Portre: PUTİN'İN TÜRKİYE ZİYARETİ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ziyareti için 'deja vu' tanımlaması yapılması çok da zorlama olmaz. Çünkü bu ziyaret aslında 1-2 Eylül'de yaşandı: Karşılıklı mesajlar verildi, beklentiler açıklandı. Beslan katliamı nedeniyle üç ay ertelenen ziyarette, imzalanacak anlaşmalar biliniyor...
Haber: SUAT TAŞPINAR / Arşivi
SERKAN DEMİRTAŞ / Arşivi

Avrasya hattında yeni ortaklık
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ziyareti için 'deja vu' tanımlaması yapılması çok da zorlama olmaz. Çünkü bu ziyaret aslında 1-2 Eylül'de yaşandı: Karşılıklı mesajlar verildi, beklentiler açıklandı. Beslan katliamı nedeniyle üç ay ertelenen ziyarette, imzalanacak anlaşmalar biliniyor... Enerji işbirliği alanında atılması planlanan adımlar biliniyor... İki ülkenin açıklayacağı beş sayfalık ortak bildiri dahi basında yer aldı.
Türkiye'nin AB ile geleceği açısından büyük önem taşıyan 17 Aralık zirvesi öncesinde gerçekleşen Türkiye-Rusya zirvesi, her iki ülke diplomatlarına göre, Avrasya ve Karadeniz bölgesinde yeni bir ortaklığı haber veriyor. Bölgenin tarihi ve siyasi iki büyük rakibi, Soğuk Savaş'ın sona erip dünyanın küreselleştiği bir süreçte başlattıkları 'çıkar işbirliğini' güçlendirmeyi öngörüyor. Türk diplomatik kaynakların, 'Kaderimiz' dediği bu işbirliği, diplomatik dilde 'çok boyutlu ortaklık' kavramında gelişiyor.
İki ülke arasındaki dış ticaret hacmi yıl sonuna dek 10 milyar doları aşacak. Türkiye'yi ziyaret eden Rus turist sayısı ise 1.7 milyonu bulacak. Türkiye'nin Rusya'daki müteahhitlik işlerinin toplamı 2 milyar doları, bavul ticareti de -sınırlamalara karşın- 2.5 milyar doları geçecek. Türkiye, kullandığı doğalgazın yüzde 80'lere varan bir oranını da Rusya'dan alıyor ve bu rakam giderek artıyor.
Güven eksikliği
Yine de bir sorun var: Güven eksikliği. İşte 32 yıl sonra Türkiye'yi ziyaret eden ilk Rus Devlet Başkanı olarak Putin, iki gün boyunca iki ülke arasındaki güven ortamının güçlenmesini sağlamaya çalışacak. Üst düzey siyasi diyalog eksikliği nedeniyle, 'Kürt-Çeçen kartı, Boğazlar-boru hattı çekişmesi, Orta Asya-Kafkasya nüfuz mücadelesi' gibi konularla uğraşan iki ülke, hem sorunları çözmek için masaya oturuyor, hem de yeni işbirliği alanlarını keşfetmeye çalışıyor.
Bu ziyaretin en önemli belgesi kuşkusuz 'Türkiye-Rusya arasında dostluğun ve çok boyutlu ortaklığın derinleştirilmesine ilişkin ortak deklarasyon' olacak. Deklarasyonda, her iki ülkenin de Avrasya ülkesi olduğu belirtilerek, bölgede barış, istikrar ve refahın Türkiye ve Rusya'dan sorulacağı mesajı yer alıyor. İki ülkenin 2001'de oluşturduğu Avrasya Eylem Planı'nın etkinleştirilmesi kararlaştırılırken, Karadeniz ve Hazar Denizi bölgesinde daha çok ticaret, ulaşım sağlanmasının önemine dikkat çekiliyor.
Uygun ortam bulunacak mı?
