Özbekistan gerçekleri

Türk cumhuriyetlerinin nüfusu en kalabalık olan Özbekistan'daki kanlı olaylar hem ülke hem de bölge için önemli ipuçları içermekte ve gelecek hakkında bizlere çeşitli senaryolar önerecek konumdadır.
Haber: SÜREYYA YİĞİT / Arşivi
YAŞAR SARI / Arşivi

Türk cumhuriyetlerinin nüfusu en kalabalık olan Özbekistan'daki kanlı olaylar hem ülke hem de bölge için önemli ipuçları içermekte ve gelecek hakkında bizlere çeşitli senaryolar önerecek konumdadır. Son günlerde meydana gelen Andican'daki olayların nedenlerini altı yönden açıklamak mümkündür.
Güç odakları: Klanlar
Ülke üç güç odağına bölünmüştür: Semerkant, Taşkent ve Fergana Vadisi. Vadideki en kalabalık ve sanayileşmiş şehir Andican'dır. Özbekistan'da her caddede göreceğiniz Daewoo marka arabalar Andican'daki Uz-Daewoo Otomobil Fabrikası'nda imal ve monte edilmektedir. Fergana Vadisi'nin geleneksel muhafazakârlığı Andican'da da eser. Kerimov ve çeşitli Batılı yazarlar bu bölgeyi İslami köktenciliğin vatanı olarak görür. Halbuki Andican'da sinagogların ve kiliselerin varlıklarından hiç bahsetmezler. Halkın, inancına bağlı olması Kerimov'un gözünde ve dilinde İslami terörle eşanlamlı. Bu tutumun temel nedeni de dış desteği arkasına alabilmek.
Söz konusu üç coğrafi güç odağı ülke yönetimini elde tutmak için rekabet eden aileler ve ittifakların oluşturduğu klanların denetimindedir. Fergana'nın 1980'lerin başında pamuk skandalının ortaya çıkmasıyla, dönemin Sovyet liderleri Andropov ve Gorbaçov tarafından yapılan temizlik sonucu başta dönemin Özbek Komünist Parti Sekreteri Raşidov olmak üzere iktidarı kontrol eden Fergana klanı temizlendi. Bu da Kerimov gibi Fergana'dan gelmeyen komünist partisi üyelerine iktidar yolunu açmıştır. Kerimov aslen Semerkant klanından olup 15 senedir ustalık ve kurnazlıkla, başa güreşen üç klanı da dengeledi. Andican olayları, Ferganalıların bu dengenden rahatsızlığını ortaya koydu.
Rejim
İkinci mühim nokta Özbekistan'daki siyasi rejimin anayasal olarak demokratik ve laik olmasıdır. Fakat ülke sıkı totaliter bir yönetim altındadır. Bununla birlikte Orta Asya ülkeleri ile karşılastırıldığında Özbekistan, özellikle Fergana Vadisi, dini hayatın en yoğun yaşandığı yerdir. Fakat bu Batı basınının ve Özbekistan hükümetinin iddia ettiği gibi militan tarzdan daha çok geleneklerle bütünleşmiş Özbek mahalle hayatının ve kimliğinin bir parçası olarak karşımıza çıkar.
Şunu da ifade etmek gerekir ki, bu satırların yazarları iki sene boyunca zaman zaman Andican'daki üniversitelerde öğretim üyeliği yaparken şehirde ne bir kere ezan sesi duydu ne de gerçek demokratik siyasi katılıma şahit olabildi. Halk her ne kadar iktidardan şikâyetçi olsa bile bunu açık dille ortaya getirememekte. Bunun sebebi de gayet basit: baskı. Baskı gerek polis, gerekse gizli polis tarafından uygulanmakta. Yönetim, özgürlüğü bu kadar kısıtladığı için ve inanç hürriyetini bir milli tehdit olarak algıladığından ötürü toplumda çatlamalar kaçınılmaz olmuştur. Halkın tepkisi zaman zaman Andican'da gözlendiği gibi şiddete dönüşmüştür.
Özbekistan'da yürütme tamamen cumhurbaşkanı tarafından kontrol edilmekte, başbakan, bakanlar ve bölge valileri bizzat cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Özbek Büyük Meclisi çift kamaralıdır. Meclis'te bulunan partilerin hemen hepsi Kerimov'un kontrolündedir. Zaten Meclis'teki en büyük parti olan Demokratik Halk Partisi, Özbekistan'ın bağımsızlığı ilan ettiği 1991'de bir gecede Komünist Partisi'nin dönüştürülmesinden meydana gelmiştir.
