Papa, Avrupa, Türkiye

Bir Papa anısı. Vatikan, 1 Mayıs 2000. Dönemin TÜSİAD başkanı Erkut Yücaoğlu ve yardımcısı Aldo Kaslowski ile görkemli bir taht odasındayız. Avrupa özel sektörü temsilcisi UNICE heyetine Türkiye'den de katılım olması dikkat çeken bir simge.
Haber: BAHADIR KALEAĞASI / Arşivi

BRÜKSEL - Bir Papa anısı. Vatikan, 1 Mayıs 2000. Dönemin TÜSİAD başkanı Erkut Yücaoğlu ve yardımcısı Aldo Kaslowski ile görkemli bir taht odasındayız. Avrupa özel sektörü temsilcisi UNICE heyetine Türkiye'den de katılım olması dikkat çeken bir simge.
Bitkin fakat zihinsel yoğunluğu güçlü bir Papa II. Jean Paul giriyor salona. Genel bir konuşmadan sonra herkesle el sıkışıyor, sohbet ediyor. Türkiye hakkında da, dinler arası hoşgörü ve AB üyeliği yolunda kararlılık mesajlarını alıyor. Vatikan gözlemleri değişik boyutlarda:
1. Gelenek: Saraya, kökü yüzyıllar ötesine dayalı törensel bir hava tüm dış göstergeleri ile hâkim. Ortaçağ tasarımı üniformalarıyla İsviçreli özel muhafız alayı, farklı giysileriyle kilise hiyerarşisi, tablolar, mobilyalar, heykeller ...
2. Kutsallık: Her nesnede, sözde, harekette, güncel yaşamın ötesinde olağanüstü bir hava oluşturma çabası var. Özellikle Papa'nın etrafında yoğunlaşan bu kutsal atmosfere çok önem veriliyor.
3. Devlet: Nüfus 920, alan 0.44 km2. Papalar İtalya'nın 1871'de birleşmesine kadar geniş toprakları yönetti. Vatikan 1929'da İtalya ile anlaşarak özel statülü bağımsız bir toprak parçacığı oldu. Kâğıt üzerinde 1 milyar Katoliğin bağlı olduğu kiliseleri yöneten, ruhani bir egemenlik yarattı. Vatikan, devlet olma niteliğine çok önem veriyor.
Papanın etrafındaki kardinaller ve diğerleri aynı zamanda devlet yetkilileri; dışişleri bakanı, hazine müsteşarı, emniyet müdürü...
4. Finans: Sistemin işlemesi için kiliselerin mali katkıları önemli. Cemaati canlı tutmak gerekiyor. Vatikan'ın yatırımları ve banka ilişkileri derin. Ayrıca her yıl milyonlarca ziyaretçinin müze, hatıralık eşya, basılı malzeme gibi meraklarına dayanan bir pazarlama modeli var II. Jean Paul'un 22 yıllık hükümranlığından sonra yeni Papa'nın seçimi çok farklı bir ortamda gerçekleşti. Soğuk Savaş'ın bitmesinde rol oynadığı kabul edilen, uluslararası iletişim gücü yüksek, Katolik dünyada kutsallığını pekiştirmiş bir Papa'dan sonra göreve gelmek kolay değil. Buna bir de küresel iletişim ortamı etkeni ekleniyor. Sınırlar ötesi televizyon ve internet kaynaklı bilgi çağında, tüm adaylar kamuoyunun gözü önündeydi. Geçmişleri, kişilikleri ve düşünceleri ile Papa kutsal kimliğine bürünemeden tanındılar. Papa'nın yine bir Avrupalı olarak, Avrupa politikasında ne derecede etkili olacağını izlemek gerek. Evlilik dışı ilişkiler, doğum kontrolü, boşanma, eşcinseller, papazların evlenmesi ve kadın rahipler gibi konularda Kardinal Ratzinger, Avrupa'da son yüzyılda gelişen hoşgörülü ve bireysel tercihlere saygılı toplumsal eğilimlerin tam aksine bir tutum benimsiyordu. Türkiye'nin AB üyeliğine de karşıydı. Şimdi XVI. Benediktus olarak Papalık döneminde de Katolik dünya içinde bölücü veya itici etki dalgaları yaratması olasılığı var.
