Sabır ve iyi niyetle çözüm pekâlâ mümkün

Bazen kendini biraz zorlayıp doğru sözcükleri telaffuz etmek bile binlerce kişinin hayatını kurtarabilir. Erdoğan da geçen hafta Diyarbakır'da "Kürt sorunu herkesin sorunu, ama önce benim sorunum" dedi.
Haber: Gwynne Dyer / Arşivi

Bazen kendini biraz zorlayıp doğru sözcükleri telaffuz etmek bile binlerce kişinin hayatını kurtarabilir. Erdoğan da geçen hafta Diyarbakır'da "Kürt sorunu herkesin sorunu, ama önce benim sorunum" dedi. "Tüm sorunları demokrasiyle çözeceğiz" diye ekledi ve Türkçe konuşan çoğunluğun ağırlıkta olduğu ülke yönetiminin, nüfusun beşte birini oluşturan Kürtlere uzun süre kötü davrandığını kabul etti.
Beş yıllık bir ateşkesin ardından ayrılıkçı savaşına devam eden asi PKK bu sözlere derhal, tüm saldırılarını bir aylığına durdurduğunu bildirerek yanıt verdi, zira Erdoğan'ın sözleri 'çözüm için olumlu bir hava yaratmıştı'.
Bu işler bu kadar basit olabilir mi? Hayır tabii, ama o sözlerin söylenmesi gerekiyordu. PKK'nın 1984 ile 1999 arasında 15 yıl süren ve 37 bin kişinin ölümüne neden olan ayrılıkçı isyanında en çok Kürtler acı çekti. Kürtlerin çoğu ayrı bir devlet bile istemiyor, tek istedikleri dil ve kültürlerine saygı duyulması. Oysa ülkede varlıkları bile inkâr ediliyor, kendilerine 'dağ Türkleri' deniliyor. Erdoğan'ın bu insanları geçmişteki adaletsizlikleri düzelteceğine ikna etmesi, halkın önünde özür dilemesi gerekiyordu.
Şimdi asıl beceri, PKK'nın bir aylık ateşkesini kalıcılaştırmakta. Bunun için Erdoğan'ın Türk kamuoyunu ve silahlı kuvvetlerini, dağlardaki 3 bin PKK'lıya getirilecek bir affa, daha da ötesinde PKK'nın yasal ve demokratik siyasete barış içinde katılmasını kabul etmeye ikna etmesi gerekiyor.
Benzer bir durum Endonezya'da yaşanıyor. Burada da Sumatra'nın kuzey ucunda bulunan Aceh bölgesindeki ayrılıkçı asiler, 29 yıl süren ve en az 15 bin kişiyi öldüren bir savaşın ardından yönetimle bir barış anlaşması imzaladı. Barış kapısını aralayan olay, aralık ayındaki tsunamide 4 milyon Acehliden 200 bininin hayatını kaybetmesi oldu. Bu olay üzerine her iki taraf da eski düşmanlıklarını gözden geçirip yeni bir bakış açısı kazandı. Ama yine orada da bazı sözlerin bir kez olsun ağızdan çıkması gerekiyordu. O sözler önce Özgür Aceh Hareketi (GAM) tarafından söylendi. Asiler şubat ayında, Endonezya devleti Aceh'e uzun süre önce vaat etmiş olduğu yerel özerklik statüsünü verirse öteden beri öne sürdükleri bağımsızlık taleplerinden vazgeçeceklerini açıkladılar. Yeni seçilen Endonezya devlet başkanı Yudhoyono zaten bir uzlaşma yolu arayışındaydı. Kriz Yönetimi Girişimi'nin aracılığıyla Helsinki'de müzakereler sonunda, işlemesi pekâlâ mümkün bir barış anlaşması meydana çıktı. GAM'ın 3 bin savaşçısı affedilecek ve silah bırakacak, lider kadroları meşru bir siyasi parti biçiminde yeniden ortaya çıkacak. Yerel Aceh yönetimi yüksek seviyede özerklik kazanacak, bölgenin zengin petrol ve gaz kaynaklarının yüzde 70'i özerk yönetimin kontrolünde olacak, Cakarta 53 bin asker ve polisinin yarısından fazlasını Aceh'ten çekecek. AB ve ASEAN bölgeye gözlemci gönderecek. Ve herkes, homurdana homurdana da olsa bir arada yaşayacak.
Dil, din ve etnik gruplar üzerine en derin ve en acılı çatışmalar bile, yeterince sabır ve iyi niyetle çözülür. Geçen ay neredeyse çökmek üzere olan bir barış anlaşması, sağduyulu insanlarca en azından şimdilik kurtarıldı.
Sudan'ın kuzeyiyle güneyi arasında 22 yıldır süren iç savaşta 2 milyon insan öldü. Bunu sona erdiren iktidar paylaşım anlaşması, kuzeyle güneyin iktidarı paylaştığı ilk yönetimde Sudan'ın ilk başkan yardımcısı olmuş güneyli lider Garang'ın başarısı. Bu ay başında helikopterinin düşmesi sonucunda ani ölümü, Garang'ın bir suikasta kurban gittiğinden şüphelenen güneylilerin günlerce isyan etmesine ve yine yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Ama güneyliler kendilerini yeni yıkıcı bir mücadeleye kaptırmaksızın Mayardit'i başa getirebildi. Kuzey yönetimi de şimdiye dek kendini tutup, kabile ve din farklılıkları nedeniyle kendi içlerinde zaten bölünmüş güneylileri daha da parçalamamayı başarabildi. İnsanların kendi menfaatlerinin nerede yattığını görmesi bazen yeterli olabiliyor.
Çatışmalar örgütlü şiddete dönüştüğü anda savaş kuralları insanları genellikle, uzlaşması hayal bile edilemeyecek aptallar gibi davranmaya zorluyor. Bu o insanların gerçekten de öyle olduğu anlamına gelmiyor, biraz şans verilse çok daha iyi ve sağduyulu davranabiliyorlar. Demokrasi insanlara genellikle bu şansı sunuyor.
Etrafınıza şöyle bir bakın: rasyonel davranışlar her yerde var. Sub Komandante Marcos bile Meksika'da bir sonraki seçimlerde faydası olur düşüncesiyle, Zapatista asilerini Chiapas cangılından çıkardı. IRA sözcüsü 'P. O'Neill' geçen ay şunları söyledi: "IRA silahlı kampanyayı resmen bitirme emrini verdi. Tüm IRA birimlerine silahları bırakmaları emredildi."
Bunların hepsinin ortak yönü, asilerin en önemli hedeflerine demokratik siyasi eylemler yoluyla ulaşmasının önünü açmalarıydı.
(İsrail gazetesi, 30 Ağustos 2005)