Kerimov'un özgeçmişi hükümetin idaresi konusunda epey ışık tutacak niteliktedir. Kendisi sessiz sedasız Komünist Partisi içinde yavaş yavaş yükseldi. İlk önce Özbek Bakanlar Kurulu'nda yer aldı ve 1989'da Özbek Komünist Partisi'nin liderliğine getirildi. Moskova'nın en güvendiği parti üyelerinden birisiydi. Gorbaçov'in glasnost ve perestroikası kendisi için hiç de imrenilecek ve faydalı program değildi, eski hantal baskıcı komünist rejim denenmiş ve kabul edilmiş bir yönetim tarzıydı ve müdafaa edilmesi gerekiyordu. Sovyetler Birliği'nin geleceği konusunda yapılan Mart 1991 referendumunda Özbek halkına telkin üzerine telkinde bulunarak Sovyetler'siz bir dünyanın felaket olacağını anlattı ve referendumda halk SSCB'nin devamını ezici bir çoğunlukla kabul etti. Sadece birkaç ay sonra Moskova'daki agustos darbe girişiminden sonra Sovyetler Birliği'nin dağılması kaçınılmaz olunca da Özbekistan bağımsızlığını ilan edecekti ve tabii bu konuda da önder Kerimov'un ta kendisi oldu.
Özbek tarih kitaplarında bu gerçeği ve Kerimov'un icraat ve demeçlerini bulmak imkânsızdır.
Liderlik ve propaganda
Üçüncü olarak liderlik kavramına değinmek gerekecek. Aslında Özbekistan dediğimiz zaman ne büyük şehirlerden bahsetmek gerekir, ne etnik yapılar ve kabilelerden, ne de iktisadi sıkıntılar ve siyasi politikalardan. Bugünkü rejim ve yönetimi Kerimov ile eşanlamlı olarak algılanmak lazım. Ülkenin dört bir yanı demir perdelerle örtülmemiştir ama cumhurbaşkanının dev posterlerini en ücra köşelerde görmek mümkün. Gerek şehirlerdeki büyük apartmanların tepesinde gerekse köy yollarının etrafında Kerimov halkına önderlik eder. Özbek halkı her yerde sözlerini, cümlelerini okuyor.
Kerimov'un yazdığı bir düzine kadar kitap üniversitelerde ders kitabı olarak zorunlu olarak okutulur ve sınavlarda başarısız olanlar mezun olamaz. Özbekistan'da tüm eğitim ve iletişim Kerimov'un elinde ve kendisini yüceltmekte. Nerede ise megaloman düzeyine erişen liderlik vurgusu da halkı bezdiren bir unsur.
Atamalar
Dördüncü etken Kerimov hiçbir şekilde bir siyasi rakibin ortaya çıkmasına izin vermiyor. Bunun en belirgin örneklerinden biri bölge valileriyle ilgilidir. Ne kadar başarılı olursa olsunlar, ki bu Kerimov için bir tehdit unsurudur, her vali birkaç sene sonra işinden alınır ve yenisi yerine tayin olur. Hiçbir şahsın bir bölgede sivrilmesine izin verilmez.
Ekonomi
Beşinci olarak, bağımsızlıktan sonra piyasa ekonomisinden olabildiğince uzak durmasından dolayı Özbekistan'da gerileme süreci hızlandıkça hızlandı. 2002'de ülke ekonomisini koruma amacıyla çok yüksek gümrük vergileri uygulanınca halk günlük eşyaları bile satın almakta güçlükler çekti. Anneler babalar çocuklarına pabuç bulamadı, tüm sanayi mallarının yedek parçaları karaborsaya düştü ve ticarete ağır bir darbe vuruldu.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası da insan hakları ihlallerini sebep göstererek tüm kredileri kestikten sonra, hiç istemeyerek de olsa Özbek para birimi Som konvertibiliteye geçti. Geçen ay Kerimov devam eden ekonomik krizi rahatlatmak amacıyla yabancı sermayeyi ülkesine çekmek için yeni kanunlar ve teşvikleri yürürlüğe soktu. Andican'daki isyanı ekonomik sıkıntılar ışığında irdelediğimiz zaman halkın neden Kerimov yönetimine başkaldırdığını daha iyi anlayabiliriz.
Dış dünya
Altıncı olarak, Kerimov'un uluslararası akımları yakından takip ettiğini ve iyi bir şekilde analiz ettiğini eğitim ve araştırma ve sivil toplum kuruluşları (STK) konusunda görmek mümkündür. Gürcistan'daki Gül İhtilali'nden sonra Özbekistan'daki tüm yabancı STK'lara yeni kısıtlamalar getirilmiş, en tehlikeli olarak görülenler sınır dışı edilmiş ve ülke giderek dünyaya kapanmıştır. Kendisince asıl tehlike, diş dünyanın yaratacağı bir cumhurbaskanı alternatifidir.
Karşı şehrinde Orta Asya'nın belki de en muhim Amerikan hava üssü var. Kaide'ye ve Taliban'a karşı askeri hareket buradan yürütüldü. ABD Kerimov'a desteğini sürdürmekte ve insan hakları ihlallerine göz yummakta. Teröre karsı mücadelede en ön safhada yer alan Özbekistan dahili demokratikleşme hareketlerini her zaman İslami terörün başkaldırısı olarak niteledi ve müttefiklerine bunu inandırmaya çaba gösterdi.
