Kuzey Irak ve Barzaniler

Türkiye cumhuriyet döneminde İslam ve Ortadoğu'yla arasına mesafe koyduğu için bölgedeki olayların gidişatına etki yapmakta yetersiz kalıyor. Hatta ne olup bittiğini anlamakta dahi zorluk çekiyor.
Haber: AVNİ ÖZGÜREL / Arşivi

Türkiye cumhuriyet döneminde İslam ve Ortadoğu'yla arasına mesafe koyduğu için bölgedeki olayların gidişatına etki yapmakta yetersiz kalıyor. Hatta ne olup bittiğini anlamakta dahi zorluk çekiyor.
Oysa Türkiye'nin güneydoğusunu da içine alan bölgede aşiret yapılanmaları, ailevi husumetler, mezhep çatışmaları, tarikat bağlılıkları son derece önemli. Öyle ki bu saydığım mensubiyetler, kimi zaman Kürt, Arap, Türk olmaktan, ya da Sünni veya Şii olmaktan önce geliyor. Amerikan, İngiliz, Fransız ve Alman dışişleri boşuna Ortadoğu'nun bu fay hatları üzerinde üniversitelerde uzman yetiştiriyor, onların öngörü ve önerileri doğrultusunda siyasi plan geliştirmiyorlar.
Barzan köyü
Barzan, Irak'ın Hakkâri'ye çok yakın bir dağ köyü. Musul vilayeti hudutları içinde ve Osmanlı belgelerine göre 1909'da üçüncü sınıf kaza yapılan Zibar Nahiyesi'nin merkezi. Barzan'ın önem kazanmasını sağlayan lider Mesud. Kürt tarihçiler onun oğlu Said'i ve adını verdiği torunu Mesud'u yörenin önde gelen medreselerinde okuttuğunu yazıyorlar. Barzan, torun Mesud'un oğlu Taceddin'in tasavvufa ilgi duyup tekke açmasıyla ünlendi.
Kadiri ve Nakşi dergâhlarından icazet almıştı Taceddin. Bölgede Nakşibendi tarikatının ilk bağlısı ve şeyhi Mevlana Halid Bağdadi olmuştu. Hakkârili Abdullah Nehri ve Şeyh Said'in dedesi Palulu Ali Septi onun öğrencileriydi. Sonuçta Nakşibendi Halidiye, Barzanileri de etki alanı içine aldı. Sonuçta Nehrilerden Seyyid Taha, Barzanlı Şeyh Taceddin'e Halidiye kolu için icazet vererek onun dergâhının güç kazanmasını sağladı.
Kürt kaynaklar Şeyh Taceddin'den sonra yerine geçen oğlu Abdüsselam'ın, Mevlana Halid'le görüşerek ondan bölgede Nakşi/Halidi kolu için hilafet aldığını kaydediyorlar. Buna göre Abdüsselam Osmanlı'nın zorunlu iskân ve askerlik kararına karşı çıktığı için görüşme bahanesiyle çağrıldığı Musul'da 1872'de idam edildi. (Kürt kaynakların bu iddiası doğru değil. Avrupalı araştırmacılar dergah açmak için Seyyid Taha'nın kardeşi Şeyh Saleh'ten icazet alan Abdüsselam'ın şeyhin vefatı üzerine kendini şeyh ilan ettiğini, buna kızan Seyyid Taha'nın oğlu Ubeydullah'ın ona savaş açıp öldürdüğünü söylüyorlar.)
Ayaklanmaya giden yol
Müridleri tarafından Mehdi ilan edilen Abdüsselam'ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu Muhammed Barzani'nin başlangıçta bağlılığını açıkladığı Ubeydullah'ı el altından Osmanlı yönetimine şikâyet ettiği 'şeyh'in Hicaz'a sürülmesi üzerine bu kez de kendisini 'Mehdi' ilan edip Nakşileri kontrol altına aldığı bilinir. Osmanlı idaresi tarafından bir ara Bitlis'e sürülen, sonra geri dönen Muhammed Barzani'nin oğlu olan Molla Mustafa Barzani anılarında, "1903-1904 yıllarında bir gün köyümüzü basan Hamidiye Alayı ailece bizi tutuklayarak Diyarbakır'da hapishaneye koydu, birbuçuk yıl orada kaldık" diyor.
