Öğretmen gelecek demek

Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemini laik ve ulusal temelde düzenleyen
'Öğretim Birliği' yani Tevhid-i Tedrisat Yasası'nın kabul edilişinin 81. yılı nedeniyle Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nde düzenlenen toplantıda üniversitelerin eğitim fakülteleri dekanları 'Öğretmen Eğitimi'ni tartıştı.
Haber: BİNNUR YEŞİLYAPRAK / Arşivi

Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemini laik ve ulusal temelde düzenleyen
'Öğretim Birliği' yani Tevhid-i Tedrisat Yasası'nın kabul edilişinin 81. yılı nedeniyle Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nde düzenlenen toplantıda üniversitelerin eğitim fakülteleri dekanları 'Öğretmen Eğitimi'ni tartıştı.
Bilindiği gibi, dünya ve insanlık anlayışlarıyla genel hedefleri birbirinden farklı eğitim uygulamalarının birlikte yürütüldüğü toplumların çağdaşlaşamayacağını gören Atatürk, 'Eğitimde Birlik İlkesi' üzerinde önemle durmuş ve 3 Mart 1924'te 'Öğretim Birliği' (Tevhid-i Tedrisat) Yasası'nı çıkarmıştır. Buna bağlı olarak da tekke ve medreseler kapatılmış, kurumlararası duvarlar kaldırılmış ve tüm eğitim kurumları Cumhuriyet'in temel ilkeleri yönünde kuşaklar yetiştirme hedefi etrafında birleştirilmiştir.
Herkesin ezberindeki ünlü söz
Bu hedefe ulaşmada en büyük sorumluluğu öğretmenlere veren M. Kemal'in o ünlü sözü hepimizin ezberindedir: 'Öğretmenler yeni nesli siz yetiştireceksiniz. Yeni nesil en büyük Cumhuriyetçilik dersini sizden ve sizin yetiştireceğiniz öğretmenlerden alacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli bu özellik ve kabiliyetlerle yetiştirmek sizin elinizdedir!'
Eğitim sorunlarını, eğitim fakülteleri yöneticileriyle tartışmaya açarak ilk toplantıyı 10-11 Şubat 2004'te yapan Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, bir yıl önceki toplantıda 'Eğitim Bilimleri Bakış Açısıyla Eğitimin Güncel Sorunlarını' ele almış ve en önemli güncel sorunlardan biri olarak öne çıkan 'öğretmen yetiştirme' sorunu bu yılki toplantının gündemine yerleşmişti.
'Öğretmen Yetiştirmede Kalite Sorunları'nı tartışmak ve çözümler üretmek üzere düzenlenen üç günlük çalıştaya 58'i eğitim fakültesi dekanı olmak üzere toplam 219 öğretim elemanı katıldı.
Çalıştay basında ve medyada, açılışa gelen Milli Eğitim Bakanı'nın üniversite öğrencileri tarafından protesto edilmesi boyutunda yer aldı. Protestolar karşısında kürsüden öğrencilere, 'siyasi gözlükleri'nin gerisinden bakarak; 'Üniversitenin yetiştirdikleri de bunlar maalesef...' diyen sayın Çelik öğretim üyesi gözlüklerini, 'Bakan' olduğundan beri yanında taşımadığını bir kez daha ortaya koymuş oldu.
50 bin vasıfsız öğretmen
Öğretmen yetiştirme, toplumun geleceğini biçimlendirmede en önemli araç olarak görüldüğü için genel ifadeyle 'siyasete alet' edilen eğitim alanlarının başında gelmekte. Ülkemiz siyasi tarihini, 'öğretmen yetiştirme ve istihdam etme politikaları' açısından okumak çok öğretici olabilir!
