Müslümanlar ne zaman akıllanacak acaba?

Newsweek, Guantanamo Körfezi'ndeki sorgucuların İslam'ın kutsal kitabı Kuran'a hakaret ettiği yönündeki haberini geri çekti. Ama iş işten geçti.
Haber: İrŞad Manjİ / Arşivi

Newsweek, Guantanamo Körfezi'ndeki sorgucuların İslam'ın kutsal kitabı Kuran'a hakaret ettiği yönündeki haberini geri çekti. Ama iş işten geçti. Dergide yer alan ve Amerikan askerlerinin bir Kuran'ı tuvalete attığını iddia eden tek bir paragraf, Gazze'den Java'ya dek, Amerika karşıtı gösterilerin yapılmasına yetti. Afganistan'daki gösteriler şiddet boyutuna vardı; Pakistan'da Bush'un kuklaları yakıldı.
Bu tartışmadan ciddi sorular çıkıyor. Müslümanlar, ABD gibi inancın faziletlerini göklere çıkaran bir ülkenin, diğer dinlere saygılı olup olmadığını sorguluyor. Gazeteciler, bu kadar hassas bir iddianın kanıt olmaksızın hangi standartlara göre yayımlanabildiğini merak ediyor...
Peki ya Kuran'a hakaret edilmiş olsa bile, şiddet içeren gösteriler, 'Amerika'ya Ölüm' sloganları, cihat naraları meşru bir tepki mi?
Beni eleştirenler, "Ne bekliyordun ki?" diye soracaklar hemen ve ekleyecekler: "Kuran'a hakaret etmenin temel insan haklarını ihlalden farkı yoktur. Eğer iyi bir Müslüman olsaydın, kimliğin ve maneviyatın gereği Kuran'ı savunurdun.
Kuran Allah'ın gerçek kelamıdır. Diğer kutsal kitaplardan farklı olarak kirlenmemiştir, dokunulmamıştır, değiştirilmemiştir."
Üzgünüm. Bu argüman bana pek hitap etmiyor. Kuran'ın kelamlarının
gerçekliği övülebilir, ki ben de buna inanıyorum, fakat belirsizlikler, tutarsızlıklar, açık çelişkiler içerdiği ve metinde insan eli olduğu ihtimali de kabul edilmeli.
Bu basit bir reform isteyen Müslüman söylemi de değil. İslami gelenektir
burada söz konusu olan. Asırlar boyunca İslam filozofları Şeytan Ayetleri'nin hikâyelerini anlattı. Hazreti Muhammed, bu ayetlerin Kuran'da sahih şekilde olduğunu kabul etti. Sonradan bunların Tanrı'dan
ziyade kâfir idolleri ilahlaştırdığını fark etti.
Bu yüzden söz konusu ayetleri gecikerek de olsa reddetti ve Şeytan'ın bir oyunu olduğunu söyledi. Buradan, peygamberin Kuran'ı değiştirdiği sonucu çıkarılabilir.
Bu noktayı biraz daha öteye götürelim. İnançlı Müslümanlar Muhammed'in hayatına öykündükleri için, Kuran'ın ayetlerini bir araya getirenler ölümünden sonra peygamberin zaman içinde ayetleri değiştirme örneğini
takip etmiş olabilir. Kuran'ı bir araya getirenler de sonuçta sadece insandı, en az Muhammed'in kendisi kadar insan. Dahası, Kuran ayetlerini kemikler, taşlar ve tabaklanmış deri gibi yüzeylerden okuyup bir araya getirdiler. Pasajlar nasıl geçirildi? İslami bilgiye göre, okuma yazması olmayan bir tüccar olan Peygamber, onları kendisi kayda geçiremezdi. Kuran Muhammed'in yoldaşlarının eliyle, çoğunlukla da ezberden kaydedildi.
Bu kadar fazla insanın dahli göz önüne alındığında, 'muteber' Kuran'ı bir araya getirme sürecine insan hatası karışma ihtimalinden söz edilemez mi?
Bu soruyu sorarken, Kuran'ın bilgeliğine dil uzatıyor veya kendi hayatıma yönelik yeni bir fetvaya davetiye çıkarıyor değilim. Söylemeye çalıştığım şey şu: Müslümanlar bu tür soruları rahatça sormalı. Afganistan'daki gösterilerde en az 14 insan öldü. Yardım görevlilerine saldırıldı; büroları yakıldı. Bunların maneviyat davasına ne yararı var? Bu noktada bir diğer soruyu da sormak lazım: Maneviyat kimlikle aynı şey midir?
Bugünlerde tembelce şunu varsayıyoruz: Eğer bir grubun derinden sahip olduğu dini inançlara meydan okursanız, onun maneviyatına zarar veriyorsunuz. Müslümanların ezici çoğunluğu sorduğum bu sorular karşısında kesinlikle bu fikre kapılacak.
Fakat Müslüman kardeşlerimden bu soruları hesaba katmalarını istemekle, birçok din adamının bize atfettiğinden daha akılcı ve insani olma kapasitemize duyduğum inancı sergiliyorum. Sadece kalplerine değil, kafalarına da sesleniyorum. İnsanlar dinin belli boyutlarının sorgulanamaz olduğuna inandırıldığında, şiddeti kışkırtmak veya affetmeyi unutturmak zor olmuyor.
Müslümanlar bu ayın sonunda, İslam'a hakaret edenlere karşı dünya çapında gösteriler düzenleyecek. Sadece Kuran'ın Guantanamo'da aşağılanması ihtimaline yönelik değil, Ebu Garib'de kanıtlanan işkencelere ve Müslümanların ABD'de maruz bırakıldığı hak ihlallerine karşı da barışçı biçimde seslerini yükseltecekler. Bu ihlalleri kınamaya her hakları var.
Peki o gösterilerde, İslam adına girişilen kanlı, pervasız tepkilerin giderek daha çok Müslüman'ın ve gayrimüslimin canına mal olmasına karşı da bir şeyler söyleyecekler mi? Sormaya değer bir soru bu. (20 Mayıs 2005)