Mısır'da zıt stratejilerin sıkı takipçisi Washington

ABD, Mısır'da hem demokratikleşmenin teşvikçisi hem de ordunun, eski rejimin benzerini yeniden tesis çabasının arkasındaki güç olarak hareket ediyor.
Haber: STEPHAN RICHTER / Arşivi

Dünyada öyle bir ülke var ki devlet başkanı göreve gelir gelmez Mısır’a gidip Arap âleminin demokrasiye yönelmesine övgüler düzen bir konuşma yaptı, dışişleri bakanı bu sürecin gelişmesine getirilen her tür kısıtlamayı güçlü bir sesle kınadı.
Bu ülke, iktidarı hangi partide olursa olsun, sahada demokrasi inşa eden örgütlere Kahire ve ötesinde yatırım yaptı. Bu ülkenin ileri teknoloji firmaları, sosyal medya araçlarıyla Hüsnü Mübarek’in devrilmesini kolaylaştırarak itibar kazandı.
Bu ülke, öyle görünüyor ki Mısır’da istikrarlı geçiş süreci ve demokrasinin kısıtlamasız gelişimi için var gücünü seferber etmiştir.
Ama aynı zamanda dünyada bir ülke daha var ki gelmiş geçmiş iktidarların kader ortağı olmuş. Dış politikası ve askeri kurumları, rütbesi yükselen Mısırlı subayları eğitmeye hep önem vermiş. Bu zekice uygulama sayesinde sadece halihazırdaki liderlik kuşağının değil, bundan sonraki ve ondan da sonraki kuşakların generalleriyle yakın ilişkiyi garanti etmiş. Arap âleminde ordu ile kurulan samimi ilişkilerden daha sağlam bir ilişki yok ne de olsa. 

Orduya bahşedilenler
Fakat orduyla bu samimi itilaf, elbette kardeşlik ve yüce amaçların paylaşımından ibaret değil. Bundan da fazla, maddi öz çıkarlar söz konusu... On yıllardır büyük küresel güç, Mısır ordusunun pek insanca arzularına karşılık verebilmek için yılda birkaç milyar dolar bahşetti. Bu dolar dağları sayesinde Mısır ordusu, her askerin hayalini kurduğu askeri oyuncakların sahibi oldu. İsterseniz buna, büyük bir ülkenin avans olarak yatırdığı para diyebilirsiniz.
Tabii şimdi şöyle bir sorun ortaya çıkıyor: Bu birbirine taban tabana zıt stratejileri yürüten iki ülke aslında tek ve aynı ülke, ABD . Anlaşılan, Amerikalı stratejistler, finansal piyasalardan bir şeyler öğrenmiş ki bahislerini tümüyle heç pozisyonunda (parayı çok sayıda varlığa yatırırken birbirinin zıddı yatırımlar yaparak riski minimuma indirme taktiği) oynamış.
Elbette bu gerçeklik asla itiraf edilmez. Ne zaman Mısır Yüksek Askeri Konseyi haddini aşan bir açıklama yapar, meclisi fesheder, devlet başkanlığı ya da başbakanlık adaylarını safdışı eder, seçim sonuçlarıyla oynar, yeni anayasayı önceden şekillendirir veya daha önce toplanacağı açıklanmış anayasa komisyonunu tümüyle görmezden gelip kilit maddelerini kendi başına belirlerse Washington oflayıp puflamaya başlar.
“Mısırlı yetkililer böyle davranmamalı” der Washington. “Gelişen demokratik süreci kendi yolunda ilerlemeye bıraksınlar” diye ısrar eder. Ama bu yolda inişler ve çıkışlar olacağını da teslim eder, önemli olanın ülkedeki ilk gerçek seçimler uyarınca Mısır halkının kendi yolunu çizmeyi öğrenmesi olduğunu söyler, vesaire vesaire vesaire. Her halükârda, Amerikan dış politika yetkilileri bu mesajın bitmeyen çeşitlemelerini gayretkeş biçimde dile getirir. 

