Papadopulos haklı Papandreu haksız

Kıbrıs konusu zor ve hassas bir aşamaya girmiş bulunuyor. Karamanlis ile Papadopulos arasında gelecek perşembe günü yapılacak olağanüstü görüşme, durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
Haber: YORGOS PAPATHANASOPULOS / Arşivi

Kıbrıs konusu zor ve hassas bir aşamaya girmiş bulunuyor. Karamanlis ile Papadopulos arasında gelecek perşembe günü yapılacak olağanüstü görüşme, durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
Kıbrıs Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in dediği gibi, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki işbirliğinin 'sabit ve gıpta edilecek' düzeyde olması, Hellenizm'in çıkarınadır. Bugün durum öyle bir aşamada bulunuyor ki, herhangi bir hata çok pahalıya mal olacak. Amatörlükler ve ucuz istismar marjları yok. Papandreu tarafından geçen pazar günü yapılan Kıbrıs konusuna ilişkin açıklamanın kalitesi de o kadar düşüktü ki, sadece bir şeyler söylemek istediği, ancak diyecek bir şey bulamadığı düşünülebilir. Aksi halde, yıllarca Yunanistan'ın dış politika-sından sorumlu olan kişinin Kıbrıs'ta neler olduğundan haberi olmadığını düşüneceğiz.
Papandreu'nun açıklamasında, 'aralık AB zirvesinde hükümetin, bizi ilgilendiren konular bağlamında güvenilir bir çerçeve ve AB-Türkiye ilişkileri için bir yol haritası çizme fırsatını kaybettiğini' ve onun bu konu hakkında defalarca uyarılarda bulunduğunu söylediği hatırlatılır. Bu 'güvenilir çerçeve' hangisi ve Papandreu, Yunan halkına neden bunun hakkında bilgi vermiyor? Söylemiyor, çünkü aslında yok...
Papandreu'ya göre, Yunanistan ile Kıbrıs bugün, Türkiye'nin Avrupa yönelimini durdurtmak mı, yoksa 'olumsuz oldubittileri kabul ederek yönelimi desteklemek mi?' ikilemiyle karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Papandreu'nun yanlışı var. İkilem yeni değil. Onun döneminde de vardı, ancak göz ardı ediyordu, geçen aralıkta da vardı.
O dönemde de Yunanistan ile Kıbrıs veto haklarını kullansalardı, Batı dünyasının 'kara koyunları' olacaktı ya da Türkiye'nin 25 ülkeyle protokolü imzalaması gerekecekti.
PASOK lideri, hükümeti, 'diplomatik hareketlerini organize etmeye, belirli hedefler koymaya ve gelişmeleri seyirci gibi uzaktan izlememeye' davet etti. Kolayca söylenen, anlamsız, özsüz laflar. Papandreu'nun açıklamasında gerçekçi bir öneri, katkıda bulunacak bir şey yok. Kıbrıs konusuna ilişkin bugünkü durum, Helenizm'in büyük bir siyasi lideri olarak ortaya çıkmakta olan Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos'un haklı olduğunu gösteriyor. Kıbrıs Cumhuriyeti varlığını kaybetmedi, şimdi de Türkiye bu varlığı tanımaya davet ediliyor. Türkiye'nin, Zürih-Londra anlaşmasına imzasını atarak kabul ettiği ve tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti'nin var olmadığını öne sürmekte ve yok edilmesini talep etmekte olduğunun altı çizilmeli.
Ankara'nın politikası
Kıbrıs Cumhuriyeti'nden söz etmemek ve sadece 'Kıbrıs Rum Yönetimi'nden, aynı zamanda da 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' hakkında konuşmak Ankara'nın sabit politikasını oluşturuyor.
Aynı sabitlikte, Kıbrıs Cumhurbaşkanı 'Kıbrıslı Rum lider', işgal kesiminin başındaki ise 'KKTC Cumhurbaşkanı'dır. Papandreu'nun bunu bilmesi gerekir.
Ayrıca, PASOK liderinin, Annan Planı'nın -basit mantığa ve Hellenizm'in büyük çoğunluğuna karşı çıkarak ilerletmeye çalıştığı planın- temel şartlarından birinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dağılması, yerine güçsüz bir merkezi hükümet ile başkanı Kıbrıslı olmayan bir yürütme kurulu öngören muğlak bir devleti kurmak olduğunu bilmesi gerekir. Bugün Türkiye ve işgal kesiminin liderleri, Kıbrıs hükümetinin güçlü ve doğru tutumu sayesinde, ekim ayının arifesinde çok zor durumda bulunuyorlar.
Bu zorluğun bir belirtisini, işgal kesimindeki sözde devletin sözde Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in açıklaması oluşturuyor. Soyer, Kıbrıs Türk liderliğinin takındığı tavrı haklı göstermek için, Annan Planı'na olumlu oy verildikten sonra bir dizi olumlu gelişmenin kaydedildiğini söyledi ve olumlu gelişme olarak, Azerbaycan'dan işgal kesimine başlayan doğrudan uçak seferlerini gösterdi. Buna paralel olarak, Soyer, Kıbrıslı Türklerin savundukları tezler üzerinde ısrar etmeleri durumunda, amaçlarının olumlu sonuçlanacağını söyledi. Soyer'e göre, bu amaçlar, Annan Planı'nın içeriğinde yer alanlar ve Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın talep ettikleridir.
Soyer'e göre, Talat, 'adadaki iki milletin eşitliğine dayanan bir çözüm; başka bir ifadeyle yüzde 80'i oluşturan Kıbrıslı Rumların ve yüzde 20'yi oluşturan Kıbrıslı Türkler ile Türk yerleşimcilerin eşitliğine dayanan bir çözüm istiyor. (Yunanistan'da yayımlanan Elefteros Tipos gazetesi, 14 Ağustos 2005)