scorecardresearch.com

Küresel finansta gerçekçilik vakti

Küresel finans sisteminde acilen reform gerekiyor. Bu reform sadece IMF'yi kapsamamalı, diğer kurumlarda da yükselen ekonomilere daha çok söz hakkı verilmeli.
Haber: Nicolas Veron / Arşivi

Son G-20 zirvesinde makroekonomik dengesizlikler ve kurlarla ilgili gürültülü argümanlar öne çıksa da, Seul’deki katılımcılar finansal düzenlemeyle ilgili önemli bir dönüm noktasını da aştı. Katılımcılar, ilk G-20 zirvesiyle iki yıl önce başlayan yoğun bir küresel tartışmalar döngüsüne sembolik açıdan son verdi. En önemli unsur, banka sermayesi ve likidite üzerine eylülde tamamlanan Basel 3 anlaşmasının desteklenmesiydi. Bu anlaşma, önceki yükümlülükleri sıkılaştırıyor ve dünya liderlerine ‘görev tamam’ ilanında bulunup diğer konulara geçmek için uygun bir fırsat sunuyor.
Küresel finansal reformun kapsamı birçok açıdan daralıyor. ABD’de Dodd-Frank yasasının temmuzda kabul edilmesi, bu alandaki önemli yasal faaliyetlerin sonunun geldiğine işaret ediyordu. Çoğu gelişen ülke, küresel liderliğin söylediklerini yapmaya ne istekli, ne de hazır. Resmi açıdan, finansal düzenlemeyle ilgili bir dizi madde hâlâ gündemde. Fakat G-20 başkanlığını daha yeni devralan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin, ağustosta önceliklerinin anahatlarını anlatırken bu maddelere değinmemesi önemliydi. Bu durum, finansal reformun G-20 gündemine hâkim olduğu ve başta Avrupalılar olmak üzere birçok liderin finansal kuralların dünya çapında uyumlu hale getirilmesine büyük ilgi gösteridiği iki yıl öncesiyle çarpıcı bir tezat içeriyor. 

Üç temel gereksinim
Küresel finans, tek bir kural kitabına gerçekçi bir biçimde dökülemez. Bizzat Basel anlaşması, en iyi standarda değil, asgari bir standarda dayalı. İsviçre’den Çin’e bir dizi hukuki yapı, daha ağır yükümlülükler üzerine kafa yoruyor. Dünyanın finansal düzenleyicilerini koordine eden Finansal İstikrar Kurulu’nun (FSB) Seul’de kabul ettiği gibi, büyük bankacılık başarısızlıklarını önleme ve ele alma yönündeki süreçler hâlâ heterojen. Küresel muhasebe standartlarının yakınlaştırılması, muhtemelen krizden önce beklenene kıyasla daha uzun ve çeşitlilik içeren bir süreç olacak. Bu durum rekabete dayalı yan çizmelerin ve denetimden kaynaklanan arbitrajın yaygın olmaya devam edeceği anlamına gelse de, tüm bunların faciayla sonuçlanması gerekmiyor. Birçok finansal faaliyet, özellikle de bireysel bankacılık çoğunlukla ulusal ya da bölgesel sınırlar dahilinde yapıldığı için, bütün düzenlemelerin küresel olması gerekmiyor. Bir anlamda sınırlı olan bu ortamda, küresel finansal düzenlemeye dair tartışmanın bir sonraki aşamasını üç gereksinim şekillendirecek.
Öncelikle, küresel kurumlar sisteminin güçlendirilip uyarlanması gerekiyor. Tek tek ülke bazında da olduğu gibi, finansal düzenlemenin teknik doğası, bu düzenlemenin uzman kurumlara havale edilmesini haklı kılıyor. Fakat bu kurumlar ancak çok sayıda ilgili taraf yetkilerini kabul ederse etkili olabilir. Finansal dünya daha da çok kutuplu hale gelirken, yükselen ekonomilere bu kurumlarda daha fazla söz hakkı verilmeli. Bugüne dek dikkatler Uluslararası Para Fonu’nda (IMF) reforma odaklansa da Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ve Uluslararası Muhasebe Normları Komitesi (IASB) gibi kurumlar, Çin, Hindistan, Brezilya ve benzerlerine yeterli temsil sağlama noktasında IMF’den bile daha geride. Bir dizi aktör de yetersiz şeffalık veya hesap sorulabilirlikten mustarip. Dolayısıyla, IASB’nin sık sık kaygılarını dikkate almıyor gibi göründüğü yatırımcıların güvenini yeniden kazanması, Basel Bankacılık Denetim Komitesi’nin kendisini daha fazla dış denetime açması ve FSB’nin de BIS’le hâlâ belirsiz olan ilişkisi dahil olmak üzere, rolüne açıklık getirmesi gerekiyor. 

FSB haklı
İkincisi, sermaye piyasalarının dünya çapında entegrasyonunu sürdürmek için çaba harcanmalı; bu süreç, hem tasarruf edenlere hem borç alanlara önemli ekonomik kazanımlar sağlar. İş ve alışveriş zeminleri, derecelendirme kuruluşları ve denetim şirketleri de dahil, kilit önemde ticaret ve enformasyon altyapısının yeniden düzenlenmesi krizle zaruri hale geldi, fakat bu parçalanma risklerini de barındırıyor. Bu riskler zaman içinde daha görünür hale gelecek. Sınır ötesi piyasaların karşılıklı işletilebilmesi hedefi, bu aktörler açısından sözgelimi kredi bankalarından daha yüksek bir küresel düzenleyici ve idari entegrasyonu telkin ediyor. FSB, sınır ötesi sermaye piyasası aracılığında hayati rol oynayan küresel çapta en aktif yatırım bankaları için kendine has bir düzenleyici sistem önermekte haklı.
Üçüncüsü, küresel finans sisteminin kamusal denetimi kapasitesi ciddi biçimde geliştirilmeli. Bu hem sistemdeki yumuşak karınları gözden kaçırmamak hem de küresel taahhütlerin doğru düzgün yerine getirildiğini doğrulamak için gerekli. Muhasebe veya banka sermayesine yönelik küresel standartların, bunlarla bağlı ülkelerce düzenli bir biçimde uygulanmasını garanti edecek hiçbir dişe dokunur sürecin var olmaması şaşırtıcı. IMF, BIS ve FSB’nin hepsi bu konuda rol oynuyor, fakat hâlâ bir yığın boşluk var ve bu kısmen tek tek firmaların ve hükümetlerin yeterince açık davranmamasından kaynaklanıyor.
Kriz sonrası sert gerçeklikler, finans sisteminin radikal biçimde yeniden icat edilmesine dair boş söylemlere pek az alan bırakıyor. Bu gerekliliklerin dar bir gündemi tanımladığı düşünülebilir. Öyle bile olsa, G-20 liderleri bunları birkaç yıl içinde başarabilirse epey övgüyü hak edecektir. 

(Brüksel’deki düşünce kuruluşu Bruegel’in kıdemli üyesi, Washington’daki Peterson Uluslararası Ekonomi Kurumu’nda ziyaretçi akademisyen, Radikal’e özel.)

http://www.radikal.com.tr/103195510319550

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.