İki ülke diplomatlarının iyi niyetli ifadelerine karşın uluslararası ortam ve sorunların niteliği, beklenen düzeyde bir işbirliğini olanaklı kılmıyor. İki cumhurbaşkanı bugün işbirliği olanakları kadar iki ülke arasındaki sorunları da ele almak durumunda kalacak. Putin'in en yakınlarından biri, Kremlin Basın Merkezi Başkan Yardımcısı Dimitri Peskov, Türk basınıyla yaptığı görüşmede, "Beslan olayından sonra terörizm, Putin'in hem yaşantısında hem de siyasi gündeminde en üst sıraya oturdu" diyerek Rus Devlet Başkanı'nın psikolojsini de ortaya koydu.
Çeçen faktörü...
Beslan'daki terör eylemleri için 'Rusya'nın 11 Eylülü' tanımlamasının gerçeklik payı bu ifadelerle de doğrulanıyor. Bu ortamda Türkiye'ye gelen Putin'in, 1990'ların ortasının söylemi 'Kürt-Çeçen kartını' yeniden masaya koymasından çekiniliyor. 1990'ların ortasında Rusya, Çeçen eylemcileri desteklediği gerekçesiyle doğrudan Ankara'yı suçlardı. Ancak son yıllarda Türkiye'nin resmi politikasından çok, Türkiye'deki Çeçen destekçisi dernekler hedef gösteriliyor. Zaman zaman Savunma Bakanı Sergey İvanov gibi 'şahinler' Türkiye'yi suçlasa da Kremlin, bu konuda Türkiye'yi doğrudan hedef almamaya özel bir önem gösteriyor.
Rusya, son dönemde ABD yönetiminin 'önleyici saldırı doktrinini' benimsedi, Putin de Beslan katliamının ardından 'kimsenin elinde olmayan bir silah ürettiklerini' açıkladı. Bu tür açıklamalar tüm dünyada olduğu gibi Ankara'da da kaygıyla not edildi. Ancak Dışişleri'nden üst düzey bir yetkili, Rusya'nın zaten 'nükleeer silah sahibi' bir ülke olduğunu hatırlatıp, "Tabii ki yeni bir silah kimsenin hoşuna gitmez" dese de
"Ama bu durumun söylenmesi gündemde yok. Sadece ortak bildiride silahsızlanmaya vurguda bulunuyoruz" yorumunu yaptı.
Boğazlar sorunu
Türkiye ile Rusya arasında bir başka sorun Boğazlar'dan kaynaklanıyor. Türkiye'nin Boğazlar'dan geçişi düzenleyen tüzüğü yaşama geçirmesinden beri Rus petrollerinin dünya pazarına taşınma maliyeti 2-3 kat arttı. Rusya, bunu iyi niyetli bir gelişme olarak görmüyor ve Türkiye'nin 'Boğazlar'dan kaynaklanan çevresel sıkıntıları, boru hatlarının topraklarından geçmesi için kullandığını' savunuyor. Türkiye'yi Uluslararası Denizcilik Örgütü'ne şikâyet etmeyi de sürdürüyor. Rusya, Türkiye'nin Boğaziçi ile ilgili çevresel kaygılarını 'anlayışla karşıladığını' son dönemde Putin'in ağzından ilk kez itiraf etse de, 'Türkiye'nin bu sorunu abartıp Rus tankerlerinin geçişini engellemek için kullandığı' inancı yaygın. Ve Putin'in ziyareti sırasında, ne Boğazlar ne de Boğazlar'ı baypas edecek yan boru hatları üzerinde tam bir uzlaşma sağlanması olası görülmüyor.
Dış ticaret açığı
Ankara'ya göre yine ekonomik işbirliği artsa da, doğalgaz alımındaki artışla birlikte Türkiye'nin dış ticaret açığı da artıyor. Yıl sonuna kadar dış ticaret hacminin 11 milyar dolar olacağı kaydediliyor. Türkiye'nin 2003 rakamlarına göre bu ticaretten verdiği açık yaklaşık 4 milyar dolar. Türkiye, tıpkı Özal dönemindeki gibi gaz karşılığı mal veya hizmetle ödeme yapmak istiyor ama Moskova buna sıcak bakmıyor. Son dönemde gaz karşılığında Türk şirketlerine bir miktar 'müteahhitlik hizmeti' verilmesi baskısı artıyor.
Velhasıl, Karadeniz'in iki büyük ülkesi arasında tüm sorunlara rağmen son dönemde özellikle ticari ilişkilerde esen sıcak rüzgârların siyasi cepheye ne kadar ve nasıl yansıyacağını yakın gelecek gösterecek.



