Merkel masaya yumruğu indirince...

AB'ye üye 27 ülkenin liderleri, iki yıl önce Fransa ve Hollanda referandumlarında reddedilen birlik anayasasının yerini alacak reform anlaşması üzerinde kıran kırana pazarlıklarla uzlaşmaya vardı.

BRÜKSEL - AB'ye üye 27 ülkenin liderleri, iki yıl önce Fransa ve Hollanda referandumlarında reddedilen birlik anayasasının yerini alacak reform anlaşması üzerinde kıran kırana pazarlıklarla uzlaşmaya vardı. Perşembe akşamı başlayan AB zirvesi, ancak cumartesi sabaha karşı 04.30'da bitebildi.
Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Angela Merkel, sakin müzakereciliğiyle tanınmasına karşın, binbir sorun çıkaran Polonya'yı dışlamakla tehdit ederek AB'nin sorunlarını dayanışmayla çözme teamülünden sapan ilk lider olarak tarihe geçti. Şafak sökerken düzenlediği basın toplantısında yorgun ama muzaffer gözüken Merkel, "Bugün bunu başaramasaydık, birçoklarının tasarladığı ve ısrarcı olduğu feci bir durumla karşılaşırdık. Bazı şeylerin ne pahasına olursa olsun kabul edilemeyeceğini gösterdik. Gelecek için iyi bir ders oldu" diye Polonya'ya çattı.
Reform anlaşması artık üzerinde hukuki rötuşlar yapılmak üzere 23 Temmuz'da toplanacak hükümetlerarası konferansa havale olacak. Hükümetlerarası konferans 27 üyenin temsilcileriyle AB organlarının yetkililerinden oluşacak. Temmuzda dönem başkanlığını devralacak Portekiz Başbakanı Jose Socrates, süreci hızlandırıp anlaşmayı ekimdeki zirvede onaya sunacaklarını söyledi. Ardından anlaşma 2009 Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi tüm üyelerin parlamentolarında onaylanacak. AB yeni genişleme dalgasına hazır hale gelecek.
Zirveye matematikçi götürdüler
Zirvede ise Merkel'le başrolü Polonya'yı başbakan ve devlet başkanı olarak yöneten Jaroslaw ve Lech Kaczynski ikizleri, AB zirvesi siftahı yapan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, son AB zirvesine katılan Britanya Başbakanı Tony Blair paylaştı. AB Konseyi'ndeki çifte çoğunluk oylama sistemi (karar almak için üye ülkelerin sayı açısından yüzde 55'i ve nüfus açısından yüzde 65'inin desteğini aramak) yerine her ülkenin nüfusunun karekökü oranında oy gücü olmasını öneren ikizler, liderleri ikna için zirveye uzman matematikçiler bile götürdü. Bardağı taşıran damla ise, zirveye Lech'i yollayan Jaroslaw'ın, Polonya'nın oy gücü belirlenirken, 2. Dünya Savaşı'nda Nazilerin öldürdüğü 6 milyon Polonyalının muhtemel çocuklarıyla birlikte dikkate alınarak nüfusunun mevcut 38 milyon yerine 66 milyon olarak hesaplanmasını istemesiydi.
Sarkozy, Merkel'e hava attı
Merkel, 24 saat mekik diplomasisinden sonra cuma gecesi resti çekti. Alman başbakanlık sözcüsü, "Polonya'nın endişesini gidermek için üzerinde güçlükle uzlaşılan imtiyazlar önerdik. Ama yeterli görmediler. Hükümetlerarası konferans Polonya hariç 26 üyeyle toplanabilir. Sağlanacak uzlaşmaya Polonya isterse katılabilir" dedi. Bunun üzerine Lech'le baş başa görüşürken Jaroslaw'la da telefon bağlantısı kuran Sarkozy, Blair'in de katkısıyla ikizlerin inadını kırdığı izlenimi verdi. Sözcüsü aracılığıyla Merkel'in tehdit yöntemini "Gelişmeyi sağlayan, anlaşmanın 26 üye tarafından müzakeresi olmadı. (Sarkozy pazarlığı Merkel'in izniyle mi yaptığı sorusu üzerine) Cumhurbaşkanı yararı olacaksa özgürce davranmaya alışkındır" diye eleştiren Sarkozy, müttefiki Polonya için "Doğu Avrupa'nın en büyük devletini geride bırakmak beni gerçekten üzerdi" dedi.
Merkel'i Nazi'ye benzeten bakan
Böylece Sarkozy AB'yi muhtemel bir bölünmenin eşiğinden döndüren lider olarak güven kazanırken, Polonya'nın çifte çoğunluk oylama sisteminin 2009 yerine 2014'e ertelenmesi ve 2017'ye dek aşamalı uygulanmasını kabul etmesiyle uzlaşma sağlandı. "Polonya daha güçlü pozisyon elde etti" diyen Lech Kaczynski, Blair ile Sarkozy'ye 'dayanışma' için teşekkür edip Merkel'i "Sıradışı dostça tavır gösterdi" diye anarken yine 2. Dünya Savaşı'nı andı. Aşırı milliyetçi Başbakan Yardımcısı Roman Giertych de Merkel'i Nazilere benzetti: "Bu birinin diğerine 'Haende hoch' (Eller yukarı) dediği durumdur.* İkizlerden farklı olarak zirveden istediği her şeyi alan Blair, AB temel haklar şartına göre Britanya mahkemelerinde yargılama yapılmayacağını ve yasaların değiştirilmeyeceğini, yanı sıra Britanya'nın dış politika, adalet ve içişlerinde ulusal kontrolünün süreceğini belirtti.
Genişleme kriteri
Hollanda da anlaşmada ulusal parlamentoların güçlendirilmesi ve genişlemeyle ilgili Kopenhag Kriterleri'nin anılmasını sağlayarak istediğini elde etti. Fransa'da devletin ekonomiye müdahalesini hesaba katan Sarkozy'nin anlaşmadan 'serbest ve çarpıtılmamış rekabet' sözünü çıkarttırması ise anlaşmaya AB'nin rekabet hukukunun korunmasına ilişkin protokol eklenerek dengelendi. Gelecek hafta Britanya Başbakanlığını devralacak olan Maliye Bakanı Gordon Brown'ın telefonla arayıp 'Sakın ha' diye uyardığı Blair, anlaşmaya rekabet protokolünü ekletmeyi başardı. Belçika, Lüksemburg, Avusturya, Yunanistan, İtalya ve İspanya ise AB Anayasası'nın özüne sadık kalmadığı için anlaşmadan tatmin olmadıklarını belirtti. (aa, afp, bbc)