İhvan’ın büyük kredisi
Ve sonra bir de... Müslüman Kardeşler var. On yıllardır halkın ve ihtiyaçlarının kaale alınmamasından mı ve/veya Mübarek rejimi ile ordunun bencilliğinden midir nedir, Mısır seçmeninin, ülkenin yönetimini sistem dışındakilere vermek yönünde güçlü bir arzusu var.
Gelgelelim Müslüman Kardeşler, tam teşekküllü İslam devleti kurmaktan vazgeçmeksizin iktidara gelebilir. Oysa ABD’nin birebir Mısır stratejisini yarım asırdır her şeyin üzerinde tek bir endişe şekillendirdi: İsrail’e yardımcı olan ve İsrail’in varlığını tehdit etmeyen komşu ülkelerden bir çevre yaratmak.
Bu kesinlikle meşru bir amaçtır. Lakin sorun, bu stratejinin de bir bedelinin olmasıdır. ABD, pek çok Mısırlı tarafından İsrail’in cariyesi olarak algılanmasının yanı sıra ordu ve Mübarek rejimiyle kirli anlaşmaların ortağı olarak görülüyor.
Pakistan ordusu gibi Mısır ordusu da devlet içinde devlet olduğu gibi, karmaşık ve çok kârlı anlaşmalara girişmiş, son derece başarılı bir ulusal ve uluslararası ticari şirket aynı zamanda. Genelde umutsuzca yoksul Mısırlıların çoğunun bu paralel devletten nefret etmesi gayet anlaşılır.
Mısır ordusunda başarılı bir kariyer genelde özel sektörde ağız sulandıran bir pozisyonla nihayet bulur, böylece üst rütbeden emekli subayların Mısır standartlarına göre sıradışı maaşlara gark olmaları sağlanır. Bunun için ödenen bedel, her zaman söz dinler bir subay olmaktır.
Bu tümden paralel devlet yapısını, ABD, hoşgörüyle karşılamakla kalmadı, aktif biçimde de destekledi. Bu, ABD federal bütçesinden Mısır ordusuna transfer edilen paraların gittiği yerleri saptırmak yoluyla yapılmadı sadece. Ne de olsa para, misli bir metadır.
Dolayısıyla Müslüman Kardeşler’in nüfusun çoğunun nezdinde büyük kredisi olmasına şaşmamak lazım. Mısır bu günlerdeki gibi zorlu ekonomik ve siyaseten karışık zamanlardan geçmeseydi bile durum aynı olurdu. Şüphesiz Müslüman Kardeşler’in de karanlık bir yüzü var ama Mısır halkının gözüne asıl batan, şirket yöneticisine dönüşüveren subaylar gibi çok sayıda minik firavunun varlığı. 

Uğursuz alametler
Mısır’ın geleceğine bakıldığında uğursuz alametler var. Yüksek Askeri Konsey, kendini ülkenin koruyucu azizi gibi sunmaktan çıkıp, giderek vesayeti altında yaşayan tebası hakkında en iyisini bilen, her sözü anayasa olan, astığı astık kestiği kestik bir monarşiye dönüşüyor.
Ordunun potansiyel aşırılıkçılığın kayalıklarından dümen kırarak çıkma arayışının, en azından Washington’ın güvenlik kurumlarının ruhani ya da başka türlü örtülü desteğini almak için tasarlandığını fark etmemek zor. Bu arada ABD başkenti, kamuoyu önünde kızgınlığını açıklama konumunu ve gerektiğinde her cephede makul yalanlama yapma becerisini koruyor.
Amerikalı stratejistler, ülkelerinin, bir kez daha tümüyle heç pozisyonunda tüm kartlarını doğru oynadığını görmekten gayet mutlu. ABD, hem demokratikleşme sürecinin teşvikçisi hem de ordunun eski rejimin benzerini yeniden tesis için kesintisiz çabasının arkasındaki güç olarak hareket ediyor. 

(STEPHAN RICHTER: The Globalist.com’un genel yayın yönetmeni ve The Globalist Araştırma Merkezi Başkanı, Radikal’e özel yazı)