Vladimir Putin nereye koşuyor?
'Putin nereye koşuyor?' Bu soru Moskova'da korku egemen olduğu için kısık bir sesle, Batı'da ise kuşkular yoğunlaştığı için gür sesle sorulmaya başlandı. Rus liderin portresi yeniden mi yazılmalı?
İktidar kendisine Boris Yeltsin tarafından altın bir tepside sunulduğundan beri, tüm spotlar Putin'in üzerinde. 52 yaşındaki Rus lider bugüne dek kendi ülkesinde bir pop yıldızı kadar popülerdi. Genç, dinamik, sportmen, ağzına alkol sürmeyen, ülkeyi kaosun pençesinden çıkarıp istikrara kavuşturan, 'ekmek ve düzen' isteyen halka istediğini veren bir lider olarak alkışlandı. Ekonomideki iyi gidiş, Çeçenya'yı da, terör eylemlerini de arka plana attı. Dünya ise onu kavgadan çok uzlaşmayı seçen, güçlü, dengeli, pragmatik bir lider olarak takdir etti.
Ancak geçen yıl ikinci kez dört yıllığına başkan seçildikten sonra Putin farklı bir portre çizmeye başladı. Bağımsız medyanın sesi kesildi, Duma'dan muhalefet silindi, en son yerel yöneticilerin halkoyuyla seçilmek yerine Kremlin'den atanması dayatıldı ve Rusya, tüm iktidarın Putin'de toplandığı bir 'tek adam' yönetimine adım attı. Sovyet ruhu geri geldi.
Putin dış politikada da 'dengesiz' sinyaller vermeye başladı... ABD seçiminden önce, "Bush kaybederse uluslararası terör kazanmış olur" diyerek herkesi hayrete düşürdü. Seçimi Kerry kazansaydı, büyük bir fiyasko olacaktı. Aynı yanlışı bu kez Ukrayna'da yaptı. Moskova yanlısı Yanukoviç'i başkan yapmak için her yolu denedi, Kiev'e propganda yapmaya bile gitti. Ama çekirge ikinci kez zıplayamadı. İtibarı fena halde zedelendi. Ülkede sonu gelmeyen terör olayları, Çeçenya çıkmazı da Putin'in popüleritesini törpülüyor. Şimdi, KGB ajanlığından Kremlin'e yükselen Putin'in başarısı ve karizması tartışılıyor.
Ekonomideki bahar havasında payının çok az olduğu savunuluyor. 1998 krizinde fiyatı 9 dolara kadar düşen Rus petrolünün Putin'li yıllarda 35 doları aşması, her 1 dolarlık artışın bütçeye yılda 1 milyar dolar pompalaması, müthiş bir şans. Ancak 'tek adam' yönetimine rağmen, bankacılık sektörü dahil ekonomide radikal reformların hâlâ yapılamaması, Yukos'un batırılması, sermaye kaçışının sürmesi, sosyal reformların ağır aksak gitmesi, rüşvet ve yolsuzluğun hız kesmemesi, Putin hanesine yazılan eksiler. 'Bir kriz patlasa ve petrol fiyatı düşse ne olacak' sorusu hâlâ tüyleri diken diken ediyor. Ekonomi petrole bağlı 'yalancı baharı' yaşamaya devam ediyor. 2008'de Putin'in ikinci dönemi bitecek ve mevcut anayasaya göre emekli olacak. Ancak federal yapıda Sovyet merkeziyetçilliğine dönülmesi, Putin'in iktidarı kolay terk etmeyeceğinin işareti sayılıyor.
Demokrasinin frenlendiği, doğal kaynakların devlet denetimine alınarak yabancı sermaye ile Çin modeli kalkınmanın hedeflendiği yeni Putin dönemi şimdi başlıyor. Ancak Rusya'da tüm sistem 'tek adam' üzerine kurulunca ve tüm bağımsız medya, güçlü muhalefet gibi 'sigorta sistemleri' de devre dışı kaldıktan sonra 'Putin nereye koşuyor' sorusu şimdi daha çok kaygı yaratıyor.


