ÖSS'de yapılacak iş çok

Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) yaklaşırken bu sınavın amaç ve içeriğinin yanı sıra bir yan (ama belki en hayati) etkisi de akla geliyor: İki ayrı günde ve çeşitli puan grupları biçiminde yapılmaya başlandığından beri lise öğretimini hırpalaması.
Haber: R. ÖMÜR AKYÜZ / Arşivi

Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) yaklaşırken bu sınavın amaç ve içeriğinin yanı sıra bir yan (ama belki en hayati) etkisi de akla geliyor: İki ayrı günde ve çeşitli puan grupları biçiminde yapılmaya başlandığından beri lise öğretimini hırpalaması. Sınavın konulara göre parçalanmasından amaç öğrencilere 'sınava hazırlanırken' kolaylık sağlamaktı ama 'kaş yapılırken göz çıkarıldı.'
Önce öğrenciler 'seçecekleri puan türünde yeri az olan ya da hiç olmayan' ders(ler)i boşlamaya başladı; derken bu ilgisizlik ciddi boyutlara ulaşınca MEB müfredatları değiştirerek, eskiden fen-edebiyat gibi basit olan alan türlerini Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS) yapısına göre çeşitlendirdi.
Altan Günalp'ın dikkati
Bu, lise öğreniminin bütünlüğünü ciddi ölçüde zedelerken 'başarı' bakımından belki kimi avantajlar sağladı (tabii ki burada 'başarı' çok bağıl anlam taşıyor. Yerleştirme hep, bir mutlak başarıya değil de sıralamaya göre yapıldığından az sayıda doğru yanıt bile yerleştirilmeye yetmekte.)
Yıllar önce bir meslektaşımla birlikte yaptığımız bir araştırma (1) Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi'nin kurucusu Prof. Altan Günalp'ın dikkatini çekmiş ve izleyen yılda hemen bir 'en az net puan' ilkesi uygulanmıştı: önce herhangi bir puan türüne giren konulardan en az sı-fır net puan alamayanlar yerleştirilmedi; bu izleyen yıllarda artarak sanırım dört net puana kadar çıktı. (Değerli Günalp yaşasaydı bu puan daha anlamlı bir düzeye çıkacaktı; olmadı!)
Bu çalışmayı izleyen bir yazıda da gene aynı meslektaşımla bir 'lise bitirme sınavı' (LBS) önermiştik. (2) Böyle bir sınavın konulmasının ortaöğretimin bütünlüğünü yeniden sağlanmasında hayati bir işlevi olacaktır ama bunun 'lise alan çeşitliliğinin' azaltılarak yalnızca fen-edebiyat benzeri, müfredat içeriklerinin aynı ama kapsamlarının yüzde 40-yüzde 60 kadar bir farklılıkla ayrılacak bir alanlaşmayla desteklenmesi gerekir.
Bu sınavın her yıl 500 bin kadar lise (ayrıca 300 bin kadar meslek lisesi) mezununa ülke çapında uygulanması söz konusu olduğundan gene 'test' şeklinde yapılması kaçınılmaz, ancak içeriğinin tüm lise müfredatını kapsaması, başarı ölçütünün mutlak olarak belirlenmesi (örneğin, toplam başarının en az yüzde 45, herhangi bir konudan başarının en az yüzde 35 olması istenmeli) şarttır.
Lise diploması ancak bu sınavda başarılı olanlara verilmeli ve diploma hakkı olmayanlar ÖSS'ye başvuramamalıdır. (LBS, başarısız olanlar için tekrarlanabilir, ancak bunlar ÖSS'ye artık ertesi yıl girebilirler.)
Lise müfredatı, diyelim nisan sonunda tamamlanacak gibi hazırlanır, LBS 15 Mayıs'ta yapılırsa, ÖSS 15 Haziran'da yapılabilir (ÖSS başvuruları daha önce de yapılabilir, işlemler her aday için yürütülür, ancak giriş izni yalnız LBS'de başarılı olanlar için verilir). Böylece ÖSS'nin ortaöğretimin bütünlüğüne etkisi iyice azaltılmış olur.
Bu sürecin hazırlıkları yeni ders yılı başlayana kadar bitirilirse önümüzdeki yıl bile uygulamaya konulabilir (ancak, lise alan düzenlemeleri hemen yapılamayacağı için LBS'nin yapısı ve başarı saptanması 2006'ya özgü olarak müfredat çeşitliliğine göre yapılmalıdır). Yeniden sınava girmek isteyecek eski mezunlar ve diğer özel durumlar için de geçici ya da kalıcı çözümler kolaylıkla üretilebilir.
