NASA hakkında 5 efsane

NASA hakkında 5 efsane
NASA hakkında 5 efsane
Uzay programlarının önemini kavrayabilmek için NASA'nın ne olduğuna dair bazı yanlış fikirlerden arınmamız gerekiyor.
Haber: ERIC STERNER / Arşivi

Bu yıl, hem Başkan John F. Kennedy’nin Amerikalıların Ay’a gitme planlarını duyurmasının yıldönümü hem de uzay mekiği programının sona erdirildiği yıl. Bugün çoğu Amerikalı Ay’a ayak basılışını hatırlamıyor ve NASA da gurur kaynağı olmaktan ziyade kısılması gereken bir harcama kaynağı. Birçok Amerikalının sağlık sigortası bile yokken, neden yaşanmaya elverişsiz toprakları araştırmak için milyarlarca dolar harcanıyor? Uzay programımızın önemini kavramak için NASA’nın ne olduğuna dair yanlış fikirlerden arınmamız gerek.
NASA’nın amacı, uzayı kolonileştirmektir.

1958’de SSCB’nin Sputnik’i yörüngeye oturtmasından bir yıl sonra kurulan NASA’nın amacı, asla uzayı yerleşime açmak olmadı. NASA’yı hayata geçiren, içinde Ay’da kurulacak şehirler olan bilimkurgu hayalleri değil, ABD’nin dış politikasıydı. Sovyet askeri çabalarının aksine Başkan Dwight Eisenhower, ABD’nin ahlaki üstünlüğünü gösterecek barışçıl bir uzay programı istiyordu. Bu sivil kurum, ABD’nin Soğuk Savaş stratejisinde kilit rol oynayacaktı. 50 yıl önce Kennedy gözünü Ay’a diktiğinde, bilim danışmanlarına ‘kendisinin kazanan taraf olacağı’ bir açılım gerçekleştirmelerini söyledi. Ronald Reagan 1984’te uzay istasyonu programını başlattığında, amacı farklı değildi.
Soğuk Savaş sonrası dönemde dahi Clinton yönetimi, insanlı uzay uçuşlarını, Rusya’nın hava ve uzay endüstrisini barışçıl amaçlara yöneltmek ve ülkenin Batı demokrasileri arasında yer almasını sağlamak için kullandı. ABD hükümetinin Güneş sistemini kolonileştirmek için milyarlarca dolar harcadığı düşüncesi gerçeği değil, ‘Uzay Yolu’ filmlerinin insanlar üzerinde yaptığı kültürel etkiyi yansıtıyor. 

1) NASA, aşırı derecede masraflı.


Apollo programının zirveye ulaştığı dönemde NASA, federal bütçenin yüzde 4’ünden fazlasını kullanıyordu. 1960’larda bu, çok yüksek bir meblaydı, bugünse yalnızca bir hesap hatası olabilir. NASA’nın 2011 mali yılındaki bütçesi, yaklaşık 18.5 milyar dolar, yani 3.7 trilyon dolarlık federal bütçenin yüzde 0.5’ini kapsıyor.
Uzay harcamalarının israf olduğunu iddia edenler, NASA’nın istihdam yarattığını unutuyor. Kendi verilerine göre NASA, yaklaşık 19 bin memur ve 40 bin sözleşmeli personel çalıştırıyor. Daha fazla sayıda insan da NASA dışında uzayla ilgili işlere sahip.

2)NASA’nın araştırmaları, sadece uzayda işe yarar.

Yakın zamanda göğüs muayenesi oldunuz mu? Hubble Uzay Teleskobu için geliştirilen algoritmalar, mamografi alanında daha sağlıklı görüntüler elde etmemizi sağladı. Kendinizi doğal bir afetin ortasında buldunuz mu? NASA’nın konuşlanabilir radyo anteni alanında kaydettiği ilerlemeler sayesinde, Katrina Kasırgası ve 2010 Haiti depremi sonrasında acil iletişimler güvenilir biçimde sağlanabildi. Terörle savaş halinde misiniz? Diğer gezegenlerde yaşam izi bulmak için havayı koklayan minyatür sensörler, bu gezegendeki patlayıcıları ve kimyasal maddeleri tespit eden el cihazlarının geliştirilmesini sağladı. NASA’nın kullandığı teknolojiler, kendilerine

3) Dünya ’da da yer bulabiliyor.

