Reformcularda şok, Tahran'da fırtına

Reformcularda şok, Tahran'da fırtına
Reformcularda şok, Tahran'da fırtına

Tahran?ın Veliasr ve Zerdüşt caddeleri ile İçişleri Bakanlığı önü fena karıştı. Musavi yandaşları polisle çatışıp polis motorsıkleti, lastik ve otobüs yaktı. FOTOĞRAFLAR: AFP, ap

İran'da Ahmedinecad'ın yüzde 63 oyla reformcu rakibi Musavi'yi süpürdüğü açıklanınca, reformcular Tahran çapında sokaklara döküldü. Musavi taraftarlarının Veliasr Caddesi'ndeki gösterisi polisin hışmına uğrarken, beni polisten reformcu gençler kaçırdı
Haber: CEYDA KARAN / Arşivi

 

TAHRAN'DAKİ OLAYLAR İÇİN TIKLAYIN

 

TAHRAN - Kimsenin kimseye öfkelenmediği, karşıt safların karşı kaldırımlarda propaganda faaliyetleri yürüterek beni şaşkına çevirdiği İran’ın ‘efendi’ yüzü dün reformcu kampın yenilgisiyle bozuluverdi. Reformcu ve ılımlı muhafazakâr kampın cumhurbaşkanı adayı Mir Hüseyin Musavi’nin koltuğun aşırı muhafazakâr sahibi Mahmud Ahmedinecad karşısında yüzde 63’e yüzde 34’lük yenilgisi üzerine herkes şoke oldu. Büyülü Tahran dün sabah önce sükûnete uyandı. Ama öğle saatlerinde reformcuların öfkesi sokaklara taştı. İlk fırtına Tahran’ı kuzeyden güneye 28 km kesen Veliasr Caddesi yakınındaki Zerdüşt Caddesi’nde koptu. Öfkeli gençleri dinlemek için araçtan fırlarken, başıma gelebileceklerin farkında olsam da, sıra İran’ın fırtınalı yüzündeydi. Aklıma gençlerle birlikte motosikletli polislerin coplarından payımı alabileceğim gelmemişti elbette.
Önceki gece reformcuların coşkusu Musavi’nin yüzde 65’le seçimi kazandığını ilan etmesiyle tavan yapmış, ama hevesler kursaklarda kalmıştı. Seçim Komisyonu, sıradışı biçimde açıklama yaparak, sandıkların yüzde 30’unun açıldığı, Ahmedinecad’ın yüzde 68’e varan oranlarla yarışı önde götürdüğünü duyurmuştu zira. Tahran’da Musavi’nin ofisine gözyaşartıcı gaz bombası atılmasının kötüye alamet olduğunu idrak etmiş olmalı ki, İçişleri Bakanlığı, kesin sonuç açıklanana dek gösteri-kutlama yapılmasını yasaklamıştı. Ama bu durum gece boyu Tahran’ın kuzeyinde korna sesleri yükselmesini engellemedi. 

Kaşkavi: Hile mümkün değil
Dün öğlene dek Tahran sokakları tevekkül içindeydi. İnsanlar yine bir işgününde yollara dökülmüş, trafik sıkışmıştı. Ama Ahmedinecadlı yeni bir döneme uyanmanın şokunu yaşayan reform cephesi Veliasr’ı kesen Zerdüşt Caddesi’nde patladı. Dışişlerinde bakanlık sözcüsü Hasan Kaşkavi’yi ziyaret etmiş, hem seçim sonuçlarını hem de İran dış siyasetinin nasıl etkileneceğini sormuştuk. Musavi’nin sandıklarda usulsüzlük yapıldığı, pek çok merkezde gözlemcilerinin seçim merkezlerine alınmadığı, oy pusulalarının ortadan yok olduğu iddialarını sormuş, “İran seçim sisteminde hilenin imkânı yok. Çünkü sandık başında biri Anayasayı Koruma Konseyi’nden diğeri İçişleri Bakanlığı’ndan iki kişinin dışında seçim bölgesinden 10 kişi bulunur. Kimse hileye başvurmaz” yanıtını almıştık. 

‘Kahrolsun diktatör’
Gelgelelim Zerdüşt’te bağıran protestocu gençler de onları izleyen sıradan insanlar da farklı görüşteydi. Protestocu kalabalıktan olmayan ve babasıyla olayları izleyen 20 yaşındaki mimarlık öğrencisi Somi, şaşkındı. Oyunu Musavi’ye vermişti ve sonuçlara inanamıyordu. 50’li yaşlarındaki Ahmet sandıkta saatlerce beklemişti, herkesin Musavi’ye oy verdiğinden emindi ve sonuca inanamıyordu. Öfkesini “Bu cumhurbaşkanını istemiyoruz, yeni hükümet istiyoruz” diye dile getiriyordu. Trafiği kesen kalabalık ‘Kahrolsun diktatör’ ‘Musavi, Musavi, oylarımızı geri istiyoruz’ diye bağırarak bize yaklaşırken, canhıraş bağıran genç kadının yanına yaklaştım. 38 yaşındaydı sanatçı Kati, “Ben İranlıyım, Ahmedinecad değil! Burası İran, Afganistan değil! Ben İranlıyım, bunlarsa Taliban! Burası polis devleti! Bense hiçbir şey değilim. 30 yıl once ben 7 yaşındaydım devrim olduğunda. Humeyni’yi seviyorum, ama bunlar Humenyi gibi değil!” diye haykırıyordu. 

