'Lüzumsuz insanlar'ın başkaldırısı

Paris'teki isyana neden olarak, Fransız İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin yaptığı sert bir konuşmayı ve Fransa'nın asimilasyon politikası gösterenler çok.
Haber: SELÇUK SALİH CAYDI / Arşivi

Paris'teki isyana neden olarak, Fransız İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin yaptığı sert bir konuşmayı ve Fransa'nın asimilasyon politikası gösterenler çok. Sarkozy'nin konuşmasının yarattığı tepki, sadece global ölçekteki yeni bir gerçeğin artık Avrupa'da da saklanamayacak boyutlara ulaştığını göstermiştir. Bu gerçek, global ekonominin hızla küçülerek gittikçe artan sayıda insanı sistemin dışında bırakması olgusudur.
Yeni Fransız hükümetinin banliyölerde yaşayanlara karşı güttüğü sert politika, polis baskınları ile yürütülüyor ve bu işsiz güçsüz lumpen gençlerin üzerinde tehlikeli bir baskı oluşturuyordu. Kapitalist yaşam biçiminin, insanlara sadece işleri ve kazandıkları para bazında değer biçmesi, sosyal barışı tehdit etmeye başlamıştır. Açlık sınırında işsiz, parasız, çaresiz ve umutsuzca yaşamaya çalışan insanları polis devleti metotlarıyla susturup aç açına evlerine hapsetmek, onları yok saymak, artık mümkün değildir. Bu metot Irak'ta çökmüştür.
Etnisite ya da din önemsiz
Konunun belli bir etnik veya dini grupla ilgisi olmadığı da açıktır. O işsizler, banliyölerde yaşamak zorunda kalan Kuzey Afrika kökenli Müslüman Fransızlar değil, New Orleans'daki zenci Amerikalılar da olabilirlerdi. Hatta Güneydoğu Anadolu'nun göç alarak sürekli şişen şehirlerinde yaşamaya çalışan insanlar da olabilirler. Olaylar bazıları tarafından bir tür 'medeniyetler çatışması' veya 'etnik çatışma' olarak tarif edilmeye çalışılıyor. Bu yaklaşım hem tehlikelidir hem çözüm değildir. İşin kolayına kaçarak kültürcü politikalarla, polislerin veya asilerin 'yardımıyla' sistemin kategorik sorunlarını çözmek hiç mümkün değildir.
1990'lı yıllara damgasını vuran mikroelektronik endüstri devrimi ve globalleşmeyle birlikte ortaya çıkan en önemli gelişme, sistemin üretim için giderek daha az işçiye ihtiyaç duymasıydı. Global kapitalist sistemin gelişme eğilimi, hızla karmaşıklaşan bilgisayar destekli sofistike bir üretim teknolojisi kullanmasıydı. Böylece daha az sayıda ama daha kalifiye elemana ihtiyaç duyuluyor ve daha çok üretim yapılabiliyordu. Oysa kapitalist yaşam biçiminin sürdürülebilmesi için halkın elinde mutlaka para olması ve üretilen sayısız mal ve hizmetleri tüketebilmesi gerekir. Globalizmin yayılmasıyla birlikte kalıcı işsizlik de yaygınlaştı. Kronik parasızlık altında yaşayan halk kesimleri artık ne bir şey üretebiliyor ne de tüketebiliyorlar. Yani global sistem açısından ekonomik cazibesi olmayan bir 'lüzumsuz insanlar' kitlesi oluşturuyorlar. Aile dayanışması ve eski birikimlerle döndürülen günlük hayat, geniş kitleler için artık sürdürülemez boyutlara ulaşmaktadır. Sistemin insan değil kâr odaklı mantığıyla aşılması mümkün olmayan kategorik bir sorunla karşı karşıyayız: Sürdürülemez ücretli çalışma sistemi, hızla global sistemin altını oymaktadır. Buna bağlı olarak, sosyal hayatın üretim/tüketim ve para kullanımı üzerinde yükselen kapitalist yaşam biçimi de bozulmaktadır.
Para uğruna sosyal hayatı ve çevreyi felakete sürükleyen global sistem, ulus-devletlerin el ele vermesi suretiyle acilen kontrol altına alınmalı, liberal ekonomi politikaları terk edilmeli. İnsanlara, para kazanmadan da haysiyetli hayat sürebilecekleri yeni bir alternatif yaşam tarzı sunulmalı, yeni bir asi işsizler sınıfının ortaya çıkması önlenmeye çalışılmalıdır. Yoksa isyanların ve terörün artarak süreceği kesindir. Unutulmamalı ki, bugünün şartlarında herkesin çalışıp para kazanması hem kesinlikle imkânsız, hem de tamamen gereksizdir.

Selçuk Salih Caydı: Araştırmacı