Sayısız örneklerden biri; kuşkusuz ki, en yakın tarihimize ve geleceğimize damgasını vuran yanlış bir uygulama olarak 1995-96 öğretim yılında 50 bine yakın işsiz üniversite mezununun hiçbir öğretmenlik eğitimi ve formasyonu olmadığı halde sınıf öğretmeni olarak atanmasıdır. Bu uygulama sonucu çocuğun gelişiminde en kritik dönem kabul edilen ilkokul kademesinde görevli olan sınıf öğretmenleri, bugünkü sistem içinde 433 farklı kaynaktan gelmektedir (örneğin; arşivcilik, bankacılık, botanik, teknoloji mühendisliği, balıkçılık, apre/çiçek/örgü/dokuma öğretmenliği, motor, konstrüksiyon, çalgı yapımı, süt teknolojisi vb.).
Bu kadar farklı kaynaktan yetişen öğretmenlerin 'kalitesi'nin tartışılamayacağını söylemek de olası kuşkusuz! Ancak, üniversite akademisyenlerinin bilimsel tutum ve çalışmalarıyla toplumsal sorunların çözümünde siyasi liderlere ve tüm topluma yön verici bir işlevi olduğu bilinciyle hareket eden eğitim bilimleri fakültesi, bir kez daha, öğretmen yetiştirmede eğitim bilimlerinin yön verici olması ilkesini yaşama geçirme sorumluluğunu üstlendi.
Üç günlük çalıştay süresince (1-3 Mart 2005) öğretmen yetiştirme sorunu; öğretmen adaylarının seçimi, eğitimi, değerlendirilmesi, atanması, hizmet öncesi ve sonrası yetiştirilmesi, programları, ortamları vb. olmak üzere çok farklı boyutlarda tartışıldı. Sorunlar somut verilerle ortaya konmaya çalışıldı. Çözümler üretildi, öneriler geliştirildi. Sonuçta ortaya çıkan raporların, Yüksek Öğretim Kurulu'na, Milli Eğitim Bakanlığı'na ve kamuoyuna duyurulmasına karar verildi. Çalıştay sonuç bildirgesi basına dağıtıldı*. İlgilenenler daha geniş kapsamlı olarak inceleyebilir. Ancak burada çalıştayda benimsenen bazı görüş ve önerileri paylaşmak istiyorum:
"Öğretmen yetiştirme, bir meslek grubunun eğitiminden öteye nasıl bir toplum ve ne için eğitim istediğimiz konusuyla ilgili geniş içermeler taşır. Çünkü bilindiği gibi okul ve öğretmenler, bir toplumun yaşamını sürdürebilmek ve dönüştürebilmek için gereksindiği başlıca toplumsallaştırma araçları arasındadır. Buna göre, önemli olan, öğretmen eğitiminin tek başına nasıl olması gerektiği değil, üretim ve güç dağılımı dahil, toplumda ve dünyada olup bitenlerle bu eğitim arasında nasıl bir ilişki kurulacağıdır."**
Bu ilişkinin kurulması, yukarıda vurgulandığı gibi siyasi politikalardan ve çeşitli ideolojilerden bağımsız; bilimsel ilkeler, evrensel değerler, Cumhuriyet ilkeleri, çağdaş ve laik bir eğitim politikası çerçevesinde gerçekleştirilmelidir görüşü benimsendi.
Genel ilke olarak 'öğretmen adaylarının eğitim fakültelerinde yetiştirilmesi, evrensel düzeyde lisans ve lisansüstü eğitim ölçütlerine uymayan uygulamalara son verilmesi çağrısı yapıldı. Örneğin; din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği programlarının ilahiyat fakültelerinden, eğitim fakültelerine kaydırılması istendi. Milli Eğitim Bakanlığı'nın kurmayı planladığı 'Öğretmen Akademisi' konusunda kaygılar ve kuşkular anlatıldı!
