Obama'ya 'Türkiye'yi elde tut' ikazı

Obama'ya 'Türkiye'yi elde tut' ikazı
Obama'ya 'Türkiye'yi elde tut' ikazı

Son olarak Türkiye?ye geleceği Avrupa turu için dün yola çıkan Obama, G20?de Rus Devlet Başkanı Medvedev ile de görüşecek. Moskova sokakları Obama, Medvedev, Putin matruşkalarıyla dolu. FOTOĞRAF: AP

ABD düşünce kuruluşu CSIS 100 sayfalık Türkiye raporunda Obama'ya 'Ermeni soykırımı' tezini reddedip, Türkiye'nin AB?sürecine sıkı destek atmasını salık verdi. Aksi durumun ABD çıkarlarına aykırı olacağı uyarısı yapıldı. Türk siyasetinde dinciliğin yükselişi tespiti yapılırken Erdoğan'ın medyaya baskısı eleştirildi

WASHINGTON - Amerikan düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi (CSIS) 100 sayfalık Türkiye raporu yayımlarken, tanıtımını bizzat eski başkanlardan Jimmy Carter’ın ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski ve Gerald Ford ile baba George Bush’un ulusal güvenlik danışmanı Brent Scowcroft yaptı. ABD Başkanı Barack Obama’ya 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanımamasını tavsiye eden raporda, Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinin çökmesinin ABD’nin çıkarlarına ters olacağı, Türk siyasetinin belirsizliğin hâkim olduğu bir geçiş sürecine giriyor olabileceği belirtildi. Türkiye ile ABD’nin pek çok konuda çıkarları özdeş olsa da yakın ilişkiler sürdürmenin çantada keklik olmadığı uyarısı yapıldı.
ERMENİ MESELESİ: Obama, Temsilciler Meclisi’ndeki tasarının kabulünü önlemek için harekete geçmez, tasarıyı desteklerse veya ‘soykırım’ derse, Türkiye’nin cevabı sert olacak ve ilişkilerde kötü bir dönem açılacak. Obama, Türkiye ile Ermenistan arasında yakınlaşmayı destekleyip teşvik etmeli. Türk-Ermeni tarih komisyonunun kurulması sürece yardımcı olabilir.

‘İnşallah Lizbon’a red’
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ: Şu anda kritik bir noktada. Türkiye’ye limanlarını 2009 sonuna dek Rumlara açmazsa, bazı AB liderleri müzakerelerin askıya alınması için bastırabilir. Bu, Türkiye’nin demokrasisini derinleştirme ve Avrupa-Atlantik toplululuğu ile kurumsal bütünleşme sürecini tamamlama kararlığını sarsabilir. Avrupa kamuoyunda Türkiye’nin üyeliğine azalan destek ekonomik krizin derinleşmesiyle daha da eriyecektir. Bu noktada müzakereler çökerse, sonuçları vahim ve yaygın olur. Avrupa kritik bir müttefikini yitirirken, Türkiye’de milliyetçi ve bağnaz güçler yükselişe geçer, Rusya, Ortadoğu ve Asya ülkeleriyle ilişkileri derinleştirme çabaları artar. Tüm bunlar ABD’nin çıkarlarına aykırıdır. Ama Avrupa Anayasası’nı ikame edecek Lizbon Anlaşması reddedilirse, siyasi ve ekonomik bütünleşmenin farklı düzeylerde yürütülecek olması sayesinde, Türkiye AB’ye yumuşak iniş yapabilir. 

Kıbrıs’a özel temsilci
KIBRIS: Washington’ın Türkiye’nin AB üyeliğine yardım için kısa vadede atabileceği en yararlı adım, Kıbrıs’ta özel temsilci de atayarak çözüme yardımı olur. Rum Yönetimi’ne KKTC’nin seçilmiş hükümeti ile uzlaşma, AB’ye KTTC’ye tecriti kaldırma, Türk hükümetine de Rumlar ile ilişkilerini normalleştirmesi için baskı yapılmalı.
İÇ POLİTİKA: Türkiye’de siyaset belirsiz bir geçiş sürecine giriyor olabilir. Türkiye’nin yönünü, laik ve dinci güçler arasındaki mücadele ile küresel ekonomik krizin vehameti ve AB liderlerinin Türkiye’nin üyeliği konusunda vereceği karar gibi dış değişkenler belirleyecek. Türkiye’nin ekonomisi çok güç bir dönemden geçiyor. Muhaliflerinin baskısı altında giderek daha milliyetçi ve baskıcı politikalar benimseyen AKP, ekonomik kötüleşme ve gündeminin ana maddelerini hayata geçirememe yüzünden bir miktar destek kaybedebilir. Bundan CHP, MHP ve Saadet kârlı çıkacaktır. 

‘Gülen’in kitlesi ve etkisi’
Kamu hayatında dindarlığa daha fazla hoşgörü isteyen nüfusun artan bir tabakasının etkisini yansıtan AKP, Anayasa Mahkemesi’nde yeni yasaklanma davası tehdidi karşısında ihtiyatlı davranıp anayasada geniş çaplı değişiklikten geri duracaktır. Fethullah Gülen hareketinin de AKP’ye paralel kitlesi ve etkisi var. Daha fazla dindarlık ile laik devletin birlikteliğine dair milli uzlaşma ufukta gözükmese de, AKP’yi iktidardan etmek isteyen parti, kamuoyunun artan dindarlığına yanıt vermek zorunda.
MEDYA: (Deniz Feneri davası ile ilgili dosya için) Eleştiriye tahammülsüzlük Başbakan Tayyip Erdoğan’ın karakteristiği haline geldi. Medya patronlarına saldırıp eleştirel gazetecilerin akreditasyonunu iptal ederek medyayı otosansüre zorladı. En prestijli gazetelerin editör ve büro şefleri kendilerini sürekli gözetimde ve gözaltına alınma tehdidi altında hissediyor.
Ayrıca basın toplantısında Türkiye’de medyaya baskı ve Doğan Medya Grubu’na dev vergi cezası gündeme geldi. (Dış Haberler)