Rus Kürdolog Bazil Nikin, Şeyh Muhammed Barzani'nin kekeme olması dolayısıyla medrese eğitimini tamamlayamadığını, buna rağmen babasının makamına oturduğunu, bölgede Kürtleri isyana teşvik ettiği gerekçesiyle Şeyh Ubeydullah'ı Hicaz'a sürdürdükten sonra Musul'da 'Osmanlıya karşı cihat' fetvası verdiğini yazıyor. Ayrıca Şeyh Muhammed'in mehdiliğini reddeden ve cihad çağrısına uymayacağını açıklayan Zibar aşiret lideri Molla Perisey'in parçalanmak suretiyle öldürttüğü, ceset parçalarını ceviz ağaçlarına dağıtılıp yaktırdığı da sabit.
Burada bir parantez açarak Kaliforniya Üniversitesi İbrani Dili Profesörü Yona Sabar'ın Kürtçe konuşan Yahudilerle ilgili araştırmasına dikkat çekelim: Sabar, 12. yüzyılda Barzani ailesinden hahamlar bulunduğunu, bunların kurduğu eğitim merkezlerine Mısır ve Filistin'den Yahudi gençlerin kabul edildiğini söylüyor.
Kürtçe talepleri
1903'te Şeyh Muhammed ölünce yerine geçen oğlu 2. Abdüsselam'ın bağımsız bir siyasi lider gibi hareket ettiğini söylemek mümkün. Molla Mustafa Barzani'nin ağabeyi Abdüsselam, yaptığı toprak reformu, giriştiği imar faaliyetleri, sorunları Osmanlı idaresine yansıtmadan tayin ettiği imamlar vasıtasıyla çözmeye çalışmasıyla hatırlanıyor. Ve bu yapılanmanın 1909'da Babıâli'ye 'bağımsızlık' talebiyle yansıdığı da.. Abdüsselam'ın bundan önce isyana gerekçe oluşturmak için İstanbul'a yaptığı başvurudaki talepleri şunlardı: 1) Osmanlı bölgede resmi dilin Kürtçe olmasını kabul etmeliydi. 2) Öğrenim dili Kürtçe olmalıydı. 3) Bölgeden alınan vergiler bölgeye okul ve yol yapımı için kullanılmalıydı.
İşin ilginç yanı 2. Abdüsselam'ın bu amaçla düzenlediği toplantıya katılanların onun girişimini onaylamamış olmaları. Şeyh, bundan sonra medrese ve Kürt aydınlarının kararları doğrultusunda hareket edeceği teminatını verdiyse de aşiret liderleri ikna olmadılar. Bunun üzerine 2. Abdüsselam, Emin Ali Bedirhan, Seyyid Abdülkadir Nehri ve Süleymaniyeli Şerif Paşa'yla mutabık kalarak Babıâli'ye başvuruyu kendi adına yaptı. İstanbul bölgeye hemen bir askeri birlik gönderdi ve ilk isyan alevlenmeden bastırıldı. Yeni isyanlar ve askeri operasyonlar hiç eksik olmadı. Osmanlı dağ birlikleri Barzani aşireti lideri Abdüsselam ve adamlarının peşini bırakmadılar. Osmanlı yönetimi idari tedbirler yanında Abdüsselam'a yardım-yataklık edenleri cezalandırmak dahil pek çok askeri tedbir almasına rağmen şeyh yakalanamadı. Bundan dolayı da isyan yayıldı. O zamana kadar hükümet yanlısı görünen aşiretler de isyana katılmaya başladılar.
İngiliz konsolos
Babıâli sert direnişin kaynağını sorgularken İngiltere'nin Musul'daki konsolosunun Şeyh Abdüsselam'la sürekli görüştüğünü belirledi. 1910 Nisan'ında İstanbul hükümeti İngiltere'den Musul konsolosunu geri çekmesini resmen istedi. Bu sağlandıktan sonra Barzani aşireti mensupları isyandan vazgeçme sözüyle teslim oldu. Osmanlı idaresi isyana katılanlar için 'af' çıkarmış, 21 Mayıs 1910'da yayımlanan bir kararnameyle bölgedeki mağdur ve fakir ailelerle hazineden 1000'er lira yardım dağıtmaya başlamıştı.