Andican olaylarının ardından televizyondan yayımlanan basın toplantısında Kerimov Hizb'ut Tahrir gibi Orta Asya'da halifelik devleti kurma eğiliminde olan grupların öncülük yaptığını ve diş dünyadan kaynaklanmış bir girişim olduğunu savunmuştur. Temelde bölgede aktif olduğu söylenen Hizb'ut Tahrir varlığı ise Özbek hükümetinin baskıları sonucu belirli sayıda gencin baskılara karşı koymak için örgütlenmesinden ortaya çıkmıştır. Örgüt şiddet kullanmadan Özbek hükümetini devirmek amacını gütmekte. Andican'daki ayaklanmada dış destek olabilir ama iç etkenler daha ağır basmakta.
Tabii halkın iktidara tepkisini kullanan ve silahlı eyleme götüren dışarıdan destekli örgütler de ortaya çıktı. Bu örgütlerin en bilineni ise Özbekistan İslam Hareketi. Bu örgütün Kaide ve Taliban rejiminden yardım aldığı, örgütün Cuma Namangani ve Tahir Yuldaşev gibi genç liderleri olduğu bilinmekte. 1999'da Tacikistan ve Kirgizistan üzerinden Özbekistan'a saldırdıkları, Amerikalı dağcılar ile Japon jeologları esir aldıkları ve son olarak da Amerika'nın Taliban rejimini yıkmak için Afganistan'ı bombalarken, Kasım 2001'de Namangani'de olduğu ve Tahir Yuldaşev ise son olarak geçen yıl Pakistan'da Pakistan kuvvetlerinin kuşatmasından kurtulduğu da malum. Ayrıca 1999'da Kerimov'a suikast teşebbüsü, geçen sene Taşkent ve Buhara'daki bombalı eylemler bunların iki örneğini teşkil etmektedir. Yalnız şunu da burada belirtmek gerekir ki, gerek Özbekistan İslam Hareketi ve gerekse Hizb'ut Tahrir gibi örgütlerin Özbek halkı tarafından geniş olarak desteklenmediğini söyleyebiliriz.
Güç kullanımı
Son olarak, Kerimov'un bir özelliği Andican'da açıkça görüldü. Halk siyasi suçluları güç kullanarak kurtardığında Cumhurbaşkanı da kendi halkının kanını dökmekten hiç sakınca duymayan bir liderlik vasfını sergiledi. Unutulmaması gerekir ki iki ay önce komşu Kırgızların isyanı başladığında Kerimov, meslektaşı Askar Akayev'e isyanı kurşunlarla durdurmasını telkin etti. Ayrıca Kerimov, Akayev'in ülkesini terk ederek isyancılara yeşil ışık yaktığını söyledi. Bu yüzden, Özbekistan'da şu anda devrim söz konusu değildir, çünkü Kerimov ve onunla beraber hareket eden ve emrinde olan üst kademeler makamlarını terk etme niyetinde değildirler. Elde ettiklerini kendi halklarının kanları pahasına korumaya devam etmekteler.
İngiltere'nin eski Özbekistan Büyükelçisi Craig Murray'e göre Özbek yönetimi dünyada insan haklarını en fazla ihlal eden rejimlerinden biri. Uluslararası örgütlerin raporlarından binlerce kişinin ve ailelerinin haksız yere tutuklandığı, yaygın olarak işkence metotları kullanıldığı ifade edilmektedir. İskence metodlarından biri de siyasi suçluları kaynayan kazanların içine atmak. Öyle görülüyor ki otoriter Özbek iktidarı bu sefer Andican engelini aşmıştır ama gelecekte buna benzer olayların cereyan etmesi de kuvvetli bir olasılıktır.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, mevcut rejimin en küçük bir muhalefete ve kendi kontrolleri dışındaki siyasi gelişmelere izin vermediğini, sosyoekonomik durumu iyileştirmede yapılan çalışmaların başarısızlığı, işsizliğin, özellikle nüfusun yoğun ve genç olduğu Fergana Vadisi'nde, yaygın olması, yolsuzluğun devletin bütün kurumlarında olması (Transparency International raporlarına göre Özbekistan yolsuzluk ile mücadele konusunda son sıralarda yer almaktadır) ve iktidarın az sayıda ve belirli bölgelerin (Semerkand ve Taşkent) grupları tarafından kontrol edilmesi, muhalefet hareketlerine getirilen kısıtlamalar ve son olarak da Kerimov'un iktidarını korumak için güç kullanmaktan çekinmemesi Andican'daki olayların çıkmasına sebep olmuştur. (ABD'deki Cambridge Üniversitesi'nde doktora yapıyor/ABD'deki Virginia Üniversitesi'nde doktora yapıyor, Radikal'e özel)