başarılı olduğu görülebilir.
İkinci önemli katkı, raporun rekabet politikasını bankacılık reformunun temel bileşeni olarak konumlandırması –muhtemelen şaşırmaya gerek yok, zira John Vickers’ın kendisi de eski bir rekabet düzenleyicisi. Birçok nedenden ötürü finans denetleyicileri genellikle yoğunlaşmış mali sistemlerden yanadır ve piyasa disiplininin ve mali istikrarın sağlanmasında rekabetin potansiyel rolünü küçümseme eğilimindedir. Fakat daha fazla rekabet, ‘iflas edemeyecek kadar büyük’ finans şirketlerinin yarattığı soruna yeri doldurulamaz bir çözüm teşkil ediyor. Geçici rapor, bu sahadaki değerlendirmelerini BM bağlamına ve bireysel bankacılığa odaklıyor. Sınırötesi rekabet politikasına yönelik uygun bir çerçeve, siyaseten oluşturması zor olsa da uluslararası düzeyde toptan ve bireysel bankacılığın düzenlenmesi açısından aynı ölçüde hayati önem taşıyacaktır. 

AB’ye amme hizmeti
Geçici rapor, Britanya merkezli, fakat AB için de genel bir geçerlilik ihtiva ediyor. İlk bakışta Britanya’nın bireysel bankacılık faaliyetlerini kontrol altına almak finans hizmetleri için tek bir AB pazarı vizyonuyla çelişiyor gibi görünüyor. Fakat finans sektörü iyi işlemesi için etkili düzenlemeye ihtiyaç duyduğundan, bu vizyonun güvenilir olması uygun kurumlara sahip olmasından geçiyor. Yani merkezi denetim makamlarına ve başarısızlık durumunda, bankalara Avrupa yanlısı bir yaklaşımla çözüm bulunmasına ihtiyaç var. Bunlar var olmadığı sürece (ki yeni kurulan Avrupa Bankacılık Otoritesi hâlâ çok yetersiz), ortak bankacılık pazarı da bir hayalden ibaret kalmak zorunda. Bu çelişkiye ışık tutmakla Vickers Kurulu, AB’ye de değerli bir amme hizmeti sunmuş oluyor. (Brüksel Bruegel’de öğretim üyesi ve Washington’daki Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nde misafir öğretim görevlisi, Radikal’e özel yazı)