Papadopulos'un yanlışı

Cumhurbaşkanı Papadopulos 7 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı Rum seçmenlere yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında...
Haber: HRİSTOFİS İKONOMİDİS / Arşivi

Cumhurbaşkanı Papadopulos 7 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı Rum seçmenlere yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planını 'güçlü bir hayır' yanıtıyla reddetmelerini tavsiye ederek şöyle söylüyordu: "Eğer bu planı reddederseniz, bu, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin tarafımızca yapılan son girişim olmayacaktır. Kıbrıs sorununun çözümü için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Hikâye, 1 Mayıs'ta sona ermiyor, çözüm konusunda girişimlerde bulunmaya devam edeceğiz."
Müzakereler hâlâ başlamadı
Halihazırda referandumun üzerinden 18 ay geçti, ancak müzakereler yeniden başlamadı ve Kıbrıs sorununun çözümü uzaklaşmaktadır. Sonuç olarak Türk işgal ordusu adadaki varlığını sürdürmekte ve güçlenmektedir. Ayrıca her iki tarafın gereksiz silahlanma harcamaları da artmaktadır. Müzakerelerin yeniden başlamasında zorluğun, Kıbrıs hükümetinin Annan Planı'nda dezavantajlar bulma çabasından kaynaklandığı görülmektedir. Oysa BM Güvenlik Konseyi 14 Nisan 2003 tarihinde aldığı 1475 sayılı kararla şunu onaylamıştır: "4. Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter'in 26 Şubat 2003 tarihli ve dikkatli bir şekilde dengeli olan planını, müzakerelerin yegâne temeli olarak desteklemekte ve bütün ilgili tarafları, Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesinde müzakere etmeye davet etmektedir. Taraflar planı, Genel Sekreter'in raporunun 144-151. paragraflarında anlatılan bütünsel bir çözümün bulunması için kullanmalıdırlar."
Planın iyi yönlerine odaklanalım
Bu paragraflar, Mart 2004'te İsviçre'nin Bürgenstock kentinde gerçekleştirilen müzakerelerin devamı için temel olarak kullanılmıştır ve sonuç olarak Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un ulusa sesleniş konuşmasında da itiraf ettiği üzere, "Beşinci Annan Planı, dördüncü ve üçüncü plandan daha iyidir."
Burada BM Şartı'nın 25. maddesine göre, küçük veya büyük bütün üyelerin sahip oldukları yükümlülüklerden bahsetmeliyiz: "BM'nin bütün üyeleri, Güvenlik Konseyi kararlarını kabul etmeye ve hayata geçirmeye uyar."
Papadopulos'un ulusa sesleniş konuşmasında yaptığı bir hata, seçmenlerine yukarıdaki yükümlülüğünden bahsetmemesiydi. Yani BM Şartı'nın yukarıdaki maddesini göz önünde bulundurmak ve referandumda 'Evet' demek zorunda olduklarını söylemedi. Eğer Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak Kıbrıs Türk tarafı ile müzakereleri yeniden başlatmayı gerçekten istiyorsak, Genel Sekreter'in planındaki 'iyi maddelere' odaklanmalıyız. Oysa Cumhurbaşkanı Papadopulos, ulusa sesleniş konuşmasında Genel Sekreter'in planındaki diğer maddelerle birlikte bu 'iyi maddelerin' de reddedilmesini istemiştir. Adanın askersizleştirilmesi böyle bir maddedir.
En önemli madde
1974'teki Türk işgalinden sonra Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin olarak yapılan bütün iki toplumlu görüşmelerde, ilk talebimiz, Türk işgal ordusunun adadan gitmesiydi. Genel Sekreter, bu haklı talebimizi tatmin edebilmek için, aşağıda da göreceğimiz gibi planında adanın askersizleştirilmesini öneriyordu. Ancak Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, 'güçlü hayır' yanıtıyla, seçmenlerini planın bu iyi noktalarını da dolaylı yoldan reddetmeye sürükledi. Bu nedenle şunu öneriyorum: Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin önümüzdeki müzakerelerde başlıca talebimiz, adanın, Annan Planı'nın 8. maddesinin de belirlediği şekilde askersizleştirilmesi olmalıdır.
Madde 8: Askersizleştirme
a) Garanti Antlaşması, işbu Anlaşmanın ve Anayasanın oluşturduğu yeni durumda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, güvenliği ve anayasal düzeni yanında, parça devletlerin de toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasal düzenini kapsayacak;
b) Yunan ve Türk birliklerinin, sırasıyla Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk devletlerinde İttifak Anlaşması doğrultusunda şu şekilde konuşlandırılmasına izin verilecek:

  • Her birliğin sayısı, 2011 yılına kadar tüm rütbeler dahil olmak üzere 6 bini aşmayacak,
  • Her birliğin sayısı, 2018 yılına kadar veya Türkiye AB'ye üye olana kadar tüm rütbeler dahil olmak üzere 3 bini aşmayacak,
  • Yunan birliğinin sayısı, tüm rütbeler dahil olmak üzere 950'yi, Türk birliğinin sayısı da tüm rütbeler dahil olmak üzere 650'yi aşmayacak ve bu birliklerin adadan tamamıyla ayrılmaları için konu, üç yıl sonra yeniden gözden geçirilecek.
    c) Türk ve Yunan kuvvetleri ile silahları, uzlaşmaya varılacak yerlerde konuşlandırılacak ve uzlaşmaya varılan seviyeye getirilecek. Uzlaşmaya varılan seviyenin üstündeki kuvvetler ve silahlar geri çekilecek.
    d) Bu Anlaşmanın uygulanmasını izlemek için bir BM Barış Gücü oluşturulacak. Bu güç, Anlaşma hükümlerine uyumu sağlamak için mümkün olan bütün çabayı sarf ederek güvenli bir ortamın idamesine katkıda bulunacak. Bu güç, her iki parça devletin onayıyla, federal hükümet tarafından aksine bir karar alınıncaya kadar adada kalacak.
    Türk tarafının tutumu
    Yukarıdan da anlaşıldığı üzere askersizleştirmenin uygulanabilmesi için, gerek Yunan Hükümetinin, gerekse Türk hükümetinin, Madde 8'in 'b' bendinde belirtilen askeri birliklerini Kıbrıs'a göndermeleri gerekmektedir. Açıkçası henüz daha BM Genel Sekreteri bu öneriyi yapmadan bunu kabul ettiler. Şimdi de Genel Sekreter'in talep etmesi halinde bunu yapmayı reddetmeyeceklerini umut ediyoruz. Kıbrıs Türk tarafı, Genel Sekreter'in askersizleştirme önerisi de dahil olmak üzere Annan Planı'nı tamamıyla onaylamıştır. Gerek Kıbrıs Türk tarafının, gerekse Türkiye hükümetinin sözünün eri olabilmeleri için, yukarıdaki öneriyi reddetmemeleri gerekir. Ancak Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin karşılıklı anlaşmayı hedef alacak kendi önerilerini yapma hakları var. Onların önerilerinin neler olacağını belirleme hakkımız yoktur, ancak her iki tarafın 'iyi niyetiyle' yapılması gereken yeni müzakerelerin bir parçası olarak bu önerileri tartışma hakkımız var. (Rum gazetesi, ekonomist-tarihçi, 1 Kasım 2005)