Reagan'ın Armageddon sendromu

1980'lere damgasını vuran ve 2004'te ölen eski ABD Başkanı Ronald Reagan'ın görevde bulunduğu sekiz yıl boyunca tuttuğu günlükler yayımlandı.

NEW YORK - 1980'lere damgasını vuran ve 2004'te ölen eski ABD Başkanı Ronald Reagan'ın görevde bulunduğu sekiz yıl boyunca tuttuğu günlükler yayımlandı. Kurtulduğu suikasttan Sovyetlerle ilişkilere dek notlar düşen Reagan, Ortadoğu'dan söz ederken sık sık Hıristiyanlıktaki kıyamet öncesi iyiyle kötü arasında son savaşa atfen 'Armageddon'u anmış.
Begin'le restleşme
ABD'nin askeri müdahalede bulunduğu Lübnan içsavaşına ilişkin "Armageddon'a tanıklık etmek kaderimiz mi" diyen Reagan, 7 Haziran 1981'de İsrail'in Irak'ın nükleer reaktörünü vurduğunu öğrendiğinde "Armageddon'un yakın olduğuna inanıyorum" tepkisini veriyor. İsrail Başbakanı Menahem Begin bombardıman sonrası ABD'yi bilgilendirip "Bize karşı nükleer silah üretmeye hazırlanıyordu" gerekçesini gösterirken, "Bize söylemeliydi, tehdidi ortadan kaldırmak için bir şey yapardık" tepkisini veren Cumhuriyetçi Başkan, İsrail'in Beyrut'u kana bulayan bombardımanı üzerine de Begin'i kızgınlıkla arıyor. "Dur ya da ilişkilerimiz tehlikeye girer" resti çeken Reagan, kolları kopmuş yedi aylık bebek görüntüsünü 'Holocaust' sözüyle niteliyor. Begin, 20 dakika sonra geri arayıp ateşi durdurduğu ve dostluğun sürmesini istediği karşılığını veriyor. Ama bunu İsrail'in Sabra-Şatila mülteci kamplarındaki katlimları izliyor.
Reagan, 'deli adam' diye nitelediği Libya lideri Muammer Kaddafi'ye karşı deniz tatbikatı düzenlediğinde bunu 'Şahane' diye karşılayan Mısır lideri Envar Sedat bir kaç ay sonra suikasta kurban gidiyor. Televizyondan Libyalıların sevinç gösterilerini izleyip "Kaddafi önceden biliyordu" diyen Reagan, Küba'ya sabotaj düzenlerken espri de yapıyor: "İstihbarat raporları Fidel Castro'nun benimle ilgili çok endişeli olduğunu söylüyor. Ben de onun endişelerini haklı çıkaracak bir şey çıkaramayacağız diye çok endişeleniyorum."
Reagan, 'en sevilesi insan' diye andığı Britanya Veliahtı'na Amerikan usülü poşet çay ikram ettiklerinde Prens Charles'ın fincana bakakalıp "Bununla ne yapacağımı bilemiyorum" dediğini de aktarıyor. (Vanity Fair)