Ortadoğu'da umut ışığı

"İsrail'de mucizelere inanmayan gerçekçi değildir" demişti İsrail'in ilk başbakanı David Ben Gurion. Bugün artık bu söze şunu da ekleyebiliriz: Barış zirvelerine şüpheci yaklaşmayan, Ortadoğu'da yeterince uzun süre yaşamamış demektir.
Haber: Gisela Dachs / Arşivi

"İsrail'de mucizelere inanmayan gerçekçi değildir" demişti İsrail'in ilk başbakanı David Ben Gurion. Bugün artık bu söze şunu da ekleyebiliriz: Barış zirvelerine şüpheci yaklaşmayan, Ortadoğu'da yeterince uzun süre yaşamamış demektir. Zira bölgede 14 yıldır aynı filmi seyrediyoruz. Defalarca siyasetçiler bayram havası içinde birbirleriyle tokalaşıp durdu, birbirlerine iyi dilekler dileyip ayrıldılar ama kısa bir aradan sonra yine o bildik, kan dolu gündelik hayata geri dönüldü.
Mısır'ın Şarm El Şeyh kentinde geçen hafta üç Arap devlet başkanı İsrail Başbakanı Ariel Şaron'la görüştü. Hepsi de Ortadoğu'da yeni bir dönemin başladığını duyurdu. Dört buçuk yıllık silahlı intifadanın ardından İsrailliler ile Filistinliler arasında nihayet resmi bir ateşkes ilan edildi. "Ortak bir sürecin" yeniden başlatılmasından bahsedildi. Bu ifade eskilere oranla hayli mütevazı belki, ama onlardan daha gerçekçi olduğu da bir gerçek.
İsrailliler genelde bu zirveye temkinli bir iyimserlikle yaklaşıyor, bu sefer filmin senaryosunun ve oyuncularının değiştiğini söylüyorlar. Ne de olsa Yaser Arafat artık oyuncu kadrosundan çıktı, onun yerine şiddet ve teröre son verilmesini "Filistinlilerin çıkarına" bulan bir adam, Mahmud Abbas geldi. Nitekim Filistinlilerin çoğu geçen ocak ayındaki başkanlık seçimlerinde bu rota değişikliğine onay verdi.
İsrail Başbakanı'ysa, Gazze Şeridi'nden geri çekilmeyi kendi çıkarına uygun bulduğu yetmezmiş gibi, bu işi tek başına değil, yeni ortağı Abbas ile birlikte gerçekleştirmek istediğini söylüyor. Bu sefer umutlansak mı acaba?
Tecrübelerimiz bize hemen heyecana kapılmamamızı söylüyor. Ateşkes sadece Hamas'ın iyi niyetinden kaynaklanıyorsa, İsrailliler açısından hiçbir anlam ifade etmiyor demektir. Hatta tam tersine İsrailli askerler bunu bir nevi mola olarak görüp, sonrasında daha sert vurabilmek için dinleneceklerdir. Abbas'ın da (söylediği etkileyici sözler haricinde) terörle gerçekte nasıl mücadele edeceği henüz meçhul. Zaten İsrailliler de Arafat'ın 'döner kapı politikası'nı unutmuş değil. Arafat dostlar alışverişte görsün diye aşırılık yanlılarını tutuklattırır, hemen arkasından yine serbest bırakırdı.
Bunlar dışında filmde oynayan başka oyuncular da var. Kudüs'te söylenenlere bakılırsa İran, İsrail-Filistin sorununun bir çözüme bağlanmasını, çözülmesini kendi menfaatlerine uygun bulmuyor. Tahran yönetimine kalsa, Hizbullah ve İslami Cihad saldırılar düzenlemeye devam edecek.
Şu bir gerçek ki hiçbir şey kolay olmayacak. Şaron'un içeriden de her saldırıyı kendisine karşı kullanmak isteyen düşmanları var. Tüm bunlara rağmen Şarm el Şeyh zirvesinin ardından dışarıdan desteğe ihtiyaç duyan yeni bir süreç başlamış bulunuyor. Bir de şu var: İsrailliler güvenliğe duydukları istek konusunda, Avrupalıların şipşak hallolacak bir barış anlaşmasına yönelik aceleci ümitler yerine, biraz daha anlayışlı ve sabırlı yaklaşımını bekliyor. (Alman gazetesi, 10 Şubat 2005)