Türkiye ile Rusya ilişkilerinde
Artılar...
Türk işadamlarının başarısı
  • 1980'lerin sonunda inşaat ihaleleriyle Rusya pazarına ayak basan Türk müteşebbisler, özellikle son 10 yılda Rusya'yı fethetti. Türk şirketlerinin yatırımları 2 milyar doları aştı. Türk inşaatçıların bugüne kadar yaptıkları taahhüt işlerinin toplamı ise 12 milyar doları geçti. En büyük yatırımların başında Koç-Enka ortaklıklı Ramstore alışveriş merkezleri ve hipermarketleri, Anadolu Grubu'nun üç bira fabrikası, Şişecam'ın bir fabrikası, Vestel'in televizyon fabrikası, Enka'nın iş merkezleri geliyor. Sırada Arçelik'in çamaşır makinesi fabrikası başta olmak üzere yeni yatırımlar var. Ayrıca Colin's, Muya gibi Rusya pazarında marka olan isimlere, yeni açtığı dev mağazasıyla Boyner de eklendi.

    Enerjide gözler Türkiye'de
  • Rusya şu anda Türkiye'ye iki ayrı boru hattından toplam 18 milyar metreküpe yakın doğalgaz satıyor. Ancak Moskova'nın amacı Türkiye'yi bir enerji köprüsü olarak kullanmak. Hem Boğazlar'ı baypas edecek yeni bir boru hattıyla Akdeniz'e daha fazla ve daha hızlı petrol çıkarmak, hem de Kafkasya üzerinden Türkiye'ye elektrik enerjisi satmak hedefleniyor. Ayrıca Gazprom, doğalgazın Türkiye'de depolanması ve yurtiçi dağıtımı için de yatırıma hazır. Boğazlar'ın yükünü hafifletecek projeler içinde Trakya seçeneğine ağırlık veren Rusya, şimdi Samsun-Ceyhan'ı gözden geçiriyor. Putin'in bu projeye destek vermesi sürpriz olmayacak.

    Turizmde tek adres Türkiye
  • Türkiye, Rus halkının gözünde en popüler tatil ülkesi. Bu yıl 1.7 milyon turist Türkiye'de dinlendi. Rus basını Türkiye için 'Rusların milli daçası (yazlık evi)' tanımını kullanıyor. Son dönemde Rusya ve BDT pazarının itici gücüyle turizm yatırımları artıyor. Ayrıca Rus sermayesinin de yavaş yavaş Türkiye'de turizm yatırımlarına yönelmesi, Rusya'dan gelecek turistlerin devamlılığı açısından 'sigorta' yaratıyor. Rus vatandaşlarına Türkiye'de gayrimenkul edinme hakkının da tanınmasıyla bu piyasa canlandı.