Fakat bu tip yan yüksek teknoloji ürünlerinin ortaya çıkması, uzay araştırmaları yapmak için en önemli neden değil. NASA, insanlığın bilgi ufkunu genişletiyor. Uzay istasyonuna yeni sabitlenen Alfa Manyetik Spektrometre, tüm maddenin toplamına ve evrene dair yeni bilgiler edinmemize yardımcı olacak. Hubble halihazırda, fizik ve matematiğin merkezindeki Big Bang, kara delikler, nötrinolar ve kara enerji gibi konularda bilgimizi katbekat arttırdı. Uzay görevleri büyük ölçüde güneş enerjisine dayandığından, NASA güneş akülerini geliştirmeye çalışıyor ve bu da bir gün ABD’nin petrol bağımlılığına çare olabilir. Bu gelişmeler, NASA’nın kâr-zarar bilançosunda yer almasa da toplum için önemi ortada.

4) NASA, uzaydaki özel girişimlerin önünde bir engel oluşturuyor.

Yakın zaman önce Cumhuriyetçilerin başkan adayı Newt Gingrich, “NASA artık sahneden çekilmeli ve özel sektörün önünü açmalı” demişti. Doğrusu şu ki NASA, serbest piyasanın önünde engel değil. Kurum, uzay girişimcilerinin çeşitli yatırımlar yapmasını yasaklamıyor. Uzay endüstrisinde ne zaman mal ve hizmet talebi olsa (genellikle telekomünikasyon alanında fakat yakında yörüngealtı insanlı uzay uçuşları da olabilir), uzay-ulaşım şirketleri bu talebi karşılamaya çalışıyor.
NASA’nın yürüttüğü projelerin çoğu, ticari olarak verimsiz gibi görünüyor. Özel sektör yatırımlarını haklı gösterecek, Mars’a robotik seyahat, Hubble Uzay Teleskopları ve Alfa Manyetik Spektrometreleri gibi şeylere yeterli talep yok. Eğer NASA Gingrich gibi siyasetçilerin salık verdiğini yaparsa, özel uzay girişimlerini baltalayabilir. Siyasi etki altında alınmış kararlar, serbest piyasaya zarar verebilir.

5) Amerikan uzay programı, dünyada hâlâ lider konumda.

Soğuk Savaş döneminde NASA, yabancı uzay güçleriyle kalıcı ortaklıklar kurmaya çalıştı. Yine de Ay’a ayak basabilmiş tek ülke olarak ABD, büyüklüğü ve deneyimiyle birinci konumda. Uzay araştırmalarında tempoyu hep NASA belirledi.
Fakat artık bu günler geride kaldı. Aralarında Hindistan, İsrail ve İran’ın da yer aldığı 9 ülke, yörüngeye yığınla para gönderdi. 50’den fazla ülke, ABD’nin katkısı olmaksızın ya uydu tasarımları yapıyor ya da bunları kullanıyor veya işletiyor. Brezilya ve Çin, yıllardır birlikte Dünya gözlemleme uyduları geliştiriyor. Japonya ve Çin, detaylı Ay haritaları oluşturdu. 2008’de Hindistan, kendi robotik Ay seyahatini başlattı ve bunu Rusya’yla ortak bir başka seyahat takip edecek. ABD hâlâ dünyanın en kapsamlı sivil uzay programına sahip olabilir, fakat dünyanın uzaydaki geleceğine artık tek başına yön vermiyor.

NASA, ciddi bir sarsıntı geçiriyor. Kongre ve NASA, insanlı uzay uçuşu programının sürdürülebilirliği konusunda fikir ayrılığı yaşıyor ve Başkan Obama’nın bu konudaki yönelimi belirsiz. Mars’a gidecek miyiz? Ay’a geri mi döneceğiz? Yoksa yolumuzu bir astroide mi çevireceğiz? Siyasi karar vericilerin bu sorulara verdikleri net bir yanıt yok. Sürünün önüne geçebilmek için Washington’daki görev merkezi, görevin ne olduğuna dair daha açık bir fikre sahip olmalı. (George C. Marshall Enstitüsü’nde öğretim üyesi ve NASA’nın politika ve planlamadan sorumlu eski başkan yardımcısı, 3 Temmuz 2011)