Kürt siyasetinde güvercinler ve şahinler

Öcalansız çözüm arayışlarının, daha çok can kaybına, acıya ve eleme yol açtığını görmek gerekiyor. Kürtler Barzani'yi severler ama çözümün esas adresi olarak Öcalan'ı görüyorlar.
Haber: YÜKSEL IŞIK / Arşivi

1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana var olan Kürt sorunu, 12 Eylül darbesinin yarattığı zulüm ortamında ruhi şekillenme bilincini tamamlayıp günümüzde iktidarından muhalefetine herkesin çözüm için kafa yorması gereken öneme ulaşmış bulunuyor. Nitekim geçen günlerde Kılıçdaroğlu ’nun hiçbir komplekse kapılmadan çözüm için AKP ile görüşmesinin ardından Leyla Zana ile Murat Karayılan’ın açıklamaları, soruna ilişkin toplumun konuşması gerektiğine işaret edecek önemdeyken Dağlıca baskınıyla şiddet yeniden boy gösteriyor.
CHP ’nin önerileri yeterince tartışılmadan gündeme gelen Zana ve Karayılan röportajları, soruna ilişkin temel açmazları göstermesi açısından önem taşıyor. Zana’nın söylediklerinden “Başbakan çözer”; Karayılan’ın söylediklerinden “Öcalan yetkilidir” vurgusu öne çıkarken, PKK’nın etkisini kırmak amacıyla daha önce büyük bir ihtimamla Türkiye’ye getirilen Kürt aydını Kemal Burkay’dan beklediğini bulamayan hükümet, şimdi de umudunu Barzani’ye bağlamış görünüyor. 

Kürtler Barzani’yi severler ama...
Sorun çetrefilleştikçe umut bağlanan isimlerin artmasını normal kabul etmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Kürtler açısından Barzani ailesi büyük önem taşıyor. Tarihleri Kürt sorunu kadar eski olan Barzani ailesine yönelik Kürtlerin hissettiği saygıdan ve güneyde kurulan Kürt devletinden hareketle Barzani’ye rol biçmek anlamlı ancak tek başına yetersiz görünüyor. Barzani’nin KDP’sinin, PKK var olmadan önce de bölgede etkinliği olan, hâlâ da güçlü bir taraftar kitlesine sahip bir parti olduğu biliniyor. Ancak, sorunun uluslararası niteliğe kavuşmasını ve Türkiye’nin temel meselesi haline gelmesini PKK’nın sağladığını Kürtlerin bildiğini unutmamak gerekiyor. Kürt sorunu barışçıl yöntemlerle çözmek için uzun yıllar mücadele ettiği de bilinen Burkay’ın başını çektiği Özgürlük Yolu Hareketi’nin 12 Eylül askeri darbesinden önce Diyarbakır’da bağımsız aday Mehdi Zana’yı belediye başkanı olarak seçtirdiğini biliyoruz. Hükümet ile yakın temas kurmadan önce Kürtler arasında entelektüel ve sevecen kişiliğiyle çok da sevilen Burkay’ın PKK’ya rağmen çözüm üreteceğine ilişkin verdiği mesajlar nedeniyle Kürt halkıyla arasına mesafe girdiğini unutmanın bundan sonraki adımları zorlaştıracağını düşünüyorum.
Kısacası Kürtler, Barzani’yi başta olmak üzere Burkay’ı, Zana’yı seviyorlar ama kendileri için kimlikli ve anlamlı bir çözümün Öcalan ile olacağına inanıyorlar. Bu nedenle Öcalan’ın doğum gününü kutluyorlar; yakalanıp gözlerinin bağlandığı günü protesto etmek için kendilerini yakıyorlar. Artık kabul etmek gerekiyor; Barzani’nin İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki bütün Kürtler için tartışmasız kabul edilen liderliği, en azından Türkiye için üstünlüğünü Öcalan’a bırakmış bulunuyor. Bu nedenle Öcalan’sız çözüm arayışlarının, daha çok can kaybına, daha çok acıya ve eleme yol açtığını görmek gerekiyor. Dolayısıyla Kürtler Barzani’yi severler ama çözümün adresi olarak Öcalan’ı görüyorlar. 

Zana da Karayılan da aynı adresi gösteriyor
Zana’nın “Başbakan’ın çözeceğine inanıyorum” sözleri, nedense yorum dezenformasyonuna uğratılarak, “Hükümetin izlediği politikalar doğru” olarak lanse edilmek isteniyor. Bu yorum, tam da Zana’nın işaret ettiği ‘böl-yönet’ mantığını doğrulamaktan başka bir işe yaramıyor. Yani hem Zana’yı anlamamakta direniyoruz hem de Başbakan’a dair söylediği sözleri gerçek anlamından kopartarak Zana’dan barış güvercini üretmek için anlamsız bir çaba içine giriyoruz. Benzer sözleri TBMM kürsüsünde dile getirdiği için apar topar hapse yolladığımız Zana’nın yıllar sonra daha usturuplu bir biçimde söylediklerinden istemediği bir sonucu çıkarmak, sorunun anlaşılmadığını gösteriyor.
Zana’nın “Başbakan çözer” sözüyle Karayılan’ın “Erdoğan egemen bir kişidir” sözü, birlikte okunduğunda, “çözecek gücü olduğu halde çözüm için çaba göstermiyor” anlamına geliyor. Ortalama Kürt de, ne yazık ki bu duyguyu taşıyor. Nitekim Karayılan’ın söylediği “AKP’nin derdi Kürt sorununu çözmekten ziyade iktidar olmak” şeklindeki sözleri de bunu doğruluyor. Yani Kürt politikacılar arasında sorunun temeline ilişkin ‘güvercin-şahin’ ayrımı için çaba göstermek pek bir anlam taşımıyor.
Dağlıca baskını, otuz bini aşkın canımızı kurban verdiğimiz Kürt sorununda çözümün adresinin askeri yöntemler olmadığını bir kez daha göstermiş bulunuyor. Sorunun o kişiye, bu şahsiyete havale edilemeyecek kadar temel bir sorun olduğunu görmemek, yeni Dağlıca’lara kapı aralamak anlamına geliyor.