Ortadoğu'da yeni bir açılım

Başkan Bush Avrupa gezisinde, İsraillilerle Filistinliler arasında barış olmadan dünyanın huzur bulamayacağını açıkladı. Böyle lafların Avrupalıların hoşuna gideceğini şüphesiz biliyordu.
Haber: DENNIS ROSS / Arşivi

Başkan Bush Avrupa gezisinde, İsraillilerle Filistinliler arasında barış olmadan dünyanın huzur bulamayacağını açıkladı. Böyle lafların Avrupalıların hoşuna gideceğini şüphesiz biliyordu. Ancak bana kalırsa bu sözleri Avrupalılara yönelik taktik bir jest olmaktan ziyade bir niyet beyanı, barışı yayma fırsatı olarak gördüğü bir konuda harekete geçme kararlılığını gösteren bir ifadeydi.
İsrail ve Filistin liderlerinin karşılıklı ilan ettiği ateşkese, İsrail yönetiminin Gazze'den ve kısmen Batı Şeria'dan geri çekilme kararını teyit etmesine ve şiddeti reddedip iç reformlara yönelen yeni Filistin lideri ve kabinesine bakarsak, Bush bir açılım görmekte haklı. Burada önemli olan, açılımdan bir avantaj elde etmek için ne yapılması gerektiğini belirlemek.
Kısa vadede cevap, sükûneti sağlamak (çünkü o olmadan fazla bir şey yapılamayacak) ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı desteklemek. Bu iş basit görünse de büyük çaba gerektiriyor ve Tel Aviv'de cuma günkü bombalı saldırının da gösterdiği gibi, zaman bize karşı işliyor.
Abbas, Filistin halkının normal hayata dönmeyi ne kadar çok istediğini ve kendisinin ilan etmiş olduğu ateşkesi desteklediğini biliyor. Seçimlerden galip çıkması Abbas'ın omuzlarına, Yaser Arafat'ın şiddet ve kargaşa mirasını düzeltme görevini de yükledi. Hamas, İslami Cihad ve El Aksa Şehitleri Tugayı da bunun farkında. Tel Aviv'deki bombalı saldırıyı saymazsak bu gruplar şimdilik ateşkese uyacak gibi duruyor. Ancak fazla zaman geçmeden ateşkesi ihlal etmek için bir gerekçe bulacak, İsrail yerleşim faaliyetlerini, tutukluların serbest bırakılmasındaki yetersizlikleri veya geri çekilmenin yapılmayacağı bölgelerde düzenlenen İsrail askeri operasyonlarını öne süreceklerdir.
Hamas ve diğerlerinin bütün saldırılarını durdurma sözlerini tutması için Abbas şiddet uygulamamanın işe yaradığını ve bu şekilde hayatın pekâlâ daha iyiye gidebildiğini ispatlamak zorunda. Bunun için de seri bir şekilde işsizlik oranını azaltması ve ekonomik fırsatlar yaratması gerektiriyor.
Filistinlilerin dolaşım özgürlüğünü de genişletmek şart; İsrail'in kontrol noktaları ne kadar geniş çapta kaldırılırsa (ki bunun için de saldırıların durması şart), Abbas da o kadar kârlı çıkar.
Son olarak, Filistinlilerin gündelik hayatını iyileştirmek ne kadar önemli olsa da, Abbas aynı zamanda Filistinlilerin siyasi emellerine ulaşacak inanılır bir yol çizebileceğini veya en azından Filistinliler açısından önem taşıyan konuların hâlâ müzakere edilebileceğini göstermeli. Bunun için de Abbas, 2003'te tasarlanmış performansa bağlı bir barış planı olan ve uluslararası camiadan da destek gören yol haritasının yeniden hayata geçirilmesini vurgulayacak.
Gelgelelim bunların hiçbiri kendi başına olacak işler değil. Eğer yönetim Bush'un kararlılığıyla harekete geçecekse, yapması gereken nedir?
Öncelikle ateşkesin bozulmasına yol açabilecek belirsizlikleri ortadan kaldırarak, ateşkesi sağlama almalı. Yeni güvenlik koordinatörü korgeneral William Ward acilen her iki tarafla da görüşerek, ateşkesin şartlarının karşılıklı olarak iyice anlaşılmasını ve ihlal durumunda ne yapılacağının belirlenmesini sağlamalı.
İkincisi, yönetim bizim ve diğer ülkelerin yardımlarının, Filistinlileri yeniden işlerinin başına getirecek ve gerçek ihtiyaçlara cevap verecek, işgücü yoğunluklu projelere gitmesini sağlamalı. Londra'da bu hafta düzenlenen uluslararası konferans, bağışçı ülkelerin hızla finanse edilebilecek somut projeler (örneğin toplu konut yapımı) belirlediği kilometre taşlarından sadece biri olmalı. Körfez petrol ülkelerinin de (geçen sene petrol fiyatlarındaki artışta havadan 50 milyar dolardan fazla gelir elde etmişlerdi) bu tür projelerin altına imza atması şart, atmazlarsa ABD ve Avrupa ülkeleri baskı uygulamalı.
Üçüncü olarak, yönetimin Britanyalılar, Fransızlar ve Almanlarla İran konusunda ortak bir yaklaşım oluşturması gerekiyor, hem de sadece nükleer silah meselesinde değil. İran bir yandan Avrupalılardan ekonomik avantajlar elde etmeye çalışırken, bir yandan da Filistin fraksiyonlarına İsraillileri öldürsünler diye büyük meblağlar ödeyen Hizbullah terör örgütünü desteklemekten geri kalmıyor. Avrupalılar İsrail-Filistin barışı konusunda samimiyse, İran'ın (ve Suriye'nin) ateşkesi bozmasını engellemeli.
Dördüncüsü, Bush bir sonraki zirvede Arap liderlerin Abbas'ın şiddeti sona erdirme kararlılığını açıkça desteklemesini sağlamalı. Arap liderler, şiddetin yanlış olduğunu ve Filistin davasına zarar verdiğini şimdiye kadar telaffuz dahi etmemişti. Böyle bir beyan hem Abbas'a güç katar, hem de Hamas ve arkadaşlarının ateşkesi bozmasını zorlaştırır.
Beşincisi, yönetim İsraillilerin Gazze'den çekilmesinde koordinasyonu sağlamak ve yol haritasının her iki tarafa verdiği yükümlülüklerin anlamını belirlemek için, İsrail ve Filistinlilerle beraber çalışmalı. 2003'te Abbas'ın başbakan olduğu dönemde bozulan ateşkesten de öğrendiğimiz gibi, ateşkes nihai sonuç olamaz. Barışa doğru ilerleyen bir yol olarak kalmalıdır.
Bu sefer barış için sağlam bir temel oluşturmalıyız. Bu da ancak Gazze'den çekilme işinin başarıyla sonuçlanmasını ve her iki tarafın yol haritasının getirdiği yükümlülükleri ortak anlayışla yerine getirmelerini sağlamakla mümkün olur. Şu anda iki taraf da kendi yükümlülüklerini asgari, karşı tarafınkiniyse azami boyutlarda yorumluyor.
Ateşkesle gelecek arasında bir köprü kuracaksak, üzerinde anlaşmaya varılmış tek siyasi çerçeve olan yol haritasını, boş sloganlardan fazlasına dönüştürmemiz gerekiyor.
Başkan Bush'un Ortadoğu'daki bu fırsatı yakalayabilmesi için, yönetiminin Filistinliler ve İsraillilerle gerek birlikte gerek ayrı ayrı yoğun olarak çalışması, Arap ve Avrupa liderlerininse sükûneti sağlaması ve şiddetsiz de sonuç alınabileceğini göstermesi gerekiyor. (Washington Yakındoğu Politikası Enstitüsü'nde danışman, Bill Clinton ve George H.W. Bush dönemlerinde özel Ortadoğu temsilcisi, 3 Mart 2005)