Bu arada bu yıl hemen uygulanabilecek -eğer lise alan çeşitliliği azaltılmazsa hep uygulanmak gereken- bir önerim var. Bilindiği gibi Ortaöğrenim Başarı Puanı'nın (OÖBP) hesaplanmasında adayın bitirdiği okulun tüm öğrencilerinin ortalama ÖSS puanı kullanılmaktadır. Ancak (isteksiz öğrenciler bir yana) mevcut alan çeşitliliğinden dolayı müfredatlarda hiç bulunmayan ya da çok az işlenen konular okul puanlarının her aday için düşmesine yol açmaktadır; oysa örneğin fen liselerinde adaylar tek tip olduğundan bu sorun olamamakta; hatta birçok kurum bu avantajdan yararlanmak için fen lisesi açmaktadır. Bu 'haksızlığı' gidermek için okul başarı puanları alanlara göre saptanmalı; yani, yabancı dil mezunlarının okul puanı kendi aralarında, Türkçe-matematik alanı mezunlarınınki de kendi aralarında saptanmalıdır vs...
Dahası lise bitirme ortalamalarının da alanlarına göre hesaplanması daha hakkaniyetli olacaktır.
Ali Nesin'e yanıt
Öte yandan dolaylı olarak başka bir konuya daha değinmek istiyorum.
17 Ekim 2004 tarihli Radikal'de 'Sıfırcı eğitimin ders kitapları' dizisinin ilk yazısında, değerli meslektaşım Ali Nesin matematik kitaplarını eleştirmekte ilke bakımından haklı olabilir, kitaplar belki kötüdür; ancak buna verdiği örnek pek de geçerli değil:
1- Her analiz/yüksek matematik (ya da özenti İngilizcesiyle 'calculus') kitabında 0/0 vb. formlar geçer ve bunlara 'belirsiz' ya da 'tanımsız' gibi adlar takılır. (Ben bunları 47 yıl önce lise ikinci sınıfta, ardından da, örneğin d'Hospital kuralıyla nasıl giderilebileceklerini öğrendim, tabii üniversitede de!) Prof. Nesin'in bu sürecin 'anlamsızlığını' kanıtlamaya çalışmasına pek anlam veremedim.
Matematiğin ciddiyetinin bilincinde olan her öğretmen 'sıfıra bölmeme ilkesini atlayarak 1 = 2 bulma' oyununu öğrencileri uyarmak için oynar. Ancak bu ilke eğer bölmenin 'pay'ında sonlu bir sayı varsa geçerlidir; ama pay sıfırsa durum işte 'belirsiz'dir.
2- Durum Ali Nesin'in dediği gibi olsa bile bunun değinilen başarısızlıkla ne yazık ki hiçbir gerçekçi ilişkisi yok; çünkü bunlar lise son müfredatı içinde olduğundan ÖSS'de sorulmadığı gibi, derslerde de hiç işlenmiyor, yerine ÖSS çalışmaları yapılıp duruluyor. (Bunun gibi organik kimya vb. birçok konu da aynı gerekçeyle öğretilmiyor liselerdeki en modern müfredata sahip biyoloji dersi kimyadan hiç destek alamıyor.)
Başarısızlığın bence iki temel sebebi var:
1- Öğretmenler lise 1'den, hatta -LGS (Lise Giriş Sınavı) bahanesiyle ortaokuldan başlayarak ÖSS tarzı örnekler yaparak öğretim değil eğitim yaptıklarından kendi nitelikleri pek önem kazanmıyor, yani iyi öğretmenle kötü öğretmen arasındaki fark pek belli olmuyor.
2- Özellikle lise 1. sınıfın ilk dönem müfredatı, ileride matematik öğrenimi görmeyecek olanlar için büyük ölçüde gereksiz bir içeriğe sahip. Burada öğrenilenler daha sonra öğrenilecek matematik derslerinde de diğer ilgili derslerde de hiç kullanılmayan konuları içerdiğinden tam anlamıyla sindirilemiyor ve çoğu öğrenciyi matematikten iyice soğutmaktadır.
İşte yukarıda önerdiğim uygulamaya geçilmesi -müfredat düzenlemelerinin de yardımıyla- bu soruna da çözüm olabilir.
R. Ömür Akyüz: Fizik profesörü, Yeditepe ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi, Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı
1) R. Ö. Akyüz, H. Beker: '1984 ÖYS Sonuçları ve Ortaöğretimdeki Eğitim Düzeyi Hakkında Bazı Gözlemler', Çağdaş Fizik 17 (1985) 20
2) R. Ö. Akyüz, H. Beker: 'Ortaöğretim Reformu ve Lise Başarı Sınavı' Çağdaş Fizik 17 (1985) 44.