AB yetkililerinin ısrarla vurguladıkları gibi, Türkiye veya diğer konularda Papa'nın yetkisi yok. Fakat etkisi, kısmen de olsa söz konusu. Fransız devrimi sonrasında şekillenen Avrupa siyasetinde, dinsel referanslı Hıristiyan Demokrat ve Sosyal Katolik partilerin karşısında liberal, merkez sağ ve sol, komünist ve ekolojist partiler kararlılıkla mücadele etti. Kilise, devlet işlerinden koparıldı, Avrupa laikleşti.
Bugün Avrupa ülkelerinde Vatikan'ın imajı genelde olumlu fakat etkisi sınırlı. Dünyada yoğun ilgi toplayan Dan Brown'un 'Melekler ve Şeytanlar' ve 'Da Vinci Şifresi' romanları toplumsal bellekte iz bıraktı. Kilise bunları ciddiye aldı, karşı yayınlar yapıldı. AB yurttaşları arasında, ülkesine, sosyo-ekonomik grubuna ve kültürel kimliğine göre din temelli dünya görüşlerine farklı yaklaşımlar var. Örneğin, Louvain Katolik Üniversitesi'nde, öğrencilerin yalnızca yüzde 12'si Baba-Oğul-Tanrı'dan oluşan üçlü kutsallık öğretisine inanıyor. Papa'nın kusursuzluğuna inananlar ise yüzde 3.
XVI. Benediktus'un işi zor. Başlangıç noktası ise fena değil. Fransa'da halkın yüzde 51'i bu seçimden tatmin olduğunu açıklıyor. Bu ülkede kendini dinsel temelde tanımlayan bir siyasal parti yok. Fakat merkez sağ ve sol içinde eski Katolik siyasal akımların mirasçısı kanatlar var. Toplumsal ve ekonomik tıkanıklıkların sarstığı Fransa'da, Türkiye gibi suiistimali kolay konularda Papa etkeni olumsuzlukları derinleştirebilir. Diğer yandan, laik geleneğin ve akılcı düşüncenin ülkesinde, buna karşı tepkilerin Türkiye dosyasına izdüşümleri yapıcı da olabilir.
Eski Münih Başpispokosu'nun Papa olması değişik yankılar uyandırdı. Bir zamanlar Katolik dünyanın merkezinde Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu egemendi. Son Alman Papa 1057'de ölen II. Viktor oldu. Martin Luther'in reform hareketi ve Protestanlığın doğuşu sonrasında, 2005'e dek Papalık tahtına bir Alman oturamadı. Almanya topraklarında ise, Aydınlanma dönemi Kant, Hegel ve Goethe gibi Protestanlarla ilerledi. Prusyalı Bismarck'ın 1871'de Almanya'yı birleştirmesi sonrasında, gerici olarak nitelenen Alman Katolikliği'ne karşı modernleşme ve laikleşme hareketi başladı (Kulturkampf).
Alman Protestanları ile Katolikleri ekümenik bir ortaklığı tartışıyor. Protestanların referans noktası Aydınlanma felsefesi. Kant'ın Tanrı ile aklı buluşturan sentezinin, İslamcı ve ABD'de gibi Hıristiyan köktenciliğe karşı en etkili dayanak noktası olduğunu düşünüyorlar. Katolikler henüz bu yönde adım atmaya hazır görüntüsü vermiyor. Kardinal Ratzinger de bu konularda hep muhafazakâr bir çizgi izlemişti.
Yeni Papa açıklandığında Alman politikacılar olumlu tepkiler verdi. Bunlar arasında Katolik Bavyera'nın Başbakanı Edmund Stoiber ile Protestan olmasına rağmen Ratzinger'e yakın duran Hıristiyan Demokrat lider Angela Merkel'in sevinci, siyasi kaderlerinde yeni bir fırsat umudunu da yansıtıyor. 83 milyon Almanya yurttaşının 52 milyonu kendini Hıristiyan olarak tanımlıyor ve kilise vergisi veriyor. Bunların aşağı yukarı yarısı Katolik, yarısı Protestan. Alman toplumunun Papa'nın görüşlerini ne derecede kendi siyasal tercihlerinde etkili kılacağı önemli. Türkiye ve göçmenler gibi konularda akıl mı, yoksa yobazlık mı baskın çıkacak sorusu odak noktası olacak.
Diğer Katolik AB ülkelerinde de bir Papa etkeni olacaktır. Belki, Avusturya, Polonya ve İtalya'da Türkiye dosyası ile etkileşimler gözlemlenebilir. Bunların Türkiye'nin AB üyeliği sürecine etkisini ölçmek zamanla olası. Yeni Papa'nın tarihe bir barış adamı mı, yoksa halklar arası nifak tohumcusu olarak mı geçeceği sorusu açık.