Rota Beyrut üzerinden Şam

Devrimler durduğu yerde durmaz. Ya ileriye giderler ya da ölürler. Ortadoğu'da muhteşem, hassas ve devrimci bir dönemin şafağındayız. Bu süreci tetikleyen Irak işgali, Saddam Hüseyin'in devrilmesi ve 8 milyon Iraklının özgür seçimde oy kullandığını gösteren televizyon görüntüleri oldu. Ortadoğu'da insanlar şu soruyu sormaya başladı:
Haber: Charles Krauthammer / Arşivi

Devrimler durduğu yerde durmaz. Ya ileriye giderler ya da ölürler. Ortadoğu'da muhteşem, hassas ve devrimci bir dönemin şafağındayız. Bu süreci tetikleyen Irak işgali, Saddam Hüseyin'in devrilmesi ve 8 milyon Iraklının özgür seçimde oy kullandığını gösteren televizyon görüntüleri oldu. Ortadoğu'da insanlar şu soruyu sormaya başladı: Iraklılar oy veriyor, biz niye vermiyoruz?
İlerleyen devrimin Ortadoğu'nun dışında, Afgan seçimleriyle başladığına kuşku yok. Bunu Irak seçimleri izledi. Bu iki deneyim arasında Filistin seçimleri yapıldı ve Filistin parlamentosunda, yeni hükümete çürümüş muktedirleri sokma çabasına karşı patlak veren şaşırtıcı bir mini isyanın ardından ılımlı, reform eğilimli bir liderlik ortaya çıktı.
Ve süreç devam etti: Mısır'daki gösteriler sürpriz şekilde Hüsnü Mübarek'in ülke tarihindeki ilk çok adaylı devlet başkanlığı seçimleri için söz vermesine yol açtı. Ve şimdi Lübnan'da 'Sedir Devrimi' yaşanıyor. Muhalefet lideri Refik Hariri'ye yönelik suikast halkı sokaklara dökerek Suriye'nin Beyrut'taki kukla hükümetini devirdi.
Havada devrim kokusu var. Ne yapmalı? Kurtuluş yolundaki Lübnan'a
dair itidal vazeden sesler duymaya başladık bile. Ailenizin Ortadoğu uzmanı Flynt Leverett, New York Times'ta Suriye'nin Lübnan'dan hemen çekilmesine karşı çıkan bir yazı döktürdü. Leverett'e bakılırsa, bunun yerine Şam'daki tiranlığa 'el uzatıp fırsat tanımaya' çalışmamız gerekirdi.
Bu tip insanlar iflah olmaz. Bölgedeki Arapların kendi Berlin Duvarları'nın yıkılmasını talep etmenin eşiğine geldiği bir dönemde bizim 'gerçekçilerimiz' diktatörlerle anlaşmalar yapılan eski politikaya geri dönmemizi istiyor. Böyle bir dönüş sadece budalalık değil, trajedi anlamına gelir. İlkelerimize ihanet etmek olur. Ve bu ilkelerden cesaret alan Lübnanlıları yarı yolda bırakmak sonucunu doğurur.
Dahası 'Sedir Devrimi' sadece Lübnan'ı kurtarmak değil, Ortadoğu'yu dönüştürmek bakımından da umut verici bir gelişme. Niye? Çünkü Suriye'nin Lübnan'dan çekilmek zorunda bırakılması Esad diktatörlüğünü alaşağı edebilir. Ve Şam'daki bir değişim, bölgeyi de dönüştürür.
Suriye'yi işgal etmekten söz etmiyoruz. Yeterince işgale kalkıştık ve bir yenisine gerek yok. Eğer Başar Esad Lübnan'ı kaybederse, rejimi de ölümcül şekilde zayıflayabilir.
Bunun iki nedeni var: ekonomi ve psikoloji. Bütün Sovyet tarzı sistemler gibi, Suriye ekonomisi de can çekişiyor. Lübnan'daki ticaret ve yolsuzluklarla ayakta duruyor.
Bunu ondan aldığınızda Esad kleptokrasisinin temel direğini de yıkmış oluruz. Yanı sıra psikolojisini de çökertiriz. Esad'ın korku rejimine benzer diktatörlükler kaba kuvvet ve yanılsama yoluyla iktidarlarını sürdürür. Lübnan'ın kontrolü bu yanılsamanın bir parçası. Onun, üstelik silahsız sivillerin mücadelesi sonucu kaybedilmesi, Esad efsanesine vurulmuş ölümcül bir darbe olacaktır.
Saddam Hüseyin'in bölgede oynadığı kötü adam rolünü Başar Esad üstlenmiş durumda. Özgürleşme denizindeki bir diktatörlük adası haline gelen Suriye, çaresizce komşularını istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. Hariri suikastının Suriye'nin işi olduğuna dair yaygın bir kanı var. Geçen cuma gerçekleşen ve yeni Filistin-İsrail yakınlaşmasını sabote etme niyeti taşıyan Tel Aviv bombalamasını Şam'ın emrettiği sanılıyor. Ve Suriye'nin Iraklıları ve Amerikalıları öldüren Baasçı asileri sakladığını biliyoruz.
Beş yıl önce, Suriyeliler daha fazla özgürlük talep etmeye başladığında kısa süreli bir 'Şam baharı' yaşanmıştı. Esad bunu bastırdı. Şimdi 140 Suriyeli aydın, kendi hükümetlerine Lübnan'dan asker çekmesini talep eden bir dilekçe sundu. Altına açıkça imzalarını da attılar. Bu, korkularının geçmekte olduğunun göstergesi. Fırtına Şam'a da vurduğunda, Akdeniz'den İran sınırına bütün bir bölge, demokratikleşme rotasına girecek.
Bütün bu süreç tersine de dönebilir elbette. Liberal devrimler 1848'de
Avrupa'da, 1956'da Macaristan'da, 1968'de Çekoslovakya'da ve 1989'da Tiananmen Meydanı'nda bastırılmıştı. Kararlı ve acımasız rejimler devrim ateşini söndürebilir. Tam da bu yüzden yapabileceğimiz en kötü şey, tiranlara 'el uzatıp fırsat tanımak'.
Sinik, kararsız, pazarlıkçı ve ürkek seslere kulak vermenin zamanı değil. Eğer iki yıl önce bunları dinleseydik, hâlâ petrol karşılığı gıda, uçuşa yasak bölgeler ve yararsız ambargolarla vakit geçiriyor olacaktık. Bizi Afganistan ve Irak üzerinden bu noktaya getiren şey, ilkelerimizdir. Şimdi bize kılavuzluk etmesi gereken yine bu ilkeler ve bu kez rotamız Beyrut üzerinden Şam. (3 Mart 2005)