Saddam da savunulmalı

Geçen ay Ürdün'ün başkenti Amman'da eski Irak lideri Saddam Hüseyin'in ailesi ve avukatlarıyla görüştüm. Onlara, Saddam Hüseyin'in savunmasına elimden geldiğince katkıda bulunmak istediğimi söyledim.
Haber: Ramsey Clark / Arşivi

Geçen ay Ürdün'ün başkenti Amman'da eski Irak lideri Saddam Hüseyin'in ailesi ve avukatlarıyla görüştüm. Onlara, Saddam Hüseyin'in savunmasına elimden geldiğince katkıda bulunmak istediğimi söyledim.
Bu girişimim ABD'de ufak çaplı bir olay yarattı. Verilen haberlerin pek azı olayın özüyle ilgileniyordu (bazıları da kuşkucu yaklaşıyordu), çoğu ise basit bir reddiyecilik veya hakaret tavrı içeriyordu. 'Ramsey Clark yine sahnede. Utanç verici değil mi? Kendisi ABD'nin adalet bakanıydı, şimdi ne yaptığına bir bakın' deniyordu kısaca.
Bu yüzden Saddam Hüseyin'i savunmanın neden hayatım boyunca savunduklarımla tutarlı olduğunu ve bugün yapılması gereken doğru şeyin neden bu olduğunu düşündüğümü açıklamak istiyorum.
Saddam Hüseyin ve diğer eski Iraklı yetkililerin, isnat edilen suçlara karşı kendilerine yardım edecek, kendi seçtikleri avukatlara ihtiyacı var. Doğrulara, adalete ve hukukun üstünlüğüne inanan insanlar bunun böyle olması gerektiğini bilir.
Gerek uluslararası hukuk gerekse ABD Anayasası, herhangi bir suç isnat edilen bütün insanların etkin yasal temsil hakkını garanti eder. Bu hakkın kullanılması, gerçeğe ve adalete ulaşmanın daha da zor olabileceği, büyük ölçüde siyasi durumlarda bilhassa önemli.
Bugün Irak'ta böyle bir durum yaşandığı ortada. Savaş on binlerce Iraklının hayatına mal oldu, hayatı idame ettirmek için gerekli temel sivil imkânlar büyük ölçüde yok edildi. Savaşı başlatıp yöneten Bush, Saddam Hüseyin'e nefretini ifade etti, ölüm cezası verilmesinin münasip olacağını kamuoyu önünde zikretti. Bush yönetimi, Saddam Hüseyin'in şeytanlaştırılma sürecini hayata geçirdi ve bu inancın yayılmasında aleni bir siyasi çıkarı vardı.
Şurası açık ki Saddam Hüseyin'in adil yargılanmasının garanti edilmesi zor olacak, oysa adil yargılama Irak demokrasisinin geleceği açısından hayati önem taşımakta. Bu dava tarih yazacak, dünya çapında şiddetin rotası üzerinde etki edecek ve Irak'ta barış umutları açısından belirleyici olacak.
Saddam Hüseyin bir yılı aşkın süredir, bir aile üyesi, arkadaşı veya avukatı ile görüştürülmeksizin, yasadışı biçimde hapis tutulmakta. Dünya kendisini birkaç kez televizyonda görmesine rağmen, dış dünya ile iletişimi tamamen kesilmiş, Ebu Garib ve Guantanamo'daki mahkûmlara kötü muamelede bulunan ABD ordusu tarafından kuşatılmış durumda.
Saddam Hüseyin'in savunmasına yönelik hazırlıklar, seçtiği avukatlara derhal ve kısıtsız biçimde ulaşım imkânı verilmedikçe başlayamaz; avukatlar son bir yılda yaşanan olayları, Saddam Hüseyin'in yakalanma koşullarını ve kendisine yapılan muamelenin ayrıntılarını inceleyebilmeli. Ardından, açılan davanın ve mahkemenin, isnat edilen suçların, Saddam Hüseyin'in davanın olgularıyla ilgili bilgilerinin, düşüncelerinin ve talimatlarının içeriğini ve bileşimini tam anlamıyla incelemeleri için avukatlara zaman verilmesi gerek. Ve son olarak, Saddam Hüseyin'in savunmasını hazırlamak gibi devasa bir görevi yerine getirmek için de zamana ihtiyaçları var.
Hukuk ekibi, ekibin yardımcıları ve araştırmacılar işlerini güvenli, müdahale edilmeyen ve müvekkillerinin savunmanın her aşamasına tam olarak katılabilmesinin garanti edildiği bir ortamda çalışabilmeli.
Uluslararası hukuk uyarınca bütün suç mahkemeleri yeterli, bağımsız ve tarafsız olmalı. Irak Özel Mahkemesi bu gerekli niteliklerin hiçbirini taşımıyor. Bir fikir olarak bile gayrimeşru, zira Saddam Hüseyin'i şeytanlaştıran ve yargılamaya niyet ettiği yönetimi bizzat deviren yasadışı bir işgalci güç tarafından kuruldu.
ABD, eski devlet başkanına yönelik muamelesi ve izolasyonu, yanı sıra onu yargılamak için Irak Özel Mahkemesi'ni kurmasıyla, meşruiyet ve adalet umutlarını çoktan yok etti, en basit terbiye kurallarına bile uymadı. Sözgelimi ABD'nin dolaşıma soktuğu son fotoğraflardan birinde Saddam Hüseyin, boş bir odanın ortasında, boyun eğmiş bir biçimde, ABD'nin o dönemdeki vekili olan Ahmed Çelebi'nin karşısında otururken görülmekteydi. Çelebi Saddam Hüseyin'e tepeden bakmaktaydı. Aslında o bakışlar, çıplak duvardaki bir Bush resmine aitti.
ABD'nin, eski lideri adil olmayan bir davayla yargılama niyeti, mahkemeyi organize edip yönetme görevine Çelebi'nin yeğeninin atanmasıyla açıkça belli oldu. Yeğen, ABD'nin eski savunma bakan yardımcılarından Douglas J. Feith ile ortak bir hukuk bürosu açmak için Irak'a daha yeni dönmüş biriydi; Feith ise Irak hükümetinin devrilmesinin savunucusuydu ve ABD'nin savaş öncesi planlarının başlıca mimarlarındandı.
Mahkemenin konsepti, personeli, fonları ve işlevleri ABD tarafından seçildi ve hâlâ onun tarafından kontrol edilmekte; sürecin gelişimi ABD'nin iradesine ve isteklerine bağlı. Bu sürecin düzeltilmesi imkânsız. Irak Özel Mahkemesi önündeki duruşmalar, adaleti hem içeriği hem de biçimi açısından zedeleyecek ve Irak'ta Amerikan işgaline karşı daha fazla nefret ve öfke doğuracak. Sadece (gerçekten yeterli, bağımsız ve tarafsız olan) başka bir mahkeme, adaleti hakkıyla tesis edebilir.
Saddam Hüseyin ve eski Irak yetkililerinin yargılandığı bir davada, davanın görülmesini ve mahkemenin nihai kararını etkileyebilecek önyargıları önlemek için de tedbirler alınmalı. Bu, çok zor bir iş. Fakat daha azı kabul edilemez.
Son olarak, eğer herkes için adaletten söz edilecekse, Saddam Hüseyin'e isnat edilen suçları ele alacak herhangi bir mahkeme, Irak saldırısına katılan ABD, Britanya ve diğer ülkelerin askeri liderleri ve personeline yönelik suçlamaları da ele alma gücüne ve yetkisine sahip olmalı.
Hiçbir güç veya insan yasaların üstünde olamaz. Barış sağlanacaksa, zafer kazananın adalet dağıttığı günler sona ermeli.
Böyle bir davada savunma yapmak, doğrular, hukukun üstünlüğü ve barış açısından hayati öneme sahip. Bu işe uygun görülen ve imkânı olan her avukat, söz konusu hizmetin ifasını en kutsal görev olarak kabul etmeli. (Eski ABD Adalet Bakanı, 26 Ocak 2005)