Ne demokrasi ne anarşi

Irak'ta 30 Ocak seçimleri, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin sonuçlarının ne kadar karmaşık ve çok boyutlu olduğunu gözler önüne serdi.
Haber: Şlomo Avİnerİ / Arşivi

Irak'ta 30 Ocak seçimleri, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin sonuçlarının ne kadar karmaşık ve çok boyutlu olduğunu gözler önüne serdi.
Bir kere felaket tellalları haksız çıktı: seçimler çoğu kişinin tahmin ettiği gibi hezimet olmadı. Ortalama katılım oranı yüksekti, oy verme süreci enikonu yolunda gitti, seçim gününde yaşanan şiddet de son birkaç aydır yaşanan gündelik şiddetten fazla değildi. Listelerin bolluğuna rağmen küçük partilerden oluşan karmakarışık değil, tutarlı bir meclis oluşturuldu. Sünnilerin liderliğindeki direniş, seçim sürecini baltalamayı başaramadı.
Ancak öte yandan, Sünni seçmenlerin topyekûn boykotu, meclisin Irak halkını tümüyle temsil ettiğini iddia edebilme imkânını da elinden almış oldu. Diğer bir deyişle seçimlerdeki etnik-dini katılım, Irak'taki Amerikan politikasının hem başarılarını hem başarısızlıklarını yansıttı. Tutarlı ve istikrarlı bir hükümetin kurulacağı ise hâlâ kesinleşmiş değil.
Ancak tarihi bir dönüm noktasından başarıyla geçildi: Irak tarihi açısından bu seçimler, 1920'lerden beri Irak siyasetini şekillendirmiş Sünni hegemonyasının sonu oldu. Şiiler ve Kürt seçmenler cemaat
liderlerini takip ederek, demokrasiye soyut bir bağlılık gösterdikleri için değil, oylarıyla kendilerinin ve cemaatlerinin güç kazandığını, taleplerini meşru ve güçlü kıldıklarını bildikleri için akın akın oy sandıklarına gitti. Yani Şii ve Kürt seçmenlerin yüksek katılım oranı demokratik değerlerden ziyade, bu cemaatlerin iktidar taleplerinin bir yansımasıydı.
Gayet tabii Arap Sünni boykotunun nedeni de buydu: nasıl ki direniş, radikal eğilimli Sünnilerin tarihi hegemonyalarını ellerinden kaçırmak istemediklerini gösteriyorsa, Sünni seçmenlerin boykotu da Sünnilerin cemaat olarak iktidarı kaybetmeye ve iktidardaki bu kaymayı demokratik yolla meşrulaştırarak onaylamaya hiç mi hiç istekli olmadığını gösterdi.
Şii çoğunluk güçlenmiş olsa da, Sünnilerin hükümet oluşturma ve anayasa yazma gibi karmaşık süreçlerde yer almayacak olması nedeniyle, dönüşüm sürecinin başarıyla sonuçlandığı hâlâ söylenemez. Bakalım Şii çoğunluk, bir yandan kendi çoğunluk statüsüne meşru temsil hakkını sağlarken, diğer yandan Sünnileri kenara itmeyecek ya da yeni siyasi yapıdan tümüyle yabancılaştırmayacak bir hükümet kurmayı başarabilecek mi? Ve bunu yaparken İran tipi teokrasiden kaçınabilecek mi?
Şii liderlerin bazı beyanları cesaret verici olsa da, önlerinde iki önemli engel duruyor:
İran ve Arap siyasetinde koalisyon oluşturma geleneğinin hiç olmaması ve bastırılabilmesi için Amerikan asker ve silahının kullanılmasını gerekli kılacak Sünni isyanı.
Bir diğer mesele de tabii ki Kürt sorunu. Kürtler hiç şüphesiz kendilerini daha güçlü ve intikam almış hissediyordur, Şii liderliğinde bir hükümetin kurulmasına da yardımcı olabilirler. Ancak Şiiler Kürtlere, az çok tutarlı bir Irak politikasının çizgileri dahilinde kalmaları için, daha geniş bir özerklik güvencesi verebilecek mi?
Bu sorunların kısa süre içinde veya kolaylıkla çözülemeyeceği kesin. Seçimlerin görece başarısına bakarsak, ABD yakın bir gelecekte Irak'ı boşaltmasını gerektirecek bir baskı altına girmeyecektir. Irak'taki siyasi süreç belirsiz olacağından, demokratik bir Irak'ın diğer Arap rejimlerinin meşruiyetine tehdit oluşturacağı görüşü, bazı Batılı gözlemcilerin hoşuna gitse de, gerçekleşecek bir durum değil. Öte yandan ABD'nin çok büyük bir başarısızlık yaşayacağı, yani Irak'ın büsbütün çökeceği, Türkiye ve hatta İran'ı da içine çekecek bir cadı kazanına dönüşüp bitmek bilmez bir sorun oluşturacağı görüşü de, aynı derecede gerçekdışı bir senaryo.
Seçim sonuçları, yine az çok aynı şeyleri yaşayacağımıza işaret ediyor: süreklilik arz eden, azalsa da tümüyle bitmeyecek bir isyan ve seçim meşruiyetinin tadını çıkaran, ancak Sünnilerin boykotu nedeniyle ulusal uzlaşıyı elde edememiş ABD destekli Şii bir Irak hükümeti.
Sonuç itibarıyla seçimler ne demokrasi ve ABD vizyonu açısından net bir zafer, ne de anarşi ortamına çöküş anlamına geliyor. Ancak Irak'ta Sünni hegemonyasının sona erdiği bir gerçek. Bir Arap ülkesinde ilk kez Şii ağırlıklı bir hükümetin oluşumunun Arap milliyetçiliğinin kendini tanımlaması ve bağlılığı açısından son derece geniş etkileri olacaktır, ancak bunun için daha çok zaman geçmesi gerekecek. (Lübnan gazetesi, Kudüs'teki İbrani Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü, 23 Mart 2005)