Merkel AB için şanstır

Almanya'da yapılacak seçimlere iki hafta kala, iki merkez-sağ partinin zafer kazanması, büyük bir olasılık olarak görünüyor.

Almanya'da yapılacak seçimlere iki hafta kala, iki merkez-sağ partinin zafer kazanması, büyük bir olasılık olarak görünüyor. Kamuoyu yoklamalarına göre, Angela Merkel'in Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) ve daha küçük olan Hür Demokrat Parti (FDP) soldaki diğer üç partinin önünde gidiyor. Eğer bu devam ederse, Merkel şansölye olacak ve bir koalisyona önderlik edecek.
Bu seçim önemli çünkü Almanlara ekonomi politikasında gerçek bir yön değişimi seçeneği sunuyor. Avrupa'nın kalanı için de kapsamlı ekonomik reformlar açısından önemli, çünkü Merkel'in zaferi AB için şans kapısını açabilir.
Fransa ve Hollanda'daki anayasa referandumlarından çıkan 'Hayır' oylarının ardından AB felce uğradı. Almanya'daki seçim kampanyası, bu yazın tek önemli siyasi olayı. Avrupa, bütçe, anayasa ve sosyal model açısından işleyemez durumda. Bu çıkmazı sona erdirmek için, yeterli olmasa da, Almanya'da bir hükümet değişikliği gerekli.
Ne Merkel'in CDU'su ne de FDP, Anglosakson stilinde liberal. Her ikisi de şirketlerin, bankaların ve siyasetin oldukça birbirine geçtiği bir çeşit 'kontrol edilen' rekabetin bulunduğu sosyal piyasa ekonomisine bağlı. İşçilere şirketlerin nasıl yönetileceği konusunda söz hakkı veren ortak yönetimi destekliyorlar. Önerdikleri iş piyasası reformları, ekonomiyi daha fazla rekabete açacak olmasından ötürü önemli.
Şansöyle Gerhard Schröder liderliğinde Almanya daha içe dönük, korumacı ve Avrupa Komisyonu'nun mal, hizmet ve mali piyasaları özgürleştirme çabalarına karşı saldırgan. Liberalizm karşıtlığı, ticari korumacılık ve Amerikan karşıtlığı Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın yönetimindeki Fransız-Alman ittifakının bazı belirleyici özellikleri olarak ortaya çıkıyor. Merkel'in partisinin Fransa ile tarihi bağları dikkate alınınca, Merkel ittifaka bağlılığını gösterecek ve ilk resmi ziyaretini Paris'e gerçekleştireceği neredeyse kesin. Ancak aslında iki ülkenin siyasi çıkarları ayrı. Halihazırdaki Fransız hükümetinin önceliklerinden biri, Avro bölgesinde özellikle Almanya'yla Avrupa Merkez Bankası'na (ECB) karşı bir denge sağlamak üzere ekonomi politikasında daha yakın bir eşgüdüm oluşturmak. Merkel'in maliye bakanı adayı, ECB'ye karşı eşgüdümlü bir saldırı olasılığını, bir mülakatında, kumun işini iyi yaptığını söyleyerek çoktan reddetti.
Merkel yönetiminde Almanya, Fransa ile ilişkisini, bir dizi diğer stratejik ittifakla tamamlayacak. Almanya'nın özellikle küçük ülkelerle koalisyon oluşturma yeteneği, AB diplomasisinin bir gücüydü. Merkel bu tarz diplomasiye dönmeye kararlı.
Merkel'in zaferi özellikle ekonomik reform programı engellenen Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso gibi Avrupa'nın reformcularını güçlendirecek. Barroso'nun görevindeki ilk yılı çok kötüydü çünkü Avrupa siyasetindeki güç dengelerini yanlış hesapladı. Barroso programı için ihtiyaç duyduğu Alman-Fransız desteğinden mahrum kaldı.
Barroso iki sorunlu projeyi yeniden canlandırmak için Merkel'in desteğine güvenebilir: AB'nin rekabet edebilirliğini artıracak Lizbon Programı ve hizmetler için tek bir Avrupa pazarı oluşturulması önündeki engellerin bazılarını kaldırmayı amaçlayan Hizmetler Yönergesi.
Merkel İstikrar Antlaşması uyarınca Almanya'nın taahhütlerini yerine getirme sözü de verdi. Partisi orta vadede yapısal açıkları tamamen gidermek istiyor. Bu, avro bölgesinde mali disiplini yeniden kurmada önemli bir rol oynayabilir: Avro bölgesinin en büyük ekonomisi, bütçe açığı kurallarını ihlal ederse, diğer ülkelerin yerine getirmesi siyasal olarak güç olacaktır. Komisyon'a göre, AB'nin mali kurallarını ihlal ederek bütçe açıkları yurtiçi milli hasılasının yüzde 3'ünü aşan beş avro bölgesi ülkesi var.
Merkel'in zaferi AB'nin dış politikasına da tesir edecek. Merkel ile FDP'den dışişleri bakanı olması muhtemel Wolfgang Gerhard sadık Atlantikçiler. Ancak esas değişiklik üslupta olacak: ABD önderliğinde Irak'ın işgalini takip eden zehirli diplomasinin ardından transatlantik diyalog daha yapıcı olacak. Anlaşmazlıkların önemli bir kısmı devam edecek; ancak Merkel'in Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefeti muhtemelen yeni bir anlaşmazlık ortaya çıkaracak.
Merkel'in zaferi kendi başına Avrupa'nın hiçbir sorununu çözmeyecek. Ancak kriz zamanında, aksi takdirde AB'nin önemli bir adım atamayacağı, siyasal ve ekonomik yenilenme şansı sunacak. (Başyazı, 5 Eylül 2005)