Bu yapılırken bölgede ordunun ulaşımını kolaylaştırmak için Zap Suyu üzerine köprü inşa edildi, telgraf haberleşmesi sağlandı, yerel yöneticilerin tamamı değiştirildi.
Ama Şeyh Abdüsselam hâlâ yakalanamamıştı. Nitekim 1913'te tekrar başladı ayaklanma. Vur-kaç yöntemini kullanıyordu bu kez ona bağlı çeteler. Osmanlı başkentine gelen istihbarat raporlarında Şeyh'in Hoy'da bir Rus generaliyle buluştuğu, Kürtlerin Van'da ayaklanacak Ermenileri engellemeyecekleri sözünü verdiği bilgileri vardı. Yapılan değerlendirme Abdüsselam'ın bütün bölgede genel bir Kürt ayaklanması planladığı oldu.
İstanbul şeyhin başına ödül koyup sonuç aldı. Abdüsselam, İranlı Kürt liderlerden İsmail Ağa Simko'yu ziyaretten dönerken misafir olduğu köy evinde, ev sahibince yakalanarak Osmanlı kuvvetlerine teslim edildi. O tarihte genç bir subay olan Fevzi Çakmak tarafından Musul'a götürülen Şeyh, Aralık 1914'te Musul'da yapılan yargılama sonunda idam edildi. O dönemde Musul'da vali olan Kürt asıllı Süleyman Nazif'in Kürtçüler tarafından 'hain' olarak görülmesinin sebebi de bu...
Önderlik
2. Abdüsselam'ın idamından sonra 18 yaşında ailenin reisliğini üstlenen Şeyh Ahmed'le birlikte artık Barzan şeyhleri ister istemez Kürtçü hareketin öncüsü oldular.
Ancak 1. Dünya Savaşı sonrası İngiliz işgaline direnişte Şeyh Mahmud Berzenci bayrak açınca Barzaniler de ona katılmak zorunda kaldı. Bu iştirak 'son dakika' kararıydı. Nitekim aşiret İngilizlerle çatışmaya girene kadar Şeyh Berzenci yakalandı.
İngilizlerin baskısıyla bir süre pasif konuma geçen Barzanilerin Türkiye'yle kavgaları sürdü. 1930'da Ağrı isyanı patlak verdiğinde Kör Hüseyin Paşa Türk askeri kuvvetleri karşısında zor duruma düşünce oğlunu Barzan'a göndererek yardım istemiş, Ahmed Barzani de Molla Mustafa Barzani yönetiminde 500 kişiden oluşan bir silahlı birlik göndermişti. Oramar'da ikinci bir cephe açarak kuvvetlerin bölünmesini sağlayan Molla Barzani sonunda İran'a kaçmak zorunda kaldı.
'Türkiye'ye sığınalım'
1930 yılı sonunda Irak merkezi yönetimine direnen Kürtleri bastırmak için harekete geçen İngiltere, Barzan aşiretini hedef alıp hava bombardımanına başlayınca 79 köy yerle bir olduktan sonra Şeyh Ahmed 400 adamıyla birlikte sınırı geçerek Türkiye'ye sığındı. Onu aşirete mensup 1500 kişi daha izledi.
Molla Mustafa Barzani anılarında o günleri şöyle anlatıyor: "Biz Türkiye'de asılmayı bekliyorduk. Ama beklentimizin aksine orada iyi muamele gördük. Sadece bir arada olmamızı engellediler. Büyük ağabeyim Şeyh Ahmed'i Erzurum'a yerleştirdiler."
Daha sonrasında Bağdat'ın aldığı af kararıyla Irak'a dönen aşiretin ipleri Molla Mustafa Barzani'nin eline geçti.
Şeyh Ahmed Bağdat yönetimiyle anlaşmış, direnişi bırakmıştı. Hayatının son yollarında dini açıdan ağır eleştirilere uğrayacağı yorumlarda bulunduğu da biliniyor. Onun baskısından bunalan Molla Mustafa Barzani'nin ara ara Türkiye'ye sığındığı ve ancak 1969 başında Şeyh Ahmed'in ölümüyle nefes alabildiği de...