Küresel finans kurumları değişime ayak uydurmalı

Küresel finans kurumları değişime ayak uydurmalı
Küresel finans kurumları değişime ayak uydurmalı
Batı'nın ekonomik kriz döngüsüne girdiği ve Asya'daki finans merkezlerinin yükselişe geçtiği bir dönemdeyiz artık. Dolayısıyla bazı küresel finans kurumlarının merkezlerinin ABD ve Avrupa'dan Asya'ya taşınması yönünde adımlar atılabilir.
Haber: NICOLAS VERON / Arşivi

2008 ve 2009’da düzenlenen ilk G20 zirveleri, küresel finans sisteminin yeniden düzenlenmesine, uluslararası finans kurumlarının güçlendirilmesine ve ekonomik resesyonla mücadeleye odaklanmıştı. O zamandan beri inişli çıkışlı bir ilerleme ve önceliklerin değişmesi söz konusu. Cannes’daki bir sonraki zirveye Avrupa ’daki politik kaosa dair tartışmaların damgasını vurması bekleniyor; finansal düzenleme meselesiyse geri planda kalacak. Fakat küresel olarak entegre olmuş bir finans sistemine yönelik vizyon sürdürülecekse, dünyanın işleyen bir uluslararası finansal düzenleme çerçevesine hâlâ ihtiyacı var; bu vizyonu bir kenara bırakmanın ekonomik bedelleri olacaktır. Kriz, düzenlenmemiş veya kötü düzenlenmiş finansal faaliyetlerin tehlikelerini gösterdi. Farklı yetki alanları arasındaki koordinasyon kendiliğinden gerçekleşmiyor ve finansal politikaların teknik niteliği uzmanlaşmış kurumları gerektiriyor.
Küresel finans kurumları, işte bu yüzden çok önemli. Bunlardan biri olan, ulusal ve uluslararası kurumların şemsiye grubu niteliğindeki Finansal İstikrar Kurulu (FSB) ve FSB’ye üye olan on kuruluş, bir ülkeye veya bölgeye bağlı değil. Bu kurumlar şöyle sıralanıyor: Basel’deki Uluslararası Uzlaşma Bankası (BIS); BIS çatısı altındaki dört kurum (sırasıyla Basel Banka Denetim Komitesi (BÇBS), Küresel Finans Sistemi Komitesi, Ödeme ve Uzlaşma Sistemleri Komitesi ve Uluslararası Sigorta Yöneticileri Birliği); Londra’daki Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB); Madrid’deki Uluslararası Tahvil Kurulları Örgütü (IOSCO); Paris’teki Uluslararası İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Washington’daki Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası. 

20. asırdan miras kalanlar
Bunlar homojen bir grup oluşturmuyor ve dünya çapındaki belli zorluklarla başa çıkmak için gelecekte ilave uluslararası kurumlara ihtiyaç duyulabilir. Fakat daha acil bir mesele, yukarıda sıralanan on bir kurumun küresel finans coğrafyasındaki değişimlere ayak uydurup uydurmadığı. Hepsi, ABD ile Avrupa’nın (ve kısa bir dönem için Japonya’nın) dünyaya hâkim olduğu 20. asırda kuruldu. Bugünse farklı bir finans dünyasındayız. Financial Times’ın ‘Global 500’ listesine göre yükselen ekonomiler, listedeki büyük şirketlerin toplam değeri itibariyle artık Avrupa’dan daha fazla ağırlık taşıyor. Toplam piyasa değeri açısından dünyanın en büyük beş bankasından üçü (ve en büyük ikisi) Çin’e ait. Hong Kong ve Singapur, finans merkezleri sıralamasında Londra ve New York’a yaklaşıyor. Kriz bu değişimi hızlandırdı, zira Batı uzun süreli bir ekonomik gerileme döngüsüne girerken, yükselen ekonomiler atağını sürdürüyor. Daha az gözle görülür düzeyde, Batı’nın finansal gelişim modeli üstünlük halesini büyük oranda kaybetti.
Bu yeni manzara, küresel finansın gerçekliğiyle onu denetlemekle görevli kurumlar arasında bir tutarsızlık üretiyor. Söz konusu kurumların çoğunun yükselen ekonomileri de bünyesine aldığı doğru. Fakat üst düzey yöneticilerden sadece biri, yükselen dünyadan geliyor (OECD’nin Meksikalı Genel Sekreteri Angel Gurria). İcracı olmayan daimi başkana sahip yedi kurumun hepsinde, bu koltukta bir Batılı oturuyor. Hepsinin de merkezi ya Avrupa’da ya ABD’de ve bu Batılı olmayanların toplantılara katılmasını zorlaştırıyor. 

Tebdili mekânda ferahlık
IMF’de Dominique Strauss-Kahn’ın yerine yeni bir başkan getirilmesinin de gösterdiği üzere, yükselen ekonomilerin inisiyatifi ele alıp bir yeniden düzenlemeyi zorlamak konusundaki isteksizliği sürüyor. Fakat zaman onların lehine işliyor. Batılılar, savunmacı biçimde mevzu bahis mevkilerin kendi hakları olduğunu iddia etmek yerine, o koltuklardan tek taraflı olarak kalkmalarının kendi çıkarlarına olduğunu kabul etmeli. Bu da bilhassa mevcut sistemde Amerikalılardan bile daha aşırı temsil edilen ve hâlâ sık sık dünya meselelerinin merkezinde olmaya hakları bulunduğunu düşünen Avrupalılar için zihinsel haritalarında büyük bir değişimi gerektiriyor.
Somut değişiklikler, en azından bazı Basel merkezli komitelerin sekreterliklerinin Asya’ya taşınmasını kapsayabilir. Daha iddialı bir plan, Dünya Bankası’nın veya IMF’nin merkezlerinin ABD’den taşınması olabilir. En azından belli bir geçiş dönemi için Batılı olmayan adaylara küresel finans kurumlarının başkanları ve sekreterleri olarak öncelik verilmeli. Son dönemde sırasıyla IMF ve BCBS’nin başına getirilen Fransız Christine Lagarde ve İsveçli Stefan Ingves’in son derece nitelikli olduklarına şüphe yok. Fakat beceri, tek başına yeterli değil. Sonraki önemli atamalar (gelecek ay FSB’de, gelecek haftalarda IFRS Vakfı’nda ve 2012’de Dünya Bankası’nda), Batılı olmayan isimlere gitmeli. Bunlar yapılsa bile küresel finans kurumları için başarı garantisi olmayacaktır. Fakat bu tür bir yeniden dengeleme için bazı ciddi adımlar atılmaksızın söz konusu kurumlar, dünyanın onlara hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyduğu bir dönemde etkisiz kalıp silineceklerinden emin olabilirler. 

(Brüksel’deki Bruegel’de öğretim üyesi ve Washington’daki Peterson Uluslararası İktisat Enstitüsü’nde misafir öğretim görevlisi, Radikal’e özel yazı)