Lockheed olayı örtbas edildi

Türkiye'de insanlar ikiye ayrılıyor. Bir, kendi işleriyle uğraşanlar...
Haber: Prof. Dr. MEHMET ALTAN / Arşivi

Türkiye'de insanlar ikiye ayrılıyor. Bir, kendi işleriyle uğraşanlar... İki, kendi işleriyle uğraşanlar ile uğraşanlar...
Olağanüstü bir performansla yıllardır eşsiz bir röportajcılık örneği sergileyen Neşe Düzel'in geçen pazartesi günkü röportajında 'TSK gazetecisi' Mehmet Ali Kışlalı'nın söyledikleri arasında kendi adıma rastlamasaydım, yukarıdaki ayrımın üzerinde durmayacak, cevap da vermeyecektim. Çünkü aynı teraneyi daha önce de, iki farklı yerde iki kez görmüş ve aldırmamıştım.
Konu, suçluları dünyanın her tarafında ortaya çıkarılan ama bir tek Türkiye'de karanlıkta bırakılan 'askeri uçak' alımındaki rüşvet olayıydı. Bilinen adıyla Lockheed skandalı...
Detaylara girmeden önce, Mehmet Ali Kışlalı'nın zihniyetini sergileme açısından, Susurluk skandalına nasıl yaklaştığını belirtmek gerekiyor. Çünkü Lockheed konusunda da mantığı farklı değil...
Düzel soruyor: "Bir de Veli Küçük olayı var. O zamanlar albay olan Küçük'ün Susurluk'la bağlantıları resmi raporlara yansıdı.
Ama ordu, Küçük'ü paşa yaptı. Eleştirilere aldırmadı. Sizce bu doğru bir davranış mıydı?"
Kışlalı, 'TSK gazetecisi' olmanın 'sorumluluğu' ile yanıt veriyor: "Bilmediğim konularda bir şey söylemem kadar akılsızca bir şey olmaz. Eleştiri yapılır. Bu, Genelkurmay'da değerlendirilir ve sonuçta adam ya emekli yapılır ya da terfi ettirilir. Eğer terfi ettirilmişse, buradaki değerlendirme ortada. Demek ki, eleştirilerin karşısında adamı terfi ettirecek bir sürü başka başka şey söz konusu. Susurluk'a gelince, bu benim ilgi alanım. Bir insanın Susurluk'la ilgisi varsa ne olur? Bu kişi her zaman suçlu mudur? Bütün dünyada örtülü operasyonlar nasıl yapılır? Susurluk'la bağlantısı olması o kişinin terfi etmesine bizatihi engel olmayabilir."
'Küçük mafyacılarla ilişkide'
Halbuki, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanvekili sıfatıyla Hanefi Avcı, TBMM Susurluk Komisyonu'na verdiği ifadede, jandarmayla olayın ilişkisini anlatırken Veli Küçük ile ilgili şunları söyler: Kocaeli Jandarma Alay Komutanı Veli Küçük'ün mafyacılarla sıkı diyaloğunun olduğu..."
Veli Küçük, DGM Savcısı'nın iddianamesinde de ağır bir biçimde suçlanmış ama aynı Lockheed olayında olduğu gibi, Genelkurmay Mahkemesi tarafından verilen takipsizlik kararı neticesinde yargılanmamıştır. Gelelim, Kışlalı'nın Lockheed ile ilgili olarak tekrarlayıp durduklarına... Şunları söylemekte: "...Bazı şeyleri de açıkca ayrıntılı tartışmak lazım. Mesela Lockheed rüşvet skandalı. Mehmet Altan, Lockheed rüşvet skandalı konusunda bütün dünyada bir şey yapıldığını ama Türkiye'de hiçbir şey yapılmadığını söylüyor. Doğru değil. Türkiye'de de rüşvet verildiğine dair kayıtlar var. Lockheed rüşvetini kim aldı diye dedikodular çıktığı gün, Hava Kuvvetleri Komutanı'nı görevden aldılar. Ertesi gün Divanıharp'e verildi."
Röportajın bundan sonrası tam bir kara mizah. Düzel soruyor, Kışlalı cevap veriyor:
"Bütün dünyada Lockheed'den rüşveti kimlerin aldığı açıklandı. Türkiye'de sonuç ne oldu?" "Beraat etti ve sonra milletvekili oldu. İki numaralı adam olan kurmay başkanını iki ay sonra emekli ettiler. Rüşvetin belgesi mi olur derler ya. Türkiye'de olayın üzerine gidildi ama rüşveti ispat edemiyorsun ki. Ne yapılması gerekiyorsa onu en iyi şekilde yaptılar."
Rüşvetin belgesi var
Kışlalı, 'Bilmediğim konularda bir şey söylemem kadar akılsızca bir şey olamaz' diyor ama Lockheed konusunda bilmeden rahatça konuşuyor. İlki, bu rüşvetin belgesi dünyanın her tarafında ortaya çıkarılmıştır, çünkü rüşveti veren şirket kimlere verdiğini bizzat açıklamıştır. İkincisi, Lockheed skandalı, Susurluk rezaletinin başlangıcıdır. Bu, TBMM Susurluk Komisyon Raporu'nun genel değerlendirme bölümünde şöyle vurgulanır:
"Bütün dünyada yankılar uyandıran uluslararası rüşvet ve yolsuzlukların önemli bir örneği olan Lockheed olayı ülkemizi de yakından ilgilendirmiştir. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 1976 yılında Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştur. 15 ay çalışma neticesinde 524 sayı ile 278 sayfalık bir rapor hazırlanmıştır. Bu rapor bugün tartıştığımız gerçekleri yıllar önce görmemizi sağlayabilirdi. O nedenle raporun yeniden gün ışığına getirilmesi uygun olacaktır."
Sağlık için saydamlık
Kışlalı eğer zahmet edip, hiçbir zaman Genel Kurul'a indirilmeyen 524 sayılı komisyon raporunu okursa, nasıl hiçbir şey yapılmadığını görür, Genelkurmay Mahkemesi'nin takipsizlik verdiği dosyayı da daha fazla merak eder. Kurumların sağlığı saydamlıktan geçiyor, olup biteni kapatmaktan değil. Gazetecilik de herhalde 'bodyguard'lık olmamalı. Bu, arınmayı engeller. Mehmet Ali Kışlalı, TSK'ya hizmet etmek istiyorsa, hatırlamadığı konulara girip yersiz polemik yapmak yerine, 'ordunun aldığı silahların bazılarının miadının alındığı anda dolduğunu' ileri süren cümlesini biraz daha açmalı. Bizim vergilerimizle alınan o 'işe yaramayan silahların' orduya da hiçbir faydası olmaz çünkü.
Prof. Dr. Mehmet Altan: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi