Ortaklık neden olmasın?

'Viyana önlerinden iki defa geri çevrildik. Şimdi barış ve dostluk içerisinde yeniden Avrupa'ya geliyoruz.'
Haber: Wolfgang GUnter Lerch / Arşivi

'Viyana önlerinden iki defa geri çevrildik. Şimdi barış ve dostluk içerisinde yeniden Avrupa'ya geliyoruz.'
Bir Türk gazetesinin 1529 ve 1683 yıllarındaki tarihi kuşatmalara atıfta bulunarak, kelimenin tam anlamıyla son dakikada başlatılabilen müzakereler vesilesiyle yazdıkları bunlar. Bir diğer Türk gazetesi ise '42 yılın ardından bir hayal gerçekleşiyor' diyor. Bu, Ankara ile ortaklık anlaşmasının imzalandığı 1963 yılına yapılan bir atıf.
Son günlerde yapılan bazı açıklamalar, Türklerin çoğunluğu için AB'ye girmenin aynı zamanda bir onur meselesi olduğunu, yani bir reddedilmenin aşağılanmak olarak hissedileceğini ve öfkeye yol açacağını açıkça ortaya koydu. Müzakerelerin sonunda gerçekten de söz konusu olursa, ki bu, seçkinlerin birkaç nesildir uğrunda 'çalıştığı' tarihi bir gelişmenin mantıklı bir sonucu olur, üyelik birçok Türk için murada erilmesi olacak.
Avrupalı üyelik karşıtlarının gerekçeleri anlaşılmadı ve anlaşılamayacak, tam tersine, düpedüz bir kaçış, bilinçli ikiyüzlülük ya da belki daha kötü bir şey olarak algılanacak.
Türkler bugün, ucu Fransız Devrimi'nin gerçekleştiği 1789 yılında Osmanlı tahtına çıkan ve 1807 yılında tahttan indirilene kadar hüküm süren III. Sultan Selim'e kadar uzanan bir çizgiyi takip ediyor. Tam üyelik, bu çizgide elbette hâlâ seçkinler ya da ordu tarafından tepeden inme yapılan değişimlerin ve modernleşmenin biricik mantıklı sonucuymuş izlenimi veriyor.
Buna karşılık Avrupa ile geleneksel dostluk ve nesnel olarak ortaklaşa çözüme kavuşturulması gereken sorunlar üzerine kurulu 'ayrıcalıklı ortaklık' da pekâlâ kendi çapında bir tarihi mantığa dayanabilir. Hatta, Avrupa ile Asya arasında menteşe gibi duran bu ülkeye daha da uygun düşer. (5 Ekim 2005)