Toplantıda en kritik konulardan biri, öğretmen yetiştirme sürecinde ilgili taraflar (1) eğitim fakülteleri: Öğretmen adayını yetiştiren kurumlar, (2) Milli Eğitim Bakanlığı: Öğretmen adayını istihdam eden kurum ve (3) Yüksek Öğretim Kurulu: Eğitim fakülteleri üzerinde söz sahibi olan, düzenleyici yetkili organ olmak üzere bu üç 'taraf'ın sorumluluk ve yetki paylaşımının nasıl olması gerektiği, yani, koordinasyon ve işbirliğinin nasıl olacağıydı. Kısacası, genelde tüm eğitim sorunlarının çözümünde, özelde ise, öğretmen eğitimi konusunda bu üç tarafın uzlaşabilmesi gerekiyor.
Farklı yaklaşımlar
Yapıları, hedefleri, işlevleri açısından farklı olan bu üç tarafın eğitim sorunlarına bakışı ve onun sonucu çözüm yaklaşımları da farklı doğal olarak. Ancak, temel yaklaşımımız 'bilimin önderliği' olmalıdır. Eğitim fakülteleri öğretmen adaylarının seçimi, yetiştirilmesi, değerlendirilmesi konusunda yaptıkları kuramsal ve ampirik araştırmalarla önemli bir veri tabanına sahiptir. Akademisyenlerin, yılların birikimine dayalı donanımlarıyla ortaya koydukları değerlendirmeleri uygulamalarda yön verici olmalıdır.
Hükümetlerin, bilimsel veriler yerine politik kaygılara dayalı çözüm arayışlarıyla oluşturulacak politikaların ülkenin eğitim sorunlarına uzun dönemli ve ideal çözümler sağlayamayacağı açık. Şu anki hükümetle
üniversiteler arasında bir güven bunalımı var. Bu güven bunalımının aşılmasında Milli Eğitim Bakanı'nın gerektiğinde 'bilim adamı' gözlüğünü takarak eğitim sorunlarına bakabilmesi önemli bir katkı sağlayabilir.
YÖK de, üniversitelerin etkinliğini azaltmakta ve son sözü bilimin söylemesini engelleyici rol oynamakta. Çünkü YÖK'ün kurulmasıyla, üniversiteler yönetsel, mali ve akademik özerkliklerini yitirmiştir. Bu çalıştay akademisyenlere, ülkenin sorunlarını, öğretmen yetiştirme bağlamında bir kez daha tartışma fırsatı sağladı. Öğretmenin kalitesini yükseltmek, toplumun yaşam kalitesini artırmak için kaçınılmaz ise ve öğretmen, bir toplumu dönüştürmede bir 'araç' ise, o halde bu aracın 'NASIL' yetiştirileceği kadar 'NASIL' kullanılacağı da önemli. Ünlü bilim adamı Einstein'in dediği gibi; 'Başarı, kullandığınız enstrümanda değil, yaklaşımlardadır.'
Çünkü sorunlara yaklaşımımız, çözümün nasıl olacağını da belirler. Üniversitelerin, bilimsel, objektif ve tutarlı tavırlarıyla siyasi liderlere ve topluma yön vermesi gerekir. Akademisyenlerin, gerçek çözümün, hangi doğrultuda olduğuna ilişkin; günlük, bireysel, mesleki kaygıların ötesinde düşüncelerini ve değerlendirmelerini açıklaması, bilimsel ve evrensel değerleri savunması ve sorunları çözmede etkin yöntemlerle uğraş vermesi gereklidir.
Eğitim Bilimleri Fakültesi, bu çalıştayla, halifelik ve saltanatın kaldırılışı, eğitim ve öğretimin birleştirilmesinin yıldönümünde, topluma 'sorunları çözmede en gerçek yol göstericinin bilim olduğu' mesajını bir kez daha anımsatmaya çalıştı. Anımsadınız mı?
* Çalıştay sonuç bildirgesine A.Ü. Eğitim Bilimleri web sayfasından ulaşılabilir.
** Çalıştay, 'Öğretmen Adayı' grup raporundan alınmıştır.
Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak: Anadolu Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi