Peki ya İsrail ve Amerika?

Batılı gazeteler ve televizyonlar, Hariri suikastının ardından Lübnan'ı saran ve Ömer Kerami hükümetini deviren halk gösterileri üzerinde odaklanmış makale ve programlara geniş yer ayırıyor.
Haber: ABDULBARİ ATWAN / Arşivi

Batılı gazeteler ve televizyonlar, Hariri suikastının ardından Lübnan'ı saran ve Ömer Kerami hükümetini deviren halk gösterileri üzerinde odaklanmış makale ve programlara geniş yer ayırıyor. Batı medyası, bu gelişmeyi Irak'taki Amerikan askeri müdahalesinin sayesinde gerçekleşen demokratik bir kazanım olarak görüyor.
Batılı ve özellikle de Amerikalı yorumcular, ABD yönetiminin ikinci döneminde Arap bölgesinde gerçekleştirdiği başarılara örnek vermekte adeta yarış içerisinde. Yorumlarda Irak, Filistin, Afganistan, Suudi Arabistan'da yapılan seçimler ve Lübnan'daki halk ayaklanması öne çıkarılıyor.
Irak başka, Lübnan başka
'Lübnan baharı' ile 'Irak baharı' arasında karşılaştırma yapmak, her iki ülke ve deneyim arasındaki farklılık sebebiyle pek isabetli değil. Lübnan'da halk ayaklanması patlak vermesine Irak'taki işgalin yol açtığı iddiası ise safsatadan ibaret. Zira Lübnan'daki halk hareketlenmesi, yıllara uzanan eşsiz bir demokratik deneyimin sonucu. İç savaşın etkisiyle bu deneyim yıllarca yolundan saptırılmıştı. Bunun yanı sıra Lübnan'da seçilmiş bir parlamento ve özgür bir basın var. Irak'taki 'Amerikan demokrasisi' ise savaş ve işgalle dayatılmış olup 100 bin Iraklı şehidin cesetleri üzerine kurulu.
Evet, Irak 50 yıldan bu yana türü itibarıyla bir ilk olarak seçimlere sahne oldu ancak bu seçimler, işgal altında yapıldı ve seçimleri de işgal tanklarının sırtında ülkeye gelenler kazandı. Irak halkının oy kullandığı seçimler sadece rakamlar ortaya çıkardı. Sonuçların açıklanmasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen daha parlamento üyelerinin isimleri dahi bilinmiyor. Bu halk, hükümeti hangi partilerin kuracağını ve hükümette kimlerin yer alacağını öğrenmek için kim bilir daha ne kadar bekleyecek...
Bölgedeki Amerikan demokrasi modelini gündeme taşıyanların methiyeler düzdüğü bir başka seçim, yani işgal altındaki Filistin seçimleri de koşullar ve sonuçlar açısından Irak seçimlerinden pek de farklı değil. Zira başkanlık seçimlerini kazanan isim ABD'nin adayıydı zaten. Abbas'la Irak seçimlerini kazananlar arasındaki tek farklılık Abbas'ın Oslo anlaşmalarının sırtında Gazze'ye gelmesidir ki aslında o anlaşmaların da
Amerikan tanklarından pek farkı yok.
Irak'taki Amerikan işgali bölgeye demokrasi getirmedi. Sadece direnişin fitilini ateşledi, Arapları, ABD'den iğrenti duyulması ve onun şaibeli demokrasisinin reddedilmesi noktasında birleştirdi. Çünkü bu demokrasi bölgedeki Amerikan planlarının şu iki önemli ayağına hizmet için tasarlanmış bir demokrasi: İlki petrol kaynaklarına direkt hâkim olmak, fiyatları ve uzantıları üzerinde tahakküm kurmak. İkincisi ise İbrani devletini askeri açıdan, nükleer tersaneyle takviye edilmiş bir güç olarak korumak.
Mısır benzeri görülmemiş bir kaynama halinde. Mübarek'in anayasa değişikliğine giderek çok adaylı başkanlık seçimlerine izin verip halkçı taleplere boyun eğmesi, Amerikan yönetiminin baskıyla kendi demokratik projelerini işleve koyma girişimi.
Konserve demokrasi olmaz
Arap halklarının arzuladığı demokrasi, Bush yönetiminin istediği 'konserve' demokrasisi değil. Amerikan yönetimi Lübnan'daki on binlerce göstericinin, bölgedeki İsrail belasını desteklediklerini ve Irak'taki Amerikan işgaline arka çıktıklarını düşünüyorsa şayet hata eder.
Onlar aşağılayıcı biçimde en küçük işlerine dahi müdahale eden Suriye istihbarat organlarına karşı ayaklandı.
Suudi Arabistan, Mısır ve daha küçük ölçekte Suriye'de başlayan reform hareketleri, geçen 30 yıl boyunca ABD tarafından desteklenmiş entrikacı diktatör rejimlerine, Irak'taki Amerikan işgaline, Filistin'deki İsrail katliamlarına duyulan tepkilerin sonucu. Bu yüzden Suudi Arabistan ve Mısır rejimlerinin Suriye'yi kurtarma kisvesi altında Lübnan'daki halk ayaklanmasının çembere alınması için acele etmeleri tuhaf ve sürpriz değil. Ki böylelikle bu olgunun bulaşıcılığı, Riyad ve Kahire'ye taşınmasın, yolsuzluk ve diktatörlüğün ilk domino taşının yıkılışının başlangıcı olmasın.
Mısır örneği
Amerikan yönetimi, Lübnan'daki halk ayaklanmasını bölgedeki projeleriyle ilintili kılarak deforme etmekte aslında. Tıpkı Mısır yönetiminin hapishanelerinde şu an tutuklu bulunan Mısırlı muhalif Eymen Nur sorununu öne çıkarıp baş gösteren halk ayaklanmasını sabote etmeye çalıştığı gibi.
Eymen Nur'un serbest bırakılması talebi, öncelikle Mısır sokaklarından geldi. Tıpkı Riyad cezaevlerinde tutuklu Suudi reformistlerin salıverilmesi talebinin geldiği gibi. İroni, Rice'ın ve bütün Amerikalı sözcülerin, bu Suudi reformistlerin salıverilmesi talebinde bulunmamaları, aksine katılımın yüzde 6'yı geçmemesine rağmen Suudi Arabistan'daki belediye seçimlerini kutlamaları ve bunu demokratik reform yolunda bir adım olarak görmeleri!
Değişim erteleniyor
Suudi veliahtı Prens Abdullah, Suriye'den, Lübnan'dan süratle çekilmesini istedi. Aynı çağrıyı Mübarek de yaptı ve sanki bizler Saddam Hüseyin zamanındaki Irak tiyatrosunun şimdi de Suriye'de tekrarlandığını görür gibiyiz. Nasihatler ve nasihatlerden başka hiçbir şey yok... Önemli olan hayatta kalmak. Değişim hep erteleniyor. Çünkü rejimlerin öncelikleri başka.
Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesi Irak'ın Kuveyt'ten çekilmesi gibi olacak. Yani Şam'daki rejimin yıkılmasıyla ancak son bulacak uzun Amerikan talepleri dizisinin başlangıcı olacak. Çekilme sonrası Hizbullah'ın silahının alınması talebi gelecek. Ardından Hariri suikastına karıştıkları suçlamasıyla Suriye güvenlik organları üst düzey yetkililerin Amerikan mahkemesine veya uluslararası bir mahkemeye sunulması. Sonrasında ise 'toplu mezarlar' konusunun açılması ve nihayetinde demokratik reformlara başlanması!
Umulur ki Lübnan muhalefeti, Lübnan, Suriye ve bütün bir bölge için çizilen planın içyüzünü iyi anlar, ABD'nin elinde maşa ve onun bölgedeki politikalarına hizmet için bir truva atı olmayı reddeder. Ulusal halkçı ayaklanmanın, diktatör rejimleri devirme, Amerikan hegemonyası ve zillet projelerine karşı koyacak meşru rejimler kurma amaçlı olmasını arzuluyoruz. Hem Suriye işgaline hem de daha güçlü biçimde İsrail ve Amerikan işgaline 'Hayır' demeli bu ayaklanma. (Londra'da yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 4 Mart 2005)