Gençlerle birlikte binaya sığındık
Kati’nin bağırışına kalabalığın uğultusu karıştı, motosikletli polislerin hemen yakında giriş çıkışları bloke edilmiş içişleri bakanlığının bulunduğu sokaktan bize doğru gelmesiyle kalabalık üzerimize doğru koşmaya başladı. Köşedeki bankanın altına sığındığımda kâfi geleceğini düşündüm. Kati ortalıkta yoktu. Uzun boylu esmer güzeli bir kız, beni kolumdan çekip koşturduğunda, son gördüğüm, benim gibi sırtını duvara dayamış yanımdaki bir erkeğin kaburgalarına inen cop oldu. Arkamızdaki insanların üzerinde coplar patlarken, yan sokağa doğru koşmaya başladık.
Genç kız “Sakın seni fotoğraf makinen ve laptop’unla yakalamasınlar” diye İngilizce bağırıyordu bir yandan. Sokağın ötesi salim değildi, demir bir kapı önünde bekleşen gençler gibi üç katlı bir binaya daldık. Küçük bahçeden geçip bir merdiven yukarıdaki aralığa nefes nefese çöktüğümüzde bir kapı açıldı. Orta yaşlarında iki adam çıkıp bizi içeri buyur etti. Güçlükle cep telefonundan gazeteci dostlarıma sağ salim olduğumu haber verdim. İran polisleri, bizden sonra binaya giren yaralı gençleri gördüklerinden, bir ara demir kapıya yüklenip kırsalar da ne hikmetse içeri girmediler.
“Bu da neydi böyle” diye söylendim kendi kendime, en son böyle bir polis kovalamacasını üniversite yıllarımda yaşamıştım. 

Kurtarıcılarımla sohbet
Adının Sara olduğunu öğrendiğim kurtarıcımla bana ikram edilen bir bardak soğuk suyun ardından başladık sohbete. 30 yaşındaki Sara iş idaresiyle uğraşıyordu. Ev sahibimiz 62 yaşındaki Ahmet ise tarım makineleri alım satımıyla. “Sonuç doğru değil. Oy kullandım ve pek çok insan benim gibi kuyruklar oluşturdu. Hamaney’e ve Ahmedinecad’a hayır demek için geldiler. Bir şeye oy vermedik biz, hiçbir şeye oy verdik” dedi Ahmed bey. Sara atıldı: “Şimdi yeniden Ahmedinecad var, herşey daha kötü olacak. Hepimizin ona karşı olduğumuzu düşünüyorlar. 12 yıl once Muhammed Hatemi cumhurbaşkanı seçildiğinde herşey siyasetle yüklüydü. Mesele siyasetle ilgiliydi. Ama bu kez insanlar daha fazla sosyal özgürlük getirecek, ekonomiyi daha iyi idare edecek yeni bir yönetim gelir diye oy kullandı.” “Bu açık bir darbe” diye araya giren Ahmet Bey, ekonomik durumunu anlatarak devam etti: “Emekliyim. Önce maaşlarımızı ikiye katladı Ahmedinecad. Dört ay sonra enflasyonun bize verilen zammı aştığını gördük. Alım gücümüz yine sıfırlandı.” Tahran’ın kuzeyinde gördüğüm, başlarını sıkı tesettür dışında daha serbest örten genç kadınları sordum Sara’ya, “Sizin gördüğünüz özgürlük havası sırf seçimler içindi” dedi önce. Genç kadınların örtünme kurallarına gönüllü olarak mı itaat ettiklerini yoksa Şiilik inancını mı yerine getirdiklerini sorduğumda ise yanıtı, “Dinden öte bir durum bu, gelenek. Kısmen gönüllü, ama tümüyle değil” oldu.
İran’ın sistem değişmezden önceki son başbakanı Musavi’nin daha ziyade ılımlı muhafazakâr algısına rağmen reformcuların sembolü olmasının sebebini sordum. Ahmed, “Musavi de reformcu değil aslında. Ama ona oy vermek iktidara tepkinin ifadesiydi” dedi. Sara önce “Bizim ikilemimiz kötü ile beter arasında” diye atıldı, sonra Musavi’ye haksızlık etmiş gibi hissetti galiba: “Bence geçen 20 yılda Musavi de değişti.” Ahmet Bey ise Musavi’nin Irak’la sekiz yıllık savaşta bile ekonomiyi ayakta tutmasını andı.
Polisler bulunduğumuz bölgeden çekilmiş, gitme vakti gelmişti. Gazeteciliğime işaret eden laptopumu yüklenip, fotoğraf makinamı gizleten Sarah, başörtümü düzeltip, kendisiyle İngilizce konuşmamamı tembihleyerek beni arka sokaklardan yabancı gazetecilerin biriktiği otele götürdü. Ama bu sefer de otel önünde olaylar çıktı. Anlaşılan, reformcular için seçim coşkusu bitti, hayal kırıklığı yüklü sancılı bir dönem başladı.