Anayasanın yerine reform anlaşması
Top oynayıp vakit geçirmeye çalışan gazeteciler zirvenin gece bitmemesi üzerine sandalyelerde uyukladı. Medyaya 'Anlaştık' müjdesini Sarkozy verdi.
FOTOĞRAF: ap


  • Avrupa Komisyonu Dış İlişkiler Üyeliği ve AB Dış Politika Yüksek Temsilciliği aracılığıyla yürütülen çift başlı dış politikaya son veriliyor. 'AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi' atanıyor. Hedef 'AB Dışişleri Bakanı' atamaktı, ama Britanya'nın itirazına takıldı.
  • Dönem başkanlığı sistemi yerini, 2.5 yıllık AB Başkanlığı'na bırakıyor.
  • Avrupa Komisyonu'nda her ülkeden bir üye uygulamasına 2014'ten itibaren son verilecek. Sadece ülkelerin üçte ikisi komisyona girecek. Üye seçiminde beşer yıllık dönüşüm sistemi uygulanacak.
  • AB Konseyi'nde karar alınabilmesi için üye ülkelerin ülke sayısı dikkate alındığında yüzde 55, nüfusları dikkate alındığında yüzde 65'inin desteği gerekiyor. Polonya'nın ısrarıyla uygulama 2009'dan 2014'e ertelendi. Herhangi bir üye isterse uygulama 2017'ye kalabilir. Küçük ülkelerin çıkarlarını korumak için 2017'ye dek üyelerin yüzde 75'i ya da AB nüfusunun yüzde 75'inin veto hakkı olacak. Geçiş döneminin ardından 'bloke edici azınlık' oranı, ülke sayısı ve nüfusta yüzde 55'e geriliyor.
  • Ulusal meclisler, AB yasalarını yeniden incelenmek üzere geri gönderebilir.
  • Tüm üyeleri bağlayıcı karar alınabilecek konulara çoğu adalet ve güvenliğe dair 40 yeni alan eklendi. Ama Britanya, adli meseleler ve polisle işbirliğinde ayrı davranabilecek. Üyeler dış politika, bütçe ve sosyal politikalarda veto hakkını koruyacak.
  • 'Avrupa süper devleti' korkusunu teskin için yasa değil, düzenleme, yönerge ve karar terimleri kullanılacak. Anlaşmada AB bayrağı ve marşı da anılmadı.