    Askeri-teknik işbirliği umudu
  • 1990'lı yılların başlarında Rusya'nın zırhlı araç sattığı ilk NATO üyesi ülke Türkiye olmuştu. Son yıllarda Türkiye'nin açtığı dev savunma sanayi ihaleleri de Rusya'nın iştahını kabartıyor. Hücum helikopteri ortak üretim projesinde 'Erdoğan Ka 52' helikopteriyle finale kalan Rusya,
    Putin'in ziyareti sırasında bu ve benzer projeler için bastıracak. Rus tarafı, "ABD sadece montaj yapıyor, biz size know how vererek ortak üretim yaparız" diyor.

    Eksiler...
    Boğazlar'da sağırlar diyaloğu
  • İki ülke arasında hiç bitmeyecek bir baş ağrısı. Rusya, Boğazlar'dan olabilediğince çok petrol tankeri geçirmek istiyor. Türkiye, '1996'da 65 milyon ton petrol geçti, 2003'te 135 milyon tona çıktı. İstanbul tehdit altında' diyerek geçişleri sınırlamak için her yolu deniyor. Rusya bu yıl ilk kez Putin'in ağzından 'Boğazlar'da Türkiye'nin çevresel kaygılarını anlayışla karşıladığını' açıkladı. Ama her şeye rağmen Moskova uluslararası anlaşmalara dayanarak serbest geçiş hakkını sınırlandırmamak için uğraş veriyor. Daha da önemlisi Rusya, Türkiye'nin sınırlamalarının
    Bakü-Ceyhan'a destek sağlamaya yönelik 'siyasi saiklerden' kaynaklandığı savında.

    Çeçen sorunu baş ağrıtıyor
  • Son dönemde çok sayıda Türk vatandaşının Çeçenya'da Rus ordusuna karşı savaşırken öldürülmesi Moskova'yı kızdırdı. Savunma Bakanı Sergey İvanov gibi 'şahinler' bunu kamuoyu önünde Türkiye'yi suçlamak için gerekçe yaptı. Ancak Kremlin konuyu daha 'sağduyulu' değerlendiriyor. Resmi görüş, Çeçen direnişçilere Türk hükümetinin destek vermediği, ancak bazı dernek ve örgütlerin Çeçen güçlere yardımınıda engellenmediği yolunda. Artık 'Çeçen ve PKK kartları' dönemi kapandı ama yine de Ankara'dan 'daha sıkı denetim' bekleniyor.

    Tatneft'in düş kırıklığı büyük
  • Zorlu Grubu ile ortak girerek kazandığı Tüpraş ihalesi iptal edilen Tatneft tepkisini çok ılımlı dile getirse de kızgınlık Kremlin'e kadar iletildi. Moskova, 'Türkiye yabancı sermayeyi teşvik edeceğine engelliyor. Tüpraş ile başlayacak, bu yolda çok sayıda dev Rus şirketi Türkiye'de büyük yatırımlara yönelecekti. Şimdi bir daha düşünecekler' kaygısında. Konu bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan'a iletildi. Yanıt Rusları tatmin etmedi: "Bu siyasi değil hukuki bir karar. Yapacak birşey yok."

    Dış ticarette denge yok
  • Bu yıl sonunda rekor kırılarak 10 milyar dolarlık dış ticaret hacmine ulaşılması bekleniyor. Ancak Rusya lehine büyük dengesizlik var. Türkiye 'Doğalgaz bedelinin bir kısmını eskiden olduğu gibi mal ve müteahhitlik hizmetiyle ödeyelim' diyor. Rusya da hep aynı cevabı veriyor: 'Ticarette dengesizlik olduğu doğru değil. Rusya'dan kazandığınız turizm gelirlerini ve bavul ticaretini hesaba katmıyorsunuz. Gaz karşlığı malı kabul etmeyiz'. Bavul ticaretindeki kısıtlamalar için de Rus tarafı, 'Bavulla ticaret değil seyahat yapılır. Bu yöntemle vergisiz kazanç sağlanıyor. Bu, ihtiyaçtan doğan bir ticaret şekliydi ve vadesi
    doldu. Artık resmi